Özgün Metin

Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün

Ṭutuşdı baḥŝe örümcekle bir ipek böcegi
Didi: Nedir şu ḥabīŝiñ hevāda ördicigi
Hevāda ḳursa faḳaṭ dest-gāh yoḳ māniʿ
Arar menābir ü miḥrāb ü ṣavmaʿa, cāmiʿ
Ne iḥtirām-ı ḥarām var ne ḥürmet-i miḥrāb
Gavur mı yoḳsa müselmān mıdır o ḫān-ı ḫarāb
Hücūmı gördü örümcek cevāba davrandı
O leng u lūk şu yolda ḫiṭāba davrandı:
Didi: Nedir bu taʿarruż baña a dūd-ı ḥarīr
Ḫacīl olursuñ eger vaṣfım eylesem taḳrīr
Benim ḳilidis-i meşhūre ḫvāce-i evvel
Ki fenn-i hendeseye ben ḳodum ḳadīm-i temel
Ne metre vardır elimde ne ālet-i perkār
Pesend ider şu benim dāʾirem gören miʿmār
Devāʾir-i mütedāricle merkez-i vāḥid
Ḳadīm-i heyʾete beñzer nesīcim ey ḥāsid
Fevāṣıl-ı mütenāsıple çekdigim evtār
Miŝāl-i mınṭıḳatü'l-burc ʿilm-i devvār
O cānbāzım ki resen-bāzlıḳda yoḳdur işim
Cihāt-ı sitte bilā-vāsıṭa cibāl-keşim
O cānbāzım ki terāzūya iḥtiyācım yoḳ
Gider gelir ḳoşarım ḳılca iʿvicācım yoḳ
Füsūn u siḥr oḳurum tār u pūd olur nefesim
Baña ilişme ki kendimce ben de ḫayli kesim
Cihān bilir ki benim perde-dār-ı ġārını
Seniñ meziyyetiñ āyāndır ḳuzum çelebī
Yegāne mefḫaretiñ bir ḳozañ degil mi seniñ
Faḳaṭ meziyyeti andan ziyādedir kefeniñ
Ricāl, gördi nesīciñde töhmet-i ḥürmet
Atıldı rūyuña ḳarşı ḳumāş-ı bī-ḳıymet
Seniñ ufāḳ ḳozañ ancaḳ netīce-i yek-sāl
Bu kār-gāh ben açmaḳdayım hezārān-ı şāl
Ben eylerim bu şebigeyle iktināṣ-ı ẕübāb
Seni nesīciñ ider tāb-ı tāba içre kebāb
Seniñ eviñle benim ḫāne hem meziyyet mi
Eliyle kendini ḥabs eylemekde ṣanʿatımı
Sen iftiḫār idecek yerde aġlasan yeri var
Bu ṣunʿ-ı bü'l-ʿacebiñ bir ʿaẕāb-ı ekberi var
Düşün ki düşdi yaḳañ dest-i nevʿ-i insāna
Fürūnda ḫaşlanacaḳsıñ yarın a divāne
Bu serzenişleri gūş itdi dūd-ı per temkīn
Didi : ḫatīb! Sözüñ oldı mı ḫitām-ı rehīn
Bilindi maʿrifetiñ ey mühendis-i eflāk!
Bu kār-gehde meger sensiñ aḥsenü men ḥāk
Çıḳup da minbere biñ ḫutbe vü nuʿūt oḳusañ
Ṣabāḥ-ı maḥşere dek beyt-i ʿankebūt oḳusañ
Medīḥa-i hüneriñ " evhenü'l-buyūt"yeter
Yeter yeter bu tefāḫür ey ʿankebūt yeter!
Ḳumāş-ı nārgülüñi pek de aṣma dīdāra
Süpürge açmasun endām-ı nermiñe pāre
Benim nesīc-i laṭīfim Ḫudā idüp tevḳīr
Libās-ı ehl-i naʿīme dimiş : "Libās-ı ḥarīr"

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir ipek böceği bir örümcekle tartışmaya tutuştu; dedi: "Şu habisin havada ördüğü şey nedir?"

2. "Tezgâhını yalnız havada kursa bir engel yok; (ama) minberleri, mihrabı, manastırı, camiyi arar."

3. "Ne haremin hürmetini gözetir ne mihrabın saygısını; o yıkık evin sahibi gâvur mu, yoksa Müslüman mı?"

4. Örümcek saldırıyı gördü, cevaba davrandı; o topal ve eğri büğrü (yaratık) şöyle söze girişti:

5. Dedi: "Ey ipek kurdu, bu bana sataşman nedir? Vasıflarımı anlatsam utanırsın."

6. "Ben meşhur Öklid'in ilk hocasıyım; geometri bilimine eski temelini ben koydum."

7. "Elimde ne bir metre var ne de pergel aleti; şu dairemi gören mimar onu beğenir."

8. "Tek merkezli iç içe dairelerle örgüm, eski astronomiye benzer, ey hasetçi."

9. "Orantılı aralıklarla gerdiğim teller, felekler biliminde burçlar kuşağı gibidir."

10. "Ben o cambazım ki ip cambazlığıyla işim yoktur; altı yöne aracısız ip gererim."

11. "Ben o cambazım ki teraziye (denge sopasına) ihtiyacım yok; gider, gelir, koşarım, kıl kadar eğriliğim yok."

12. "Efsun ve sihir okurum, nefesim atkı ve çözgü olur; bana ilişme, ben de kendimce epey bir kimseyim."

13. "Dünya bilir ki ben mağaranın perdedarıyım; senin meziyetin ise ortada, kuzum çelebi!"

14. "Tek övüncün bir kozan değil mi senin? Fakat kefeninin meziyeti ondan da fazladır."

15. "Erkekler senin dokumanda haram olma lekesini gördü; değersiz bir kumaş diye yüzüne atıldı."

16. "Senin ufak kozan ancak bir yılın ürünü; ben bu tezgâhta binlerce şal açmaktayım."

17. "Ben bu ağla sinek avlarım; seni ise dokuman sıcağın içinde kebap eder."

18. "Senin evinle benim evim aynı meziyette mi? (Kendini) eliyle hapsetmek benim sanatım mı?" (beyit tam açık değildir)

19. "Sen övüneceğin yerde ağlasan yeridir; bu şaşılacak işinin büyük bir azabı var."

20. "Düşün ki yakan insan türünün eline düştü; yarın fırında haşlanacaksın, a divane!"

21. Ağırbaşlı ipek böceği bu azarları dinledi; dedi: "Hatip, sözün rehin verilmiş sonuna erdi mi?"

22. "Ey göklerin mühendisi, hünerin anlaşıldı! Bu tezgâhta meğer dokuyanların en iyisi senmişsin."

23. "Minbere çıkıp bin hutbe ve övgü okusan, mahşer sabahına kadar 'örümceğin evi'ni okusan,"

24. "hünerinin övgüsüne 'evlerin en zayıfı' yeter; yeter, yeter bu övünme, ey örümcek, yeter!"

25. "Ateş çiçeği renkli kumaşını duvara pek asma; süpürge senin yumuşak bedenini parça parça etmesin."

26. "Allah benim ince dokumamı yüceltti; Naîm cenneti ehlinin giysisine 'ipek giysi' dedi."

Edebî ve Tarihî Yorum

İpek böceği ile örümcek, "Dûd u Ankebût" mesnevisinde birbirleriyle tartışan iki fabl kahramanıdır; şiir, divanın çocuklara ve gençlere yönelik öğretici şiirleriyle aynı damardan gelir. İpek böceği saldırıyla başlar: örümcek ağını yalnız havaya kursa ses çıkarmayacak, ama minberleri, mihrapları ve camileri arar. Örümcek uzun bir övünmeyle cevap verir: o, Öklid'in ilk hocasıdır; cetvelsiz ve pergelsiz çizdiği iç içe daireler eski astronominin felek modelini, orantılı teller ise burçlar kuşağını andırır; denge sopasına ihtiyaç duymayan bir cambazdır.

İki taraflı bir hiciv

Örümceğin en güçlü delili on üçüncü beyittedir: "Dünya bilir ki ben mağaranın perdedarıyım." Bu, hicret sırasında Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekir'in saklandığı Sevr mağarasının ağzına örümceğin ağ ördüğünü anlatan bilinen rivayete göndermedir. Ardından ipek böceğinin zaaflarını sayar: kozası kendi kefenidir, ipek erkeklere haram sayıldığı için "değersiz bir kumaş" diye yüzüne atılır, sonunda da insanın eline düşüp fırında haşlanacaktır.

İpek böceğinin cevabı kısa ve Kur'anî delillere dayanır. Ankebût suresi "Evlerin en zayıfı örümceğin evidir" (29/41) der; örümcek mahşere kadar övünse de bu ayet ona yeter. Son beyit ipeği Hac suresindeki "Oradaki giysileri ipektir" (22/23) ayetine bağlar: Allah cennet ehlinin giysisini ipek diye anmıştır. Fabl, geometri, astronomi ve tefsiri bir araya getiren geniş bir bilgi diliyle kurulur ve iki tarafı da biraz alaya alır; kibirli bilgiye karşı mütevazı fakat Kur'an'la övülmüş bir emeği öne çıkarır. Onuncu, on yedinci, on sekizinci ve yirmi beşinci beyitlerdeki birkaç kelime için tezde kesin bir okuma yoktur; çeviri bu yerleri belirtir.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 63-65 (şiir no. 219; yazma vr. 61a-61b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar