Özgün Metin

Vezin: Mefāʿīlün feʿūlün mefāʿīlün feʿūlün

Mülāḳāt itmek üzre nigār-ı nev-bahāra
Çıḳup tenhāca ṣaḥrāya eyledüm neẓāre
Yatar sisler içinde ufuḳda mest-i maḫmūr
Selām yollardı çeşmim per-i kūh-sāre
Ekinli tarlalardı olan ṣaḥrāda manẓūr
Murabbaʿ kıṭʿa kıṭʿa müdevver pāre pāre
Yeşil seccādelerdi ki sermişdi melāʾik
ʿİbādet itmek üzre cenāb-ı Girdigāre
Çemenzār-ı laṭīfiñ suṭūḥ-ı mevce-dārı
Nesīmiñ būseŝinden olurdı ḫāre ḫāre
Teheyyücde aġaçlar temevvücde çemenler
Melekler vecde gelmiş görürdüm āşikāre
Bütün ecsām mirʾāt-ı şevḳ-i zindegānī
Ṣafā-yı revḥ-i ḳādir degildi istitāre
Çiçek açmış aġaçlar kimi penbe ḳıyāfet
Ki beñzerdi duvaḳlı gelin olmuş nigāre
Kimi envār içinde tebessüm-rīz olurdı
Meger yaġmışdı gökden nihāl üzre sitāre
Zemīnde nūr-u nevriñ ṣafā-yı imtizācı
Çiçek taḳdīm iderdi semā-yı mest-i nāre
Ne semte ʿaṭf-ı enẓār idersem ceẕb iderdi
Bıraḳmazdı nigāhı diger semt-i güẕāre
Gözüm baḳmakla ṭoymazdı ṣāḥraya uzaḳdan
Naẓardan perr-i zerrīn açardı der-kenāre
Bahārıñ nūr-ı ḥüsnin içerdi cürʿa cürʿa
Gözüm ṭoymaz dil itmezdi teskīn-i ḥarāre
Güneşden ḫak-dāne aḳardı seyl-i zerrīn
Zümürrüd mevcelerdi o cünbişli ḫużāre
Żiyādan oldı ṣaḥrā ne ḫoş yaldızlı deryā
Didim ḫurde-i cezāʾir dıraḫt-ı sāye-dāre
Meḥāsin-pūş dil-ber ser-ā-pā ġarḳ-ı zīver
Güler dest-i münevver dumanlı kūh-sāre
Çıḳardı ṭayf-ı sevdā cibāl-i ser-bülende
İnerdi ʿaşḳ-ı fettān zemīn-i ḥüsn-i zāre
Dönerdi kūh-ı ṣaḥrāya ṭatlı ṭatlı dil-ber
İderdi kūha ṣaḥrā tebessümler iṭāre
Baḳıñ dāmānı düşmüş elinden kūh-sārıñ
Ṣu serperken etekle riyāż-ı gül-niŝāre
Olur şellāle def-zen döker şeffāf sesler
Müẕāb-ı sīm olurlar aḳarlar cūy-bāre
Bürünmüş ṣamt-ı ḥüzne uyur yüksek cibāller
Olur vādīye pūyān bütün şevḳ u şeṭāre
Dikenlikler içinde öter biñlerce serçe
Bu çılġınlar birazcıḳ ḳulaḳ virmez hezāre
Öter ḳumrī-i kūhī virir bir sekte-i ḥüzn
Müselsel mevc ururken şu āheng-i mesāre
Bahārı vaṣf iderken ḫazāndan baḥŝ olunmaz
Bu şevḳi uġradır mı göñül hiç inkisāre
Faḳaṭ ey ḥüsn-i ekmel niçün sen müstetirsiñ
Güzellikler ḳoşarken zemīn-i iştihāre

Günümüz Türkçesiyle

1. Yeni baharın sevgilisiyle buluşmak için yalnız başıma kırlara çıkıp seyre daldım.

2. Ufukta sisler içinde mahmur bir sarhoş gibi (dağ) yatar; gözüm dağın kanadına selam yollardı.

3. Kırda görünen ekinli tarlalardı: kare kare, parça parça, yuvarlak yuvarlak.

4. Meleklerin Yaradan'a ibadet etmek için serdiği yeşil seccadelerdi onlar.

5. Latif çimenliğin dalgalı yüzeyi meltemin öpücüğüyle hare hare olurdu.

6. Ağaçlar heyecanda, çimenler dalgalanmada; melekleri apaçık vecde gelmiş görürdüm.

7. Bütün cisimler yaşama şevkinin aynasıydı; esintinin ferahlığından gelen safa gizlenmeye güç yetiremezdi.

8. Ağaçlar çiçek açmıştı, kimi pembe kıyafetli; duvaklı gelin olmuş bir sevgiliye benzerdi.

9. Kimi ışıklar içinde gülümsemeler saçardı; meğer gökten fidanların üstüne yıldız yağmıştı.

10. Yerde yeni çiçeklerin birbirine karışmasının safası, ateşle mest olmuş göğe çiçek sunardı. (Beyit tam açık değildir.)

11. Bakışımı hangi yöne çevirsem beni kendine çeker, bakışımı başka yöne geçmeye bırakmazdı.

12. Gözüm uzaktan kıra bakmakla doymazdı; bakış kenarda altın kanatlar açardı. (İkinci mısra tam açık değildir.)

13. Baharın güzellik nurunu yudum yudum içerdi; gözüm doymaz, gönül harareti dinmezdi.

14. Güneşten toprağa altın bir sel akardı; o kıpırdayan yeşillik zümrüt gibi dalgalanırdı.

15. Işıktan kır ne hoş yaldızlı bir deniz oldu; gölgeli ağaçlara küçük adalar dedim.

16. Güzellikler giyinmiş, baştan aşağı süse gömülmüş bir dilber, aydınlık eliyle dumanlı dağa gülümser.

17. Sevda hayali yüksek dağlara çıkar, fitneci aşk güzelliğin inlediği yere inerdi. (Beyit tam açık değildir.)

18. Dilber dağdan kıra tatlı tatlı dönerdi; kır da dağa gülümsemeler saçardı.

19. Bakın, dağın eteği elinden düşmüş; gül saçan bahçelere eteğiyle su serperken.

20. Çağlayan tef çalar, şeffaf sesler döker; gümüş eriyiği olup ırmağa akarlar.

21. Yüksek dağlar hüzün sessizliğine bürünmüş uyur; bütün şevk ve neşe vadiye koşar.

22. Dikenlikler içinde binlerce serçe öter; bu çılgınlar bülbüle biraz olsun kulak vermez.

23. Dağ kumrusu öter, bir hüzün suskunluğu bırakır; şu sevinç ahengi zincirleme dalgalanırken.

24. Baharı anlatırken hazandan söz edilmez; gönül bu şevki hiç kırgınlığa uğratır mı?

25. Fakat ey en kâmil güzellik, bütün güzellikler görünmek için meydana koşarken sen niçin gizlisin?

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Bahar Tablosu

"Levhâ-i Bahâr", bahar levhası başlığıyla bir resim gibi kurulmuş yirmi beş beyittir. Şair yalnız başına kırlara çıkar ve gördüğünü bir ressam gibi sıralar: ufukta sisler içinde uyuyan dağ, kare kare ve yuvarlak yuvarlak bölünmüş ekin tarlaları, meltemle hare hare dalgalanan çimen, pembe çiçekli ağaçlar, güneşten akan altın sel ve gölgeli ağaçların küçük adalara döndüğü yaldızlı bir ışık denizi. Tarlaların meleklerin Allah'a ibadet için serdiği yeşil seccadelere benzetildiği dördüncü beyit, manzarayı bir ibadet sahnesine çevirir.

Şiiri canlı kılan, ayrıntının gerçekliğidir. Çağlayan tef gibi ses çıkarıp gümüş eriyiği hâlinde ırmağa akar; dikenliklerde binlerce serçe öter ve bu "çılgınlar" bülbüle kulak vermez; dağ kumrusu sevinç ahenginin içine bir hüzün suskusu bırakır. Divan şiirinde bahçenin kuşu çoğu zaman yalnız bülbüldür; serçe ve dağ kumrusu gibi gerçek kırların kuşları, şairin gerçekten gördüğü bir manzarayı anlattığını hissettirir. Yirmi dördüncü beyitte şair bilinçli bir seçim yapar: baharı anlatırken hazandan söz etmez, şevki kırgınlığa uğratmaz.

Son beyit ise tabloyu bir soruyla kapatır. Bütün güzellikler görünmek için meydana koşarken "hüsn-i ekmel", en kâmil güzellik niçin gizlidir? Bahar manzarası böylece Yaratan'ın görünmeyen güzelliğine çıkan bir pencere olur. Onuncu, on ikinci ve on yedinci beyitteki bazı kelimeler ise tezdeki biçimleriyle bağlama girmez; bu üç beytin aktarımında payı olan bir tahmin vardır.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 77-79 (şiir no. 55; yazma vr. 25b-26a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar