Özgün Metin

Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün

Nedir bu kevkebe-i kevn-i muʿcizāt-şumūl
Taḥayyür-efken-i uʿyūn veleh-fezā-yı ʿuḳūl
Niẓām-bend-i ezel ḥükm-i lā-yeteġayyer
Ṭulūʿ-ı ġayr-ı irādī vü iltimāʿ u ufūl
İder ḳavāfil-i ẕerrāt-ı deşt-i hestīde
Hemān iyāb u ẕehāb, dirān-ı rücūʾ u ḳufūl
Miŝāl-i berḳ-i nümāyān olur geçer her şey
Ḳarar-ı ġayr-i muḳaddir, ŝebāt-ı bī-medlūl
Meʾād u mebdeʾ-i ʿayniyyetinde ŝābitdir
Vuṣūl-i mebdeʾ-i firḳat, firāḳ-ı bedʾa-ı vuṣūl
Zamān-ı süyūl kef-efşān esraʿüʾl-cereyān
Fesād-ı köhne ṣuver ḥālet-i ḥabāb-ı süyūl
Miyān-ı silsile peydā nihāyetini nihān
Hezār-ı cünbiş-i meşhūd, menşeʿ-i mechūl
Tekevvünāt-ı müselsel, ḥudūŝ-ı pey-der-pey
Tecelliyāt-ı dem-ā-dem taʿayyün-i mevṣūl
Terekkubāt-ı cevāhir teḥavvül-i aʿrāż
Taḥallilāt-ı terākīb ü inbisāṭ-ı uṣūl
Bu baḥr-ı aʿẓamıñ īcāb-ı medd ü cezr-i ruḫı
Hemīşe ẓāhir olur defʿ ü ceẕb vird ü ḳabūl
Fecelle men ḫaleḳaʾl-ʿāleme ve ṣarafahu
Feküllü ẕalike minhu bedā, ileyhi yeʾūl

Günümüz Türkçesiyle

1. Mucizeleri kucaklayan bu varlık ihtişamı nedir? Gözlere hayret salıyor, akılların şaşkınlığını artırıyor.

2. Ezelin düzen bağı, değişmeyen bir hüküm; iradeye bağlı olmayan doğuş, parlayış ve batış.

3. Varlık çölündeki zerre kervanları durmadan gelip gider; dönüş ve geri dönüş devrini yapar.

4. Her şey şimşek gibi görünür ve geçer; karar önceden belirlenmemiş, sebat ise delilsizdir.

5. (Her şey) dönüş yeri ile başlangıcın aynı oluşunda sabittir: vuslat ayrılığın başlangıcı, ayrılık vuslatın başlangıcıdır.

6. Zaman köpük saçan, en hızlı akan bir seldir; eski suretlerin bozuluşu sel kabarcıklarının hâlidir.

7. Zincirin ortası görünür, iki ucu gizlidir; binlerce kıpırtı görünür, kaynağı bilinmez.

8. Zincirleme oluşlar, ardı ardına meydana gelişler; an be an tecelliler, birbirine bitişik belirlenmeler.

9. Cevherlerin birleşmesi, arazların değişmesi; bileşiklerin çözülmesi ve asılların yayılması.

10. Bu en büyük denizin ruhunun met ve cezir gereği olarak, daima itme ve çekme, gelip gitme ve kabul görünür.

11. (Arapça) Âlemi yaratan ve onu evirip çeviren yücedir; bütün bunlar O'ndan başladı, O'na döner.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dizinin ikinci bölümü, ilk bölümün ahlakî sorularını bırakıp kâinatın işleyişine bakar ve hayreti bu kez bir doğa felsefesi diliyle söyler. Beyitlerin çoğu fiilsiz, isim tamlamalarından kurulmuş sıralamalardır: değişmeyen hüküm, iradesiz doğuş, zincirleme oluşlar, cevherlerin birleşmesi, arazların değişmesi. Bu söyleyiş, bir felsefe ders kitabının terimlerini aruz kalıbına dökmüş gibidir ve Gelenbevi Sultanisi'nde felsefe de okutan Cûdî'nin dersliğine yakın bir dil kurar.

Manzumenin anahtar imgeleri akış ve zincirdir. Zerre kervanları varlık çölünde gelip gider, her şey şimşek gibi görünüp geçer, zaman köpük saçan bir seldir ve eski suretlerin bozuluşu o selin kabarcıklarıdır. Yedinci beyit bilinmezliği tek mısraa sığdırır: zincirin ortası görünür, iki ucu gizlidir. İnsan, başlangıcını ve sonunu göremediği bir zincirin ortasında yaşar. Beşinci beyitteki "vuslat ayrılığın başlangıcı, ayrılık vuslatın başlangıcıdır" sözü de dönüşün sürekliliğini bir aşk paradoksuyla anlatır.

Son beyit Arapçadır ve dizinin dağınık görünümünü tek bir kaynağa bağlar: âlemi yaratan ve evirip çeviren yücedir, her şey O'ndan başlar ve O'na döner. Kur'an'daki "Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz" sözünün yankısı olan bu kapanış, hayreti bir teslimiyetle bitirir.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 48-49 (şiir no. 40; yazma vr. 14b-15a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar