Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāilātü mefāʿīlü fāʿilün
Ol nā-şüküfte ġonceyi itmişdi dil-pesend
Bülbülden evvel oldum aña ben ʿalāḳa-bend
Gīsū-feşān u cilve-künān, ḳand-rīz-i ḫend
Her gün çıḳardı luʿbegehiydi kenār-ı kend
Bir gün baḳup ne şūḫ, ne şendir didim, didi:
ʿAyn-ı ḫayāl neşʾe-i resānıñ degil midir
Ol māh-ı çārdeh şenbe setr itdi māhını
Geldi kemāle giydi diŝār-ı siyāhını
Ḥasretle çekdim eyledigim göz günāhını
Bir nev-bahār ḳaṣd idüp ārām-gāhını
Billāhi bāġınız ne ḥüsündür didim, didi:
Seyret zemīne şiʿr-i ḥisānıñ degil midir
Girdim müsāʿadeyle temāşā-yı bāġına
ʿAşḳıñ budur riʿāyeti ʿaḳlıñ yasaġına
İtdim teṣādüf ol ṣırada gül ocaġına
Birḳaç şükūfe ṭoplayup atdım ḳucaġına
Baḳ sevdigim şu gül, bu semendir didim, didi:
Bunlar miŝāl-i ḥüsn-i beyānıñ degil midir
Teklīf ḳıldı bir gice kalmaḳlıġım nigār
Çoḳdur, didi: Bu bāġıñ içinde hezār-zār
Vaḳt-ı seherde ṣayd-ı ṣafādır bu yirde kār
“Sen avladıñ beni vü ben itdim seni şikār
Bir başḳa av hevāsı nedendir”: didim, didi:
Ḳaṣdım perī-i şiʿr-i perānıñ degil midir
Baḳdım güşāde ṭurra-i meşkin būyına
Yatmış visāde sünbülüne boylı boyına
Düşmüş gözüm müṭālaʿa-i ḥüsn-i rūyına
Ṭalmış göñül mülāḥaża-i güft-ü-gūyına
Ṣoḥbet seniñle hūş-ı figendir didim, didi:
Ṣoḥbet benimle ḫōşca ziyānıñ deġil midir
Şīrīn tebessümātı maḳāṣıd vesāʾili
Nūşīn tekellümātı muḥabbet delāʾili
Ḥayret-fezā-yı ins-ü melekdir şemāʾili
Bir nūrdur ki şuʿlesidir kendi hāʾili
Bilmem bu nūr cān mı yā tendir didim, didi:
Mirʾāt-ı ʿaks-i cünbiş-i cānıñ degil midir
Günümüz Türkçesiyle
1. O henüz açılmamış gonca gönlümü çekmişti; bülbülden önce ona ben bağlandım. Saçlarını savurarak, cilveler ederek, gülüşüyle şeker saçarak her gün dışarı çıkardı; oyun yeri şehrin kenarıydı. Bir gün bakıp "Ne şakacı, ne neşeli!" dedim; dedi ki: "Bu, senin eriştiğin neşenin ta kendi hayali değil mi?"
2. O on dört gecelik ay, ayını (yüzünü) örttü; olgunluğa erdi, siyah örtüsünü giydi. İşlediğim göz günahının bedelini hasretle ödedim. Bir yeni baharda dinlenme yerine (bahçesine) yöneldi; "Vallahi bahçeniz ne güzel!" dedim; dedi ki: "Yere bak, bu senin güzel şiirin değil mi?"
3. İzin alarak bahçesini seyre girdim; aşkın aklın yasağına saygısı budur. O sırada bir gül fidanına rastladım; birkaç çiçek toplayıp kucağına attım. "Bak sevgilim, şu gül, bu yasemin!" dedim; dedi ki: "Bunlar senin güzel anlatımının örnekleri değil mi?"
4. Bir gece sevgili kalmamı teklif etti; "Bu bahçenin içinde bülbül çoktur; seher vakti burada iş safa avlamaktır" dedi. "Sen beni avladın, ben de seni avladım; başka bir av hevesi neden?" dedim; dedi ki: "Benim kastım senin kanatlı şiirinin perisi değil mi?"
5. Açık perçeminin misk kokusuna baktım; yastığın sümbülüne boylu boyunca uzanmıştı. Gözüm yüzünün güzelliğini incelemeye düştü, gönlüm konuşmalarını düşünmeye daldı. "Seninle sohbet aklı başından alıyor" dedim; dedi ki: "Benimle sohbet senin için tatlı bir kayıp değil mi?"
6. Tatlı gülümsemeleri dileklere ulaştıran vasıtalar, bal gibi konuşmaları sevginin delilleri; hâlleri insanın ve meleğin hayretini artırır; o öyle bir nurdur ki kendi alevi kendi perdesidir. "Bilmem bu nur can mı, yoksa ten mi?" dedim; dedi ki: "Senin canının kıpırtısının yansıdığı ayna değil mi?"
Edebî ve Tarihî Yorum
"Dedim, Dedi" ile Kurulan Bir Hikâye
Halk şiirinden de bilinen "dedim dedi" söyleyişi divanda en uzun biçimini bu müseddeste bulur; Cûdî'nin bu söyleyişe başvurduğunu Havva Tok Yıldız da kaydeder. Her bent dört mısralık bir sahneyle başlar, beşinci mısrada âşık bir söz söyler ve "didim, didi" diye cevap alır, altıncı mısra sevgilinin cevabıdır ve hep "değil midir" sorusuyla biter. Altı bent, bir sevginin küçük bir hikâyesini anlatır: henüz açılmamış bir gonca, şehrin kenarında oynayan bir kız, olgunlaşıp siyah örtüsünü giymesi, bahçesine izinle girilmesi, bir gece kalmaya davet ve uzun bir sohbet.
Hikâyenin asıl buluşu cevaplardadır. Âşık her seferinde sevgiliyi, bahçesini, çiçeklerini, sohbetini över; sevgili her seferinde övgüyü şaire geri çevirir. Neşesi şairin hayalidir, bahçesi onun şiiridir, çiçekler onun güzel anlatımının örnekleridir, avlamak istediği şey onun "kanatlı şiirinin perisi"dir, yüzündeki nur da şairin canının kıpırtısını yansıtan bir aynadır. Böylece sevgili, şairin ilham perisine, şiirin kendisine dönüşür ve müseddes şiir yazmanın üzerine bir şiir olarak okunabilir.
Öte yandan sahnelerin somutluğu, şehrin kenarında oynayan çocuğun büyüyüp örtünmesi, izinle girilen bahçe ve geceleme daveti, bir nişan ve evlilik hikâyesini de akla getirir. Şiir bu iki okumadan birini seçmez; her bent hem bir hatıra hem bir şiir sanatı benzetmesi olarak durur.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 54-55 (şiir no. 43; yazma vr. 16b-17b); giriş s. 8-9. http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






