Özgün Metin

Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün

Olmuşdı kim bilir kime ol gün çerāġ ü dāġ
Sönmekde der-güneş dem-i iḳbāl dün gibi
Ḥükmi geçince parlamıyor çeşm-i ḥikmete
Vaḳtiyle dehre şaʿşaʿa ṣalmış ẓunūn gibi
Naḳşın siler yavaş yavaş evrāḳ-ı rūzdan
Maḥve olur mübeddel o günki şuʾūn gibi
Görmüş derīn öñündeki deryā-yı ẓulmeti
Ürkmüş verā-yı kūha ṭayanmış ḥarūn gibi
ʿAşḳıñ o günki dökdigi ḫūn-ābı ṭoplamış
Düşmüş ufuḳ kenārına ṭaşt-ı nigūn gibi
Gūyā güzel güneş orada ẕebḥ olındı da
Ṭutdı cihānı mevce-i ṭūfān-ı ḫūn gibi
Ṭaġ arḳasında ṣanki büyük bir ḥarīḳ var
Āfāḳ-ı pür-lehīb-i firūzān firūn gibi
Eflāke ser çeken ʿalev-i iʿtilā ḳarīn
İtmiş kenār-ı ufḳı cehennem-nümūn gibi
Şeffāf ü āteşin, ḳoyu bir āl ki müncelī
Yāḳūt u laʿl ü aḫker ü ḫūn-ı cünūn gibi
Ẕeyl-i şimālden ser-i ceyb-i cenūba dek
Bir ḥumret-i müşaʿşaʿa mümted sütūn gibi
Ġarbıñ bu ḳanlı manẓarası körfezi ider
Yek-pāre āl çuḫayla döşenmiş ṣalon gibi
Maġrib şebiñ veḳāyiʿına bir muḳaddime
Yaʿnī payine ḥacle ya veylāt-ı muẓlime

Günümüz Türkçesiyle

1. O gün kim bilir kime kandil, kime yara olmuştu; talih anı dün gibi güneşle sönmekte (beyit tam açık değildir).

2. Hükmü geçince hikmet gözüne parlamıyor; vaktiyle dünyaya parıltı salmış zanlar gibi.

3. Gündüzün yapraklarından nakşını yavaş yavaş siler; o günün işleri gibi değişip yok olur.

4. Önündeki karanlık denizin derinliğini görmüş; ürkmüş, huysuz bir at gibi dağın ardına dayanmış.

5. Aşkın o gün döktüğü kanlı gözyaşını toplamış; ufkun kenarına ters dönmüş bir leğen gibi düşmüş.

6. Sanki güzel güneş orada kesildi de dünyayı bir kan tufanının dalgası gibi kapladı.

7. Sanki dağın arkasında büyük bir yangın var; ufuklar alevle dolu, bir fırın gibi kızgın.

8. Göklere baş çeken yücelik alevi, ufkun kenarını cehennem gibi yapmış.

9. Saydam ve ateşli, açıkça görünen koyu bir kızıl: yakut, lal, kor ve delilik kanı gibi.

10. Kuzeyin eteğinden güneyin yakasının ucuna kadar, ışıl ışıl bir kızıllık sütun gibi uzanır.

11. Batının bu kanlı manzarası körfezi, tek parça kırmızı çuhayla döşenmiş bir salon gibi yapar.

12. Akşam, gecenin olaylarına bir giriştir: yani sonunda ya bir gerdek odası, ya karanlık feryatlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bulut şekillerinden sonra sıra gün batımının rengine gelir; Olimpos dizisinin üçüncü şiiri bütünüyle bu kızıllığa yoğunlaşır. Güneş burada bir talih gibi söner: bir zamanlar dünyaya parıltı salıp sonra itibardan düşen zanlar gibi, gündüzün yapraklarından nakşını yavaş yavaş siler. Dördüncü beyit güneşi, önündeki karanlık denizden ürküp dağın ardına çekilen huysuz bir ata benzetir; beşinci beyitte ise ufkun kenarına ters dönmüş bir leğen gibi düşer ve içinde aşkın döktüğü kanlı gözyaşlarını taşır.

Şiirin ortası bir renk ve yangın tablosudur: güneş sanki orada kesilmiş ve dünyayı bir kan tufanı kaplamıştır; dağın arkasında büyük bir yangın vardır, ufuk bir fırın ve cehennem gibidir. Dokuzuncu beyit kızılı dört değerli ve korkunç şeyle tarif eder: yakut, lal, kor ve delilik kanı. On birinci beyitteki "tek parça kırmızı çuhayla döşenmiş salon", körfezin üzerindeki yansımayı dönemin şehir evlerinden alınmış modern bir iç mekân imgesiyle anlatır. Son beyit akşamı gecenin olaylarına bir giriş olarak görür: gece ya bir gerdek odası ya da karanlık feryatlarla bitecektir. Bir manzaradan insan hayatının iki ucuna, sevince ve yasa açılan bu son, dizinin bir sonraki şiiri olan ay ışığı manzumesini hazırlar.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 90-91 (şiir no. 241; yazma vr. 70b-71a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar