Özgün Metin

Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün

Yegāne şemʿa-i dāreʾẓ-ẓalām sönmüşdür
Dirīġ ḳüre-i ʿayneʾl-kirām sönmüşdür
Ḫayā-yı ṣubḥ-ı ṣafā eyler eylemez işrāḳ
İdince münkedir āfāḳı şām sönmüşdür
Ṭabīb-i derd gidüp yandı āteşe dermān
Cigerde ḳaldı lehīb iltiyām sönmüşdür
Degil şebīh bu, Nemrūd yaḳdıġı nāra
Evet o āteş-i berd ü selām sönmüşdür
Çi-sūd yaḳdı velā-perver anıñ efʾidesin
Egerçi soñradan ehleʿẓ-ẓerām sönmüşdür
Sürūra yüz mi virür dūd-i āh-ı pür-şererim
Gözümde lāmiʿa-i ibtisām sönmüşdür
O tīġe ḥaḳḳımı itmem ḥelāl dinse bile
Felekde ġurre-i şehrü’l-ḥarām sönmüşdür
Fırāta aġlayaraḳ geçdi deşt-i mātemden
O ġamla mübniʾ-i küh-sār-ı Sam sönmüşdür
O rütbe yandı ki Cūdīden el çeküp ṭūfān
Şırāʾ-ı Nūḥ ʿaleyhisselāma sönmüşdür
Sabāḥ-ı maḥşere dek aġlasun ʿuyūn-ı enʿam
Çerāġ-ı dūde-i ḫayrü’l-enām sönmüşdür

Günümüz Türkçesiyle

1. Karanlıklar diyarının biricik mumu sönmüştür; yazık, kerem sahiplerinin göz aydınlığı sönmüştür.

2. Safa sabahının ışığı doğar doğmaz, akşam ufukları bulandırınca sönmüştür. (Tezde "Ḫayā" diye okunan kelime bağlamdan "ziyâ", ışık anlamını verir; bu okuma kesin değildir.)

3. Derdin hekimi gitti, derman ateşe yandı; ciğerde alev kaldı, yaranın kapanma umudu sönmüştür.

4. Bu ateş Nemrud'un yaktığı ateşe benzemez; evet, (İbrahim'e) serin ve esenlikli olan o ateş sönmüştür.

5. Ne fayda, dostluk besleyenlerin yüreklerini yaktı; gerçi sonradan alevin ehli de sönmüştür. (İkinci mısraın anlamı kesin değildir.)

6. Kıvılcım dolu âhımın dumanı sevince yüz verir mi? Gözümde gülümsemenin parıltısı sönmüştür.

7. Biri "helal et" dese bile o kılıca hakkımı helal etmem; felekte haram ayın (Muharrem) hilali sönmüştür.

8. Matem çölünden Fırat'a ağlayarak geçti; o gamla Şam dağlarının (kaynağı) sönmüştür. (Tezdeki "mübniʾ" kelimesi açık değildir; anlam bu yöndedir.)

9. Öyle yandı ki tufan Cûdî'den el çekip Nuh aleyhisselamın yelkeninde sönmüştür.

10. Mahşer sabahına kadar insanların gözleri ağlasın; insanların en hayırlısının soyunun çırağı sönmüştür.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kerbelâ İçin On Beyit

Başlığı yalnızca "Mersiye" olan bu şiir kimin için yazıldığını adıyla söylemez, ama işaretleri açıktır. Yedinci beyitteki "şehrü'l-harâm", haram aylardan Muharrem'i; sekizinci beyitteki matem çölü ve Fırat, Hz. Hüseyin'in 680'de şehit edildiği Kerbelâ'yı; son beyitteki "dûde-i hayrü'l-enâm", insanların en hayırlısının, yani Peygamber'in soyunu anar. Şiir bu yüzden Türk edebiyatında uzun bir geleneği olan Kerbelâ mersiyelerinin geç bir örneği sayılabilir. "Sönmüşdür" redifi her beyitte bir ışığın, bir ateşin ya da bir umudun söndüğünü söyler; zalâm, kirâm, şâm, iltiyâm ve selâm da "-âm" sesinde kafiyelenir.

Redifin sönme fikri, şair tarafından ateş ve ışık imgelerinin birbirine karşı oynatılmasıyla işlenir. Dördüncü beyit Hz. İbrahim'in kıssasına döner: Nemrud'un yaktığı ateş İbrahim için "berd ü selâm", serin ve esenlikli olmuştu; bu yangın ise ona benzemez, serinletici ateş sönmüş, geriye yakan ateş kalmıştır. Yedinci beyitte şair, şehidin hakkını kılıca helal etmeyeceğini söyleyerek mersiyeye kişisel bir öfke katar.

Mahlasın Dağı

Dokuzuncu beyit divanın en zarif tevriyelerinden biridir. Cûdî, Kur'an'a göre Nuh'un gemisinin tufandan sonra oturduğu dağın adıdır. Şair, Kerbelâ yangınının o kadar büyük olduğunu, tufanın bile Cûdî dağından el çekip Nuh'un yelkeninde söndüğünü söyler; böylece dağın adı ile kendi mahlası aynı kelimede buluşur. Tezde numaralar sekizden ona atlar, ama sayfada eksik bir beyit görünmez; metin on beyit olarak eksiksizdir. İkinci ve sekizinci beyitteki birer kelime ise tezin okuyuşuyla yerine oturmadığından, aktarım bu iki yerde yaklaşık kalır.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 19 (şiir no. 6; yazma vr. 4a-4b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar