Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün
Nedir şu pīş-i dü-çeşmimde mevc uran deryā
Şu deşt-i nā-mütenāhī şu bī-ḥudūd feżā
Feżā mı deşt mi deryā mı ben daḫi bilemem
Ki nefs-i nāṭıḳamıñ iḫtirāʿıdı esmā
Şu manẓara, şu ḫavāriḳ, şu levḥa-i iʿcāz
Şu mübhemāt-ı muṭalsem bedāhat-ı ʿuẓemā
Şu lemʿa lemʿa tecellī, şu laḥẓa laḥẓa şuhūd
Şu reng reng bedāʾiʿ, şu mevce mevce żiyā
Şu kevkebāt-ı kevākib şu şaʾşaʾāt-ı nücūm
Şu bī-vuḳūf-ı ḳavāfil şu bī-sükūn-ı melā
Şu devr içinde ġarībāne seyr-i bī-ḫaberi
Bu seyr içinde şu āmīziş-i ʿaleʾl-ʿamyā
Ḳabūl-ı nisbete yek-dīger itse de eşyā
Yetīm-i bī-neseb eczāyı lā-yetecezzā
İmān nedir şu muʿammāyı ġayr-ı ḳābil ḥall
Cihān mı kevn ü mekān mı melāmīdir ne belā
Kefen-be-dūş ḳıyāmet mebaʿŝŝirāt-ı vücūd
Çalındı var ise mizmār-ı maḥşer-i kübrā
Şu āsumān-ı bedīʿeʾn-nuḳūş mevc-ā-mevc
Ne şānlı kevkebe yā rab ne ser-bülend livā
Sevād-ı mülk-i ḳadem ḫīre-sāz-ı çeşm-i ḥudūŝ
Beyāż-ı ṣubḥ-ı ezel perde-çāk-ı ʿayn-ı fenā
Günümüz Türkçesiyle
1. İki gözümün önünde dalgalanan şu deniz, şu sonsuz çöl, şu sınırsız boşluk nedir?
2. Boşluk mu, çöl mü, deniz mi, ben de bilemem; çünkü adlar düşünen nefsimin icadıdır.
3. Şu manzara, şu olağanüstülükler, şu mucize tablosu; şu tılsımlı belirsizlikler, büyük şeylerin şu apaçıklığı.
4. Şu parıltı parıltı tecelli, şu an an müşahede; şu renk renk harikalar, şu dalga dalga ışık.
5. Gezegenlerin şu ihtişamı, yıldızların şu parıltıları; şu durmak bilmeyen kervanlar, şu sükûn bulmayan kalabalık.
6. Şu dönüş içinde garipçe, habersizce yürüyüş; bu yürüyüş içinde körü körüne şu karışma.
7. Eşya birbirine bağlanmayı kabul etse de, bölünemeyen parçalar soyu sopu belirsiz yetimlerdir.
8. Aman, çözülmesi imkânsız şu muamma nedir? Cihan mı, varlık ve mekân mı; bu ne belâdır? (Mısraın bazı kelimeleri tezdeki okumayla açık değildir.)
9. Varlığın dağılmış parçaları omuzlarında kefen, kıyamet kopmuş gibi; büyük mahşerin borusu çalındıysa. (Beyit tam açık değildir.)
10. Nakışları harika şu gök dalga dalga; yâ Rab, ne şanlı bir alay, ne başı yüce bir sancak!
11. Ezelî ülkenin karası, sonradan var olanların gözünü kamaştırır; ezel sabahının beyazı, fenâ gözünün perdesini yırtar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dizinin üçüncü ve son bölümü hayreti en yalın hâliyle söyler: şair gözünün önünde dalgalanan sonsuzluğa bakar ve ona ad bile veremez. Dizinin en çarpıcı düşüncesi ikinci beyittedir. Uzay mı, çöl mü, deniz mi, bilemez; çünkü adlar düşünen nefsin icadıdır. Kâinatın kendisi adsızdır ve insanın koyduğu adlar onun gerçeğini değil, insanın onu kavrama çabasını gösterir. Bu fikir, divan şiirinin geleneksel dilinde pek rastlanmayan bir dil felsefesi sezgisi taşır.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci beyitler "şu" işaret sıfatıyla başlayan uzun bir sayıma dönüşür: şu manzara, şu mucize tablosu, şu parıltı parıltı tecelli, şu dalga dalga ışık, şu durmak bilmeyen kervanlar. Sanki şair parmağıyla göğü gösterir ve her gösterişte yeni bir şaşkınlığa uğrar. Yedinci beyitte kelâmın "cüz'-i lâ-yetecezzâ"sı, bölünemeyen parça, "soyu belirsiz yetimler" olarak anılır; eşya birbirine bağlanır ama en küçük parçaların kimseye ait olmadığı söylenir.
Son iki beyit bakışı yeniden yukarı kaldırır. Gök şanlı bir alay ve yüce bir sancaktır; kapanış beyti ise ezel ile fenâyı renklerle karşılaştırır. Ezelin karası sonradan olanların gözünü kamaştırır, ezel sabahının beyazı yokluk gözünün perdesini yırtar. Sekizinci ve dokuzuncu beyitteki birkaç kelimeyi ise tezin okuyuşu açıklamaya yetmez; bu iki beytin aktarımı bir yaklaşımdan ibarettir.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 50 (şiir no. 41; yazma vr. 15a-15b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






