Özgün Metin
Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün
Ey olan meydān-ı cevlān raḥmet ü raḥmān saña
Ḫāk-i pāy olmuş ḳuvā-yı ʿālem-i imkān saña
ʿArş ḳalbiñden tecellī itdi sırr-ı istivā
Küḥl-i ʿayn oldı sevād-ı leyle-i seyrān saña
Sen ḥużūr-ı ʿizzete girdikde naʿlinüñ alup
Bāġrına baṣmış gezer derbān olup devrān saña
Yirde gökde bilmeyen yoḳ seyyidü’l-ʿālem seni
Āsumānīler yire inse olur mihmān saña
Bir münezzeh bābdan düşmüş diyār-ı ġurbete
Nüzhetiñ gördükde cān atmış hemān kurʾān saña
Ḥüccet-i ḫatm-i nübüvvetdir vücūduñ kim ḥudā
Ẓahrıñı taḫtīm ile virmiş seni bürhān saña
Yā Resūlallāh sen bildirdiñ Allāhı bize
Cān fedāyım ey velī-niʿmet-i īmān saña
Sen gibi ʿālā-yı insāniyyet itmiş var mıdır
Olsa minnetdār lāyıḳ zümre-i insān saña
Sen Ḥabīb-ullāhsıñ sevmez ʿadüvvullāh olan
Çūnki Allāh adamısıñ ḫaṣm olur şeyṭān saña
Mefḫar-ı nevʿ-i benī ādemsiñ ammā ādeme
Buġż ider insān ḳıyāfetli nice ḥayvān saña
Münkiriñ idrāk-ı ḥaḳḳ itmez ki derk itsün seni
Ḥaḳḳı ḥaḳḳıyla bilen derḥāl ider īmān saña
Mehhili’l-küffāre emhilhüm rūveyden yā Resūl
Emrini virmişdi evvel ḥażret-i Ḳurʾān saña
Kesmedik kāfirleri menʿ itdigiñçün şerʿ ile
Şimdi şükrāne bedel itmekteler ḳüfrān saña
Hep ekāmil hep melāʾik rabb-i ʿālem dostdur
Ġam degil düşmen olursa leşker-i şeyṭān saña
ʿĀcizim taḳdīrden ʿiṣyānımı iḫsānıñı
Cürmde ḥadd yoḳ baña elṭāfda pāyān saña
Nāmım İbrāhīmdir ʿafveyle ceddiñ ʿaşḳına
Olmuş ey sulṭān Şefīʿuʾl-müẕnibīn ünvān saña
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey rahmetin ve Rahmân'ın (katının) kendisine at koşturma meydanı olduğu (Peygamber); mümkünler âleminin bütün güçleri senin ayağının toprağı olmuş.
2. Arşın üzerine istiva etmenin sırrı senin kalbinden tecelli etti; gece yolculuğunun (Miraç) karanlığı senin gözüne sürme oldu.
3. Sen izzet huzuruna girerken nalınlarını alıp bağrına basan felek, sana kapıcı olup öyle dolaşır. (Müstensihin notuna göre nalınların biri ay, öteki güneştir.)
4. Ey âlemin efendisi, yerde gökte seni bilmeyen yoktur; gök ehli yere inse sana misafir olur.
5. Kur'an yüce ve tertemiz bir kapıdan gurbet diyarına düşmüş; senin temizliğini görünce hemen sana can atmış.
6. Senin varlığın, peygamberliğin sona erdiğinin delilidir; Allah sırtına mühür vurarak seni sana delil kılmış.
7. Yâ Resûlallah, Allah'ı bize sen bildirdin; ey iman nimetinin sahibi, canım sana feda olsun.
8. İnsanlığı senin gibi yücelten biri var mıdır? İnsanlar topluluğu sana minnettar olsa yeridir.
9. Sen Allah'ın sevgilisisin; Allah'ın düşmanı olan seni sevmez. Allah'ın adamı olduğun için şeytan sana düşman olur.
10. Âdemoğullarının övüncüsün; ama insan kılığındaki nice hayvan sana kin besler.
11. İnkâr eden Hakk'ı idrak etmez ki seni anlasın; Hakk'ı hakkıyla bilen hemen sana iman eder.
12. Ey Resul, Kur'an önceden sana "Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz mühlet tanı" emrini vermişti.
13. Şeriatla yasakladığın için kâfirleri kılıçtan geçirmedik; şimdi şükran yerine sana nankörlük ediyorlar.
14. En olgun insanlar, bütün melekler, âlemlerin Rabbi sana dosttur; şeytanın ordusu sana düşman olursa gam değil.
15. İsyanımı da ihsanını da ölçmekten âcizim; bende suçun, sende lütufların sonu yok.
16. Adım İbrahim'dir; ceddin (Hz. İbrahim) aşkına beni affet. Ey sultan, sana "günahkârların şefaatçisi" unvanı verilmiştir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Adını Söyleyen Bir Na't
Cûdî bu on altı beyitlik na'tta mahlasını kullanmaz; son beyitte kendi adını anar: "Nâmım İbrâhîmdir." Adın seçilmesi tesadüf değildir. Hz. İbrahim, Peygamber'in soyunun dayandığı atadır; şair bu ortak adı bir şefaat vesilesi yapar ve "ceddin aşkına" diyerek affını ister. Remelin dört ayaklı kalıbında yazılan na't, "sana" redifi sayesinde baştan sona Peygamber'e doğrudan seslenir; Rahmân, imkân, devrân, mihmân, Kur'ân, bürhân ve îmân kafiyeleri bu hitabı "-ân" sesinde toplar.
İlk beyitler Miraç gecesini anlatır. İstiva sırrının Peygamber'in kalbinden tecelli etmesi, gece yolculuğunun karanlığının göze sürme olması ve özellikle üçüncü beyitteki sahne bu bölümün en canlı imgeleridir: Peygamber izzet huzuruna girerken nalınlarını çıkarır, felek de onları bağrına basıp kapıcı gibi dolaşır. Müstensihin kenara düştüğü "biri ay, diğeri güneş" notu, bu nalınların gökteki iki büyük ışık olarak okunmasını ister. Beşinci beyitte Kur'an, yüce bir kapıdan gurbete düşüp temiz bir gönül arayan bir yolcu gibi kişileştirilir.
Sertleşen Ses
Dokuzuncu beyitten sonra şiirin tonu değişir. "İnsan kılıklı nice hayvan" ifadesi, "kâfirlere mühlet ver" ayetinin (Târık 86/17) Arapça aslıyla anılması ve şeriatın yasağı yüzünden kâfirlerin kılıçtan geçirilmediği, onlarınsa buna şükran yerine nankörlükle karşılık verdiği söylenen on üçüncü beyit, na'ta polemik bir hava katar. Bu beyitlerin hangi olaylara ya da kimlere karşı söylendiği şiirden anlaşılmıyor; divanın tarihsiz olması da bir bağlam kurmayı zorlaştırır. Şair sonunda kendi hâline döner: suçu da, Peygamber'in lütfu da sınırsızdır ve ona "Şefîü'l-müznibîn", günahkârların şefaatçisi unvanıyla seslenir.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 17-18 (şiir no. 5; yazma vr. 3b-4a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






