Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Yā münyeteʾl-muṣīb, ve yā ḳaṣde men sehā
Heb lī iṣābeten bike zidnī tevellehā
Ẕātıñ taṣavvurında bidāyet nihāyedir
Sen itmeseñ de nehy, ʿuḳūl eyler intihā
Baṣmaz ḥarīm-i ʿizzetiñe ʿaḳl-ı kül ḳadem
Sedd-i sedīd sed reh aña ḥadd-i müntehā
Oldıñ nihān kemāl-i ẓuhūruñda ey laṭīf
Lā tudrikʿul-baṣāiru lā tükşefuʿn-nühā
Mā fiʾl-vücūdi ġayruke mā ẕā “ kemiŝli”
Sübḥāne men tenezzühe ʿammā teşebbühā
Tebyīn ider kemāliñe her şeyde bir niẓām
Tefsīr ider cemāliñe her yüzde bir behā
Şāmil naʾīmüñ ehl-i şeḳā vü saʾādete
ʿİndeʾl-kerīm yürzaḳu kül bimā iştehā
Maʾrūf u ʿarf maʿrifetiñle muḳayyed it
Cūdīyi eyle münker ü inkārdan rehā
Günümüz Türkçesiyle
1. (Arapça) Ey doğruyu bulanın dileği ve ey yanılanın yöneldiği! Bana seninle isabet bağışla, sana olan şaşkın sevgimi artır.
2. Senin zatını tasavvur etmekte başlangıç sondur; sen yasaklamasan da akıllar orada durur.
3. Küllî akıl bile izzetinin haremine ayak basamaz; (Arapça) sağlam bir set onun yolunu kesmiştir, varılacak son sınır orasıdır.
4. Ey Latîf, görünüşünün kemalinde gizli oldun; (Arapça) basiretler seni idrak edemez, akıllar keşfedemez.
5. (Arapça) Varlıkta senden başkası yoktur; "O'nun benzeri" (kemislihî) de nedir ki? Benzetilmekten münezzeh olan yücedir.
6. Her şeydeki bir düzen kemalini açıklar; her yüzdeki bir güzellik cemalini yorumlar.
7. Nimetin hem bedbahtları hem mutluları kuşatır; (Arapça) Kerîm katında herkes canının istediğiyle rızıklandırılır.
8. İyiliği ve tanımayı (ma'rûf u arf) marifetine bağlı kıl; Cûdî'yi kötülükten (münker) ve inkârdan kurtar.
Edebî ve Tarihî Yorum
İki Dilli Bir Tevhid
Başlıksız bu sekiz beyit, Arapça ile Türkçenin aynı şiirde dönüşümlü kullanıldığı bir mülemmadır. İlk beyit ve beşinci beyit tamamen Arapçadır; üçüncü, dördüncü ve yedinci beyitlerde ise Türkçe bir mısraı Arapça bir mısra izler. Tezde Arapça bölümler italik dizilerek ayrılmıştır. "Mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün" kalıbındaki beyitler tevellühâ, intihâ, müntehâ, nühâ, teşebbühâ, behâ, iştehâ ve rehâ kelimeleriyle hep aynı "-hâ" hecesine varır.
Şiirin konusu, Allah'ın zatının akılla kavranamayışıdır. İkinci beyit bunu bir paradoksla söyler: zatı tasavvur etmeye girişen kişi başlar başlamaz sona varır, çünkü akıl orada durur. "Sen yasaklamasan da" sözü, Allah'ın zatı üzerinde değil eserleri üzerinde düşünülmesini öğütleyen bilinen sözü hatırlatır. Dördüncü beyitteki Arapça mısra, "Gözler O'nu idrak edemez" ayetinin (En'âm 6/103) yankısıdır; beşinci beyit "Leyse kemislihî şey'", O'nun benzeri hiçbir şey yoktur ayetinin (Şûrâ 42/11) anahtar kelimesini tırnak içinde anar. Görünüşünün kemalinde gizli kalan Latîf düşüncesi, tasavvufun "zuhurun şiddetinden gizlilik" fikrinin şiirdeki karşılığıdır.
Altıncı beyit, aklın ulaşamadığı zata giden yolu düzen ve güzellikte bulur: her şeydeki nizam kemali, her yüzdeki güzellik cemali yorumlar. Son beyitte şair aynı kökten kelimelerle oynar. "Ma'rûf", "arf" ve "ma'rifet" aynı Arapça kökten gelir; karşılarına "münker" ve "inkâr" konur. Bu kelime oyunu, iyiliği ve bilmeyi bir yana, kötülüğü ve inkârı öbür yana yerleştirerek duayı sıkı bir söz yapısına bağlar.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 20 (şiir no. 7; yazma vr. 4b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






