Özgün Metin

Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün

Gözüm açar baḳarım gördigim ẓülāl-i ḫayāl
Gözüm ḳapar bulurum ẕihni bir mecāl-i ḫayāl
Cihānı bilmedigim bir lisān gibi oḳurum
Birer birer geçer elfāẓa bī-māʾil-i ḫayāl
Cihān-ı ādemi bu hāy u hūyı dem-be-demi
Görür gözüm birer efsāne bir miŝāl-i ḫayāl
Bu ḥüsn ü ḳubḥ umūrı bu muḫtelif ṣūri
Yazar ṣaḥīfe-i kevn ü fesāde nāl-i ḫayāl
Gelir ẓuhūra ġarāʾib-nümā temāşālar
Felek o perdeki oynar hemān ḫayāl-i ḫayāl
Bu ṣamt-ı muṭlaḳ ile her gelen ne ḫoş ḳonuşur
Alır cevāb-ı ḫayāl eyleyüp suʾāl-i ḫayāl
Çocukluġumda, şebābımda yaʿnī cehlimde
Birer ḥaḳīḳat idi çeşmime cemāl-i ḫayāl
Bu kevn cemāl-i ḥaḳīḳat ḥicāb-dār-ı ḫayāl
Anıñ ḫayāli ider ḳalbi mest-māl-i ḫayāl
Bu kevn cemāl-i ḥaḳīḳat görünmiyor gözüme
Yetiş ne demdesiñ ey ḫoş-dem viṣāl-i ḫayāl
Baña ḥaḳāyıḳ-ı aḥvāle iṭṭilāʿ, ḥarām
Sen oḳşa ẕihnimi ey leẕẕet-i ḥelāl-i ḫayāl
Ḥużūr-ı selb olınur gözleri açık gezeniñ
Ḥased o ġāfile kim nāʾim-i ḥicāl-i ḫayāl
Ḥayāt o baḥr-ı ḫayālātdır ki peyveste
İçinde oynatır ervāḥı, şāh-bāl-ı ḫayāl
Bu baḥre düşdigim andan beri şināh iderim
Görünmiyor gözüme sāḥil-i maḥāll-i ḫayāl
Ḫayāl içinde ḫayāl oldıġım ŝübūta yeter
Günüm geçer olur encām-ı pāyimāl-i ḫayāl
Mineʾl-ezel bu geliştir ileʾl-ebed bu gidiş
Döner ṭurur arada mevc-i māh u sāl-i ḫayāl
Ẓalām içinde aḳar ṭatlı ṭatlı ʿayn-ı ḫayāt
Miŝāl-i ḫıẓr-ı cihān ṭālib-i zülāl-i ḫayāl
Ḫayāliñ eyleyemem ḫalḳa ḫidmetin inkār
Tekemmülāt-ı beşer zāde-i kemāl-i ḫayāl
Ḫayāl, sofrasını her dü-ʿāleme döşemiş
Virir nüfūsa meẕāḳınca bir nevāl-i ḫayāl
Ġurūr-ı nevʿ-i-beşer oḳşanır çocuḳ gibidir
İder ṭabīʿat-ı ṭıflānesi delāl-i ḫayāl
Ḥayāt o yol ki çöker çehreye ġubār-ı fütūr
Faḳaṭ siler anı her laḥẓa dest-māl-i ḫayāl
İder müdāhene insānıñ iç yüzi ṭışına
Şımartır ol çocuġı lālāsı Bilāl-i ḫayāl
Görür misüñ ne ḳadar dik ṭurur ḳażā-yı beşer
Ṭurur ya çünki odur ẕirve-i cibāl-i ḫayāl
Ḳażā, o ḳāf-ı ḫayālatıdır ki ʿanḳālar
Hümālar anda uçar ṣayd ider ġazāl-i ḫayāl
Neler yumurṭladı fol tutdıġı ḳaẓlarda
Ne maġziler yedi efrāḫ-ı iḫtilāl-i ḫayāl
Eger olunsa terāzū-yı ḥaḳla sencīde
Cibāl-i ḳāfdane eşḳal gelir vebāl-i ḫayāl
Bütün merāsim-i teşrīf ü iḥtişām u ġurūr
Nişān-ı faḫr u şeref, rütbe-i ricāl-i ḫayāl
Bu cüst-ü-cū bu tek-ā-pū bu ārzū bu emel
Münāfesāt u mübāhāt, ḳıl ü ḳāl-i ḫayāl
Bu dāʿiyāt-ı tefevvuḳ, bu iddiʾā-yı nüfūẕ
Bütün hevācis-i nefsine hep ḫayāl-i ḫayāl
Viḫāmi hāciseden böyle miʿdesi bulanır
Fecīʿalar ṭoġurur ḳanlı ḳanlı zāl-i ḫayāl
Belā-yı nāʾire-i harbi eyleyen īḳād
Dimāġ-ı ehl-i ḫayāl üzre eşġāl-i ḫayāl
Silāḥ-ı ʿaḳl ile müstaḥkem ü müsellaḥ iken
Ḥakīmi, ḥākimi maġlūb-ı iḥtīyāl-i ḫayāl
Ḥuṣūl-i feyż ṣalāḥ-ı ʿumūma beñzer kim
Netīce yāb olamaz ṣulḥ ile cidāl-i ḫayāl
Bu fırḳa fırḳa teferruḳ bu dürlü dürlü ṭuruḳ
Ceẕūʿ-ı naḫl-i hevā şuʿbe-i nihāl-i ḫayāl
Olur ḥarāret-i enfüsle kesb idüp keremi
Semūm-ı tīh-i belā rīḥ-i iʿtidāl-i ḫayāl
Selef bıraḳsa elinden ḫalef ḳapar derḥāl
Düşer mi hīç yire şu ferīḳ sifāl-i ḫayāl
(Rūşen ḫayāl degil ḫakī, busun sefāl-i ḫayāl)
Eyādi-i beşerī ṣanki muttaṣıl ḳanavāt
Gelir geçer ṭuramaz anda naḳd u māl-i ḫayāl
Ṭarīḳ-i ḥaḳḳa nasıl ihtidā ider bu nüfūs
Öñinde bedraḳa-i rāh iken żalāl-i ḫayāl
Şuḫūṣ kendi ḫayālātınıñ ʿalīli iken
İder ʿumūm aña telḳīḥ-i iʿtilāl-i ḫayāl
Ḥaḳīḳat ʿālemine bir adımcıġaz atamaz
ʿUḳūlı öyle ḳavī baġlamış ʿuḳāl-ı ḫayāl
Ṭulūʿ-ı mihr-i ḥaḳīḳat ṣabāḥ-ı maḥşerdir
Ḥayāt-ı fāniye başdan başa leyāl-i ḫayāl
Ebaʾl-ḥaḳīḳatü veʾl-ḥaḳḳu ʿan taʿalluḳ-u ʿuḳl
Ve ṣadde ʿan denesi’l-vehmi veʾt-tiṣāli ḫayāl

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözümü açar bakarım, gördüğüm hayalin gölgeleridir; gözümü kaparım, zihni hayalin bir alanı olarak bulurum.

2. Cihanı bilmediğim bir dil gibi okurum; hayalin anlamsız sözleri kelimelere birer birer geçer.

3. İnsan dünyasını, an be an süren bu hay huyu, gözüm birer masal, birer hayal örneği olarak görür.

4. Bu güzellik ve çirkinlik işlerini, bu türlü türlü suretleri, hayalin kalemi oluş ve bozuluş sayfasına yazar.

5. Tuhaflık gösteren seyirlikler ortaya çıkar; felek o perdede yalnızca hayalin hayalini oynatır.

6. Her gelen bu mutlak sessizlikle ne hoş konuşur; hayal sorusu sorup hayal cevabı alır.

7. Çocukluğumda, gençliğimde, yani cahilliğimde, hayalin güzelliği gözüme birer hakikatti.

8. Bu varlık, hakikat güzelliğinin önünde perde tutan hayaldir; onun hayali kalbi hayalin sarhoşluğuyla doldurur.

9. Bu varlıkta hakikatin güzelliği gözüme görünmüyor; ey nefesi hoş hayal vuslatı, yetiş, neredesin?

10. Hâllerin hakikatlerini bilmek bana haramdır; ey hayalin helal lezzeti, sen zihnimi okşa.

11. Gözleri açık gezenin huzuru elinden alınır; hayal gerdeğinde uyuyan o gafile haset edilir.

12. Hayat öyle bir hayaller denizidir ki hayalin büyük kanadı ruhları onun içinde durmadan oynatır.

13. Bu denize düştüğüm andan beri yüzerim; hayal diyarlarının kıyısı gözüme görünmüyor.

14. Hayal içinde bir hayal olduğumu ispata bu yeter: günüm geçer, sonunda hayalin ayakları altında çiğnenmiş olurum.

15. Ezelden beri bu geliştir, ebede dek bu gidiş; arada hayalin aylarının ve yıllarının dalgası döner durur.

16. Karanlıklar içinde hayat pınarı tatlı tatlı akar; cihan Hızır gibi hayalin berrak suyunu ister.

17. Hayalin insanlara hizmetini inkâr edemem; insanlığın bütün gelişmeleri hayalin kemalinden doğmuştur.

18. Hayal sofrasını iki dünyaya da kurmuş; her nefse damak zevkine göre bir hayal lokması verir.

19. İnsan türünün gururu okşanan bir çocuk gibidir; o çocuksu tabiat hayalin nazını yapar.

20. Hayat öyle bir yoldur ki yüze bezginlik tozu çöker; ama hayalin mendili onu her an siler.

21. İnsanın iç yüzü dışına dalkavukluk eder; o çocuğu, lalası olan hayal şımartır.

22. Görüyor musun, insanın kafası ne kadar dik durur; durur ya, çünkü o hayal dağlarının zirvesidir.

23. Kafa, hayallerin Kaf Dağı'dır ki ankalar, hümalar orada uçar ve hayal ceylanını avlar.

24. (Hayal) fol tuttuğu kazlarda neler yumurtladı; hayalin karışıklık yavruları ne beyinler yedi. (Beyit tam açık değildir.)

25. Eğer Hakk'ın terazisiyle tartılsa, hayalin vebali Kaf dağlarından ağır gelir.

26. Bütün teşrifat merasimleri, ihtişam ve gurur; övünç ve şeref nişanları, rütbeler, hep hayal adamlarınındır.

27. Bu arayış, bu koşuşturma, bu arzu, bu emel; çekişmeler, övünmeler, hepsi hayalin dedikodusudur.

28. Bu üstünlük iddiaları, bu nüfuz davası, bütün nefsanî vesveseler hep hayalin hayalidir.

29. Vesvesenin ağırlığından midesi böyle bulanır; hayal kocakarısı kanlı kanlı facialar doğurur.

30. Savaş ateşinin belasını tutuşturan, hayal ehlinin beyni üzerinde hayalin çalışmasıdır.

31. Akıl silahıyla sağlamlaşmış ve donanmışken, bilgeyi de hâkimi de hayalin hilesi yener.

32. Feyzin elde edilmesi genel barışa benzer; hayalin kavgası ise barışla bir sonuca bağlanamaz. (Beyit tam açık değildir.)

33. Bu fırka fırka ayrılık, bu türlü türlü yollar, hevesin hurma ağacının gövdeleri, hayal fidanının dallarıdır.

34. Hayalin ılık rüzgârı, nefislerin sıcaklığıyla kızışarak bela çölünün zehirli yeli olur.

35. Önceki elinden bırakınca sonraki hemen kapar; şu hayal çanağı hiç yere düşer mi? (Tezde parantez içinde verilen üçüncü mısra ikinci bir söyleyiş olmalıdır; okunuşu kesin değildir.)

36. İnsanların elleri sanki birbirine bağlı kanallardır; hayalin parası ve malı oradan gelir geçer, durmaz.

37. Önlerinde hayalin sapkınlığı yol kılavuzuyken bu nefisler Hakk'ın yolunu nasıl bulsun?

38. Kişiler kendi hayallerinin hastası iken, herkes ona hayal hastalığını aşılar.

39. Hayalin bukağısı akılları öyle sıkı bağlamış ki hakikat âlemine küçücük bir adım bile atamazlar.

40. Hakikat güneşinin doğuşu mahşer sabahıdır; fani hayat baştan başa hayal geceleridir.

41. (Arapça) Hakikat de Hak da akılların ilişmesinden kaçındı; vehmin kirinden ve hayalin bulaşmasından uzak durdu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Hayal Perdesi

Kırk bir beyitlik bu uzun manzume, "hayâl" kelimesini her beytin sonunda tekrar ederek bir düşünce denemesine dönüşür. Kaside uzunluğunda olmakla birlikte bir kişiyi övmez; konusu insan zihninin kendisidir. İlk beyitler hayatı bir hayal sahnesi olarak tarif eder: göz açılınca görülenler hayalin gölgeleridir, göz kapanınca zihin hayalin alanı olur, cihan bilinmeyen bir dil gibi okunur. Beşinci beyitteki "felek o perdede hayalin hayalini oynatır" sözü, Karagöz'ün eski adı olan hayal-i zıll perdesini hatırlatır; dünya, perdenin arkasında oynatılan bir gölge oyunudur.

İki Yüzlü Bir Güç

Manzumenin değeri, hayale tek bir hüküm vermemesindedir. On yedinci beyitte şair, hayalin insanlığa hizmetini inkâr edemeyeceğini, insanlığın bütün gelişmelerinin hayalin kemalinden doğduğunu söyler; on sekizinci beyitte hayal iki dünyaya kurulmuş bir sofradır ve on altıncı beyitte karanlıkta akan hayat pınarıdır. Ama aynı hayal teşrifat merasimlerinin, nişanların ve rütbelerin kaynağıdır; üstünlük iddiaları, nüfuz davası ve sonunda savaş ateşi de hayalin işidir. Otuzuncu beyitte savaşın, hayal ehlinin beyinlerinde başlayan bir çalışma olduğu söylenir. Rütbe ve nişan düşkünlüğünü hayalin eseri sayan beyitler, bir memurluk devrinin içinden yazılmış bir eleştiri gibi okunur.

Otuz sekizinci beyitteki "telkîh", aşılamak demektir ve on dokuzuncu yüzyıl sonunda tıpta yaygınlaşan bir terimdir; insanlar kendi hayallerinin hastası iken birbirlerine hayal hastalığını aşılarlar. Kırkıncı beyit konuyu ahirete bağlar: hakikat güneşi mahşer sabahı doğacaktır, fani hayat baştan sona hayal geceleridir. Son beyit Arapçadır ve Hakk'ın akılların ilişmesinden, vehmin ve hayalin kirinden uzak olduğunu söyleyerek hayalin bütün alanını ilahî hakikatin dışına yerleştirir. Yirmi ikinci ve yirmi üçüncü beyitte tezin "ḳażā" okuması bağlamdan "ḳafā", yani kafa olarak anlaşılmalıdır; insan kafası hayallerin Kaf Dağı'dır.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 51-54 (şiir no. 42; yazma vr. 15b-16b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar