Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Vaḳtāki ḥükm kevkebe-i kevkeb-i nehār
Pāyān bulur ḥükūmeti mehtāba terk ider
Bir nāzenīñ edā ile leylā-yı leyl-pūş
Ḳaysıñ siyāh baḫtını tebyīż ider gider
Zülüf leyāli sīm ṭaraḳla ṭarar gibi
Deryā-yı lāciverde düşüp yıḳanan ḳamer
Çarḫ-ı kebūdı orta yerinden yarar gibi
Bir ḍarbe-i nihān ile ṣapsız gümüş teber
Ol ḍarbe-i nihāndan uçan şīşe pāredir
Manẓūr olan ufaḳ tefek ecrām-ı şuʿle-ver
Mehtāb açar perīler içün saṭḥ-ı baḥrda
Ḫūr-tācdan olimpe ḳadar nūrdan memer
Āheste-rev ayaḳ sesi mübhem fıṣıltılar
Oynar deñizde bir süri perī-i sīm-ber
Bir māhi-i sefīd ṣanup māhı māhiyān
Eyler hevāda uçmaḳ içün misbaḥātı per
Süt ḳardaş oldıġın bu gice aydan añladım
Deryā hevā ikisi de bir māhdan emer
Sāḥilleriñ ḳaranlıġı egmiş başın ṣuya
Geldikçe nevr ṭalġaları iġtirāf ider
Ġarba irişdi gördi ḳarı ṭaġ başında ay
Sīmin düşürdi ṣandı ṣarardı miŝāl-i zer
İtdim olimpe bu ġazeli ẕeyl-i muḫtaṣar
Maḥbūb-ı zer külāha ḳuşatdım gümüş kemer:
Günümüz Türkçesiyle
1. Gündüzün yıldızının (güneşin) hükmü sona erince, hükümeti ay ışığına bırakır.
2. Gece giyinmiş gece Leylâ'sı nazlı bir edayla Kays'ın kara bahtını ağartır, gider.
3. Gecelerin zülfünü gümüş tarakla tarar gibi, ay lacivert denize düşüp yıkanır.
4. Gizli bir darbeyle mavi gökyüzünü ortasından yarar gibi, sapsız gümüş bir balta.
5. O gizli darbeden uçuşan cam kırıntılarıdır, görünen ufak tefek ışıklı gök cisimleri.
6. Ay ışığı, periler için denizin yüzünde Hortaç'tan Olimpos'a kadar nurdan bir geçit açar.
7. Ağır ağır ayak sesleri, belirsiz fısıltılar; denizde bir sürü gümüş tenli peri oynaşır.
8. Balıklar ayı beyaz bir balık sanıp havada uçmak için yüzgeçlerini kanat yapar.
9. Bu gece aydan anladım ki süt kardeşmişler: deniz de hava da ikisi de bir aydan emer.
10. Kıyıların karanlığı başını suya eğmiş; ışık dalgaları geldikçe (suçunu) itiraf eder.
11. Ay batıya erişti, dağ başında karı gördü; gümüşünü düşürdü sandı, altın gibi sarardı.
12. Olimpos'a bu gazeli kısa bir zeyl yaptım; altın külahlı sevgiliye gümüş bir kemer kuşattım:
Edebî ve Tarihî Yorum
Gün batımından sonra hüküm ay ışığına geçer. Olimpos dizisinin dördüncü şiiri, dizinin en ışıklı ve oyunlu bölümü, bu el değiştirmeyi ilk beyitte bir saltanat değişikliği olarak anlatır: güneşin hükmü biter, yönetimi ay ışığına bırakır. İkinci beyit "leyl", gece kelimesiyle Leylâ adını birleştirir: gece Leylâ'sı nazlı bir edayla gelir ve Kays'ın, yani Mecnun'un kara bahtını ağartır, çünkü ay ışığı geceyi aydınlatır.
Üçüncü ve beşinci beyitler arasında ay iki imgeyle görülür: gecenin saçlarını tarayan gümüş bir tarak ve gökyüzünü ortasından yaran sapsız gümüş bir balta. Yıldızlar ise bu darbeden uçuşan cam kırıntılarıdır. Altıncı beyitte ay ışığının denizde çizdiği ışık yolu, perilerin Hortaç'tan Olimpos'a yürüdüğü bir geçit olur; bu, Selanik körfezinin iki yakasını birbirine bağlayan gerçek bir gece manzarasıdır. Sekizinci ve dokuzuncu beyitler şakacı bir mantık kurar: balıklar ayı beyaz bir balık sanıp uçmaya çalışır; deniz ile hava aynı aydan emdikleri için süt kardeştir.
Son beyit şiirin ardından gelen dört beyitlik gazeli anar: şair onu Olimpos'a bir "zeyl", ek olarak yazmıştır ve bunu altın külahlı bir sevgiliye gümüş bir kemer kuşatmaya benzetir. Altın külah güneşin taç yaptığı karlı zirveyi, gümüş kemer ise dağın eteğine dolanan ay ışığını hatırlatır. Dizinin bütününde Olimpos, sabahtan geceye kadar seyredilen bir sevgili gibidir.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 91-92 (şiir no. 242; yazma vr. 71a-71b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






