Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Taḥrīk ider cenāḥıñızı ẕevḳ-i bālıñız
Bir mūsiḳī-i şevḳ ü ṭarabdır fiʿāliñiz
Bir ḫoş vızıltı, ṭatlı uġultu revān olur
Birden hevāyı oḳşasa ṭanbūr-ı bālıñız
Öpsem diyüp gidersiñiz ebsem çiçekleri
Pek şāʿirāne saʿy-i ḥalāvet-meʿāliñiz
Zenbūrlar! Melek misiñiz nūr yersiñiz
Ol nūrdan mı ṭatlı ḥaṣūr böyle bālıñız
Var iḳtiṣāda ṣoñ derece ihtimāmıñız
Bir İngiliz melīkesi varsa ḳrālıñız
Bir tek ḳovan büyük medeniyyet nümūnesi
ʿAḳla veleh virir hüner-i bī-miŝāliñiz
Bir şehr-i muntaẓam ki müretteb soḳaḳları
Dārü'ṣ-ṣınāʿalar o müseddes ḥicāliñiz
Tedbīr-i menzil ögretiyor kim reʾīseñiz
Bir intiẓām-ı tām ile işler ricāliñiz
Efrād-ı ġayr-ı fāʿileyi ṭard iderseñiz
Taʿṭīle gelmez encümen-i iştiġāliñiz
Kimyāda, fenn-i hendese, ʿilm-i idārede
ʿİnde'l-ḳıyās bizlere fāʾiḳ kemāliñiz
Ṭaġlarda ḫāne yapmaġa vaṣy eylemiş size
Taʿlīm-i ṭıbb iden melek-i ẕü'l-celāliñiz
Āŝār-ı luṭf-ı terbiye-i Rabb-i ʿālemīn
Memdūḥdur ʿacīn-i şifā iştimāliñiz
Ḳur'ān şifā-yı şehdiñize aʿdel-i şühūd
Memdūḫdur ʿacīn-i ṣafā iştimāliñiz
Siz beñzemezsiñiz şu hevāmıñ ʿavāmına
Maḫṣūṣ kendi nevʿiñize kendi ḥāliñiz
Maḥfūẓdur taʿarruẓ-ı düşmandan ülkeñiz
Bir ecnebī yanaşsa yamāndır cidāliñiz
Bir ittiḥād-ı ḫāṣ u vaṭan-perverānedir
Cemʿiyyetiñ niẓāmına hep imtiŝāliñiz
Ancaḳ miyānda vālideñizdir ḫatīrıñız
Yoḳ emrine muḫālefete iḥtimāliñiz
ʿAzm-i maḳām-ı diger idince reʾīseñiz
Ḫoşdur peyince ḳāfile-i iḥtifāliñiz
Sizlerde var mı sirḳat ile defʿ-i iştihā
Maḫlūṭ olur mı bāl ile gāhī vebāliñiz
Bizler ki sözde ehl-i ṣalāḥ ü ʿadāletiz
Eñ müttaḳīmiz olmada düzd-i nevāliñiz
Şīrīn, ḥayāta ḥāṣıl-ı saʿyi ḥayāt-veş
Īżāh ider bu ḥikmeti rızḳ-ı ḥelāliñiz
Günümüz Türkçesiyle
1. Balınızın zevki kanatlarınızı harekete getirir; işleriniz bir şevk ve neşe musikisidir.
2. Kanatlarınızın tamburu birden havayı okşasa, hoş bir vızıltı, tatlı bir uğultu akar.
3. "Öpeyim" diye dilsiz çiçeklere gidersiniz; tatlılıkla sonuçlanan çabanız pek şairanedir.
4. Arılar! Melek misiniz, nur mu yersiniz? Balınız o nurdan mı böyle tatlı bir mahsul?
5. Tutumluluğa son derece özeniniz var; bir kralınız varsa, o bir İngiliz kraliçesi.
6. Tek bir kovan büyük bir medeniyet örneğidir; eşsiz hüneriniz akla hayret verir.
7. Sokakları sıralı, düzenli bir şehir; o altıgen odalarınız birer imalathanedir.
8. Başkanınız ev idaresini öğretiyor; adamlarınız tam bir düzenle çalışır.
9. Çalışmayan fertleri kovarsınız; çalışma meclisiniz hiç tatile girmez.
10. Kimyada, geometride, idare biliminde kemaliniz bize kıyasla üstündür.
11. Size dağlarda ev yapmayı, tıp öğreten celal sahibi melekiniz vasiyet etmiş.
12. Âlemlerin Rabbinin terbiyesinin lütfunun eserleri: şifa hamuru taşımanız övülür.
13. (Ya da:) Kur'an, balınızın şifasına en adil şahittir; safa hamuru taşımanız övülür.
14. Siz şu haşerelerin avamına benzemezsiniz; kendi hâliniz kendi türünüze mahsustur.
15. Ülkeniz düşman saldırısından korunmuştur; bir yabancı yanaşsa savaşınız amansızdır.
16. Vatanseverce, kendine özgü bir birlik; cemiyetin nizamına hep uyarsınız.
17. Aranızda saydığınız ancak annenizdir; onun emrine aykırı davranmanız ihtimali yoktur.
18. Başkanınız başka bir yere gitmeye niyet edince, ardından giden tören kafileniz pek hoştur.
19. Sizde hırsızlıkla iştah gidermek var mı? Bazen balınıza vebaliniz karışır mı?
20. Biz ki sözde iyilik ve adalet ehliyiz; en müttakimiz bile bağışlarınızın hırsızıdır.
21. Çabanın ürünü hayata hayat gibi tatlıdır; helal rızkınız bu hikmeti açıklar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Arıların hayatı, "Zenbûr" manzumesinde bir medeniyet örneği olarak övülür; divanın tabiat gözlemi ile toplum eleştirisi burada buluşur. İlk beyitler arıyı bir müzisyen ve şair olarak görür: kanatları bir tamburdur, çiçeklere "öpeyim" diye gider. Beşinci beyitten itibaren kovan bir devlete dönüşür ve dil bilinçli olarak dönemin siyasi sözlüğünden alınır: iktisat, medeniyet, sokakları düzenli bir şehir, imalathaneler, ev idaresi, çalışmayanların kovulması, tatile girmeyen meclis, vatanseverce bir birlik ve cemiyetin nizamı. Arıların "kralı"nın aslında bir "İngiliz kraliçesi" olduğu şakası, kraliçe arı ile uzun süre tahtta kalan Kraliçe Victoria'yı aynı beyitte buluşturur.
On birinci ile on üçüncü beyitler Nahl suresine dayanır: Rabbin arıya dağlarda ev edinmesini vahyettiği (16/68) ve balda insanlar için şifa bulunduğu (16/69) ayetleri burada şiire girer. On üçüncü beyit, müstensihin on ikinci beyit için verdiği ikinci söyleyiştir. Son beyitler dönüp insanlara bakar: arılarda hırsızlık var mı diye sorulur, cevabı ise insanın kendisi verir; sözde iyilik ve adalet ehli olan insanların en müttakisi bile arının balını çalar. Son beyit, helal rızkın tatlılığını çabanın ürünü olarak över. Tabiat bilgisini ahlak öğüdüne bağlayan şiir, kovan devletinin diline sızan hafif bir siyasi ironiyi de taşır.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 65-67 (şiir no. 220; yazma vr. 61b-62a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






