Özgün Metin

Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün

Eṭrāf-ı āfitābı her aḳşam ṣarar ki
Biñ şekl-i dil-nişīnde müẕehheb seḥābeler
Ebriñ bu semte nāẓır olan vechi simsiyāh
Parlar öbür yüzinde müzerkeş ḥicābeler
Tersīm ider ufuḳda gehī ebr-i tārmār
Muẓlim cezīrelerle ḳaranlıḳ ḫarābeler
Eşcār-ı ser-şikeste vü aġṣān-ı münkesir
Üftāde seng-i maḳbere mübhem kitābeler
Gāhī olur nigāh-ı ḫayālimde mürtesim
Arslanlar açmış aġzını meydānda nābeler
Dünbāle fırlamış ṣaçı ürpermiş esneyur
Ṣalḳım ṣaçaḳ aḳar deheninden luʿābeler
Timsāḥlar ki erre-i dendānı ṣırtarır
Balinalar ki aġzına ṭolmuş nüşābeler
Ḳartallar uçmaġa ḳanād açmış ṭurur gibi
Minkār ü miḫlebiyle muhācim ʿiḳābeler
Baʿżan ḥażırlanır gibi şāhāne bir simāṭ
Zer tepsi, ṣırma ḫavlı, gümüş āfitābeler
Gerdūn süvār olur da uzaḳdan gelir gibi
Giymiş balo libāsını şübbān ü şābeler
Kürsī-nişīn-i mevʿiẓe bir pīr-i liḥye-dār
Īrād ider cemāʿate mūḥiş ḫiṭābeler
Uymaz bugünki dünkine hep başḳadır ġurūb
Tekrār ider mi şeklini mevc-i yem-i ġuyūb

Günümüz Türkçesiyle

1. Her akşam güneşin çevresini binlerce gönül çeken biçimde yaldızlı bulutlar sarar.

2. Bulutun bu yana bakan yüzü simsiyahtır; öbür yüzünde sırmalı peçeler parlar.

3. Dağınık bulut ufukta bazen karanlık adalar ve kapkara yıkıntılar çizer.

4. Başı kırık ağaçlar ve kopmuş dallar, devrilmiş mezar taşları, okunmaz kitabeler.

5. Bazen hayalimin bakışında, meydanda ağzını açmış (kükreyen) aslanlar belirir.

6. Kuyruğu yukarı fırlamış, yelesi ürpermiş, esner; ağzından salkım saçak salyalar akar.

7. Dişlerinin testeresini sırıtan timsahlar; ağzı (oklarla) dolmuş balinalar.

8. Uçmaya kanat açmış duruyor gibi kartallar; gaga ve pençeyle saldıran yırtıcı kuşlar.

9. Bazen şahane bir sofra hazırlanır gibi: altın tepsi, sırmalı havlu, gümüş ibrikler.

10. Sanki arabaya binmiş de uzaktan geliyor gibi balo giysilerini giymiş genç erkekler ve genç kızlar.

11. Vaaz kürsüsünde oturan sakallı bir ihtiyar, cemaate korkunç hitabeler okur.

12. Bugünkü gün batımı dünküne uymaz, hep başkadır; gayb denizinin dalgası şeklini tekrar eder mi?

Edebî ve Tarihî Yorum

Bulutlarda görülen şekillerin bir kataloğu: Olimpos dizisinin ikinci şiiri "Gurûb", yani gün batımı, akşam göğünü böyle anlatır. Çocukluğundan beri herkesin bildiği bir oyun, bulutlarda hayvanlar ve insanlar görmek, burada bir şiir yöntemine dönüşür. İlk beyitler ışığı tarif eder: bulutların bu yana bakan yüzü kara, öbür yüzü sırmalıdır. Sonra şekiller gelir: karanlık adalar, yıkıntılar, başı kırık ağaçlar, devrilmiş mezar taşları.

Beşinci beyitten itibaren katalog canlanır: kükreyen aslanlar, dişlerini gösteren timsahlar, kanat açmış kartallar; sonra bir şah sofrası, balo giysili gençler ve vaaz kürsüsünde korkunç hitabeler okuyan sakallı bir ihtiyar. Bu son iki imge, aynı göğe hem son dönem Osmanlı şehrinin yeni sosyal hayatını, baloyu, hem de eski cami vaazını yerleştirir. Son beyit bir düşünceyle kapanır: bugünkü gün batımı dünküne benzemez; gaybın denizi dalgalarının şeklini tekrar etmez. Bu, divanın "Allah tecellisini tekrar etmez" düşüncesinin bir akşam göğünde görülen karşılığıdır.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 89-90 (şiir no. 240; yazma vr. 70b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar