Özgün Metin
Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün
Elinde kehkeşān tesbīḥ encüm nūr-ı ẕikrullāh
Nice manẓūme-i şemsiyye aġzında ufaḳ bir āh
Yürür mi ya ṭurur mı kendi de andan degil āgāh
Ne maʿrūf-ı muvāfaḳdır ne de bir ʿārif-i dil-ḫᵛāh
Hemān müstaġraḳ u mebhūt u ṣāmit nātıḳ u evvāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Hezārān şekle girmiş çıḳmış ābād u ḫarāb olmuş
Hevā olmuş, ṣu olmuş, āteş ü seng ü türāb olmuş
Cenīn ü ṭıfl olup ṭoġmış yaşamış şeyḫ ü şāb olmuş
Nebāt olmuş, nücūm olmuş, seḥāb olmuş ḥabāb olmuş
Neler olmuş neler olmuş vü olmaḳda hemān her-gāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
İşinden ḳalmaz ārām eylemez şām u seḥer görmez
Ḳıyāmet ḳopsa bir şey ġāʾib itmez hiç żarar görmez
O rütbe ʿumḳa mālikdir ki ʿaḳl irmez baṣar görmez
Muḥīṭin ḥaḳḳ görür cinn ü melek görmez beşer görmez
Degil māhiyet-i ekvāna ḥaḳdan başḳası āgāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Teṣādüf göredir böyle niẓām-ı muntaẓām bilmez
Teṣādüf nūr olup rūy-ı ʿademden ẓulmeti silmez
ʿAvālim ġarḳ-ı āhınıñ ṭürābıdır da işidilmez
Ezel sermāyedir bir dize andan artmaz eksilmez
Ne seyr ü vuẓuʾ rūḥ efzā ne devr ü cünbiş can-gāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Uyur biñlerce encüm ḫᵛab-gāh-ı zīr-i bāliñde
Söner milyonca āʿṣār u ḳurūn ṭayf-ı ẓülālinde
Döner serkeşte vü ḥayrān cihāna pīş celālinde
Ḳıyāmetler ḳopar āsūde merʾī kendi ḥālinde
Müsāvī vezn-i mevcūdiyetinde gūh ile bir gāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Düşer biñ ẓıll-ı fāniyyet liḳā-yı hevl-i pūşinden
Faḳaṭ düşmez ridā-yı sermediyyet fevḳ-i düşinden
Gelir eşʿār-ı nevāyinde āhıñın ḫāmūşundan
Meʿāni mevc urur ḳalbinde rūh-ı pür-ḫurūşundan
O maʾnālar ṭoġar tevāʾim olur şād-ı şīven-gāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Kübūd-ı sermedī kim lücce-i herdem şināhımdır
Geçen āʿṣār hep emvāc-ı naḳş-ı pā-yı rāhımdır
Bu māvī ḳubbede medfūn olan nūr-ı nigāhımdır
Yanar ḳandīl-i encüm şeb-çerāġ-ı türbegāhımdır
Ḫudāya müntehī bir bī-tenāhī lā-mekān şeh-rāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Şuʿāʿāt-ı kevākib hep lisān-ı nūr-ı ḥiddetdir
Uzanmış ḥaḳḳı tevḥīd eyler engüşt-i şehādetdir
Yā çeşmān-ı melāʾikdir ki her dem vaḳf-ı ḥayretdir
Bu ḫayteʾn-nūr-ı istifhām içün mümted işāretdir
Zemīn dir: “Lā-ilāh” āsmāniler söyler: “İllāʾllāh”
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Melāʾik ins ü cinnüñ naġme-i şevḳ u münācātı
Bütün zī-rūḥ u bī-rūḥıñ ṣadā-yı ʿarż-ı ḥācātı
Żiyānıñ inkisārı bād u ābıñ iʿvicācātı
Nebātıñ ihtizāzı neyyirātıñ iḫtilācātı
Be-hem-āheng olup eyler ṭavāf-ı aḳdes-i dergāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Leb-i maʿṣūmın öptükce nücūmıñ naẓra-i ḥayret
Küçük bir ṭıflıñ işmīʾzāzı virdikce dile riḳḳat
Çıkup mechūl menbaʾlardan ʿaşḳ u ḥüsn yek sūret
Bu bezm-i ülfete baḫş eyledikçe feyż-i cemʿiyyet
Benim rūḥum yaşar żımnında bulmuşdur beḳā-billāh
Nedir bu heyʾet-i ʿālem amān Allāh amān Allāh
Günümüz Türkçesiyle
1. Elinde Samanyolu bir tespih, yıldızlar Allah'ı anışın nuru; nice güneş sistemi ağzında küçük bir "âh"tır. Yürür mü, durur mu, kendisi de bundan habersizdir. Ne bilinen ve uyum içinde olan bir şeydir, ne de gönlünce bilen bir ârif; yalnızca kendinden geçmiş, şaşkın, susan, konuşan ve "vah" diyendir. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
2. Binlerce şekle girip çıkmış, mamur olmuş, harap olmuş; hava olmuş, su olmuş, ateş, taş ve toprak olmuş; cenin ve çocuk olup doğmuş, yaşamış, yaşlı ve genç olmuş; bitki olmuş, yıldız olmuş, bulut olmuş, kabarcık olmuş. Neler olmuş neler, ve her an olmaya devam ediyor. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
3. İşinden durmaz, dinlenmez, akşam ve seher görmez; kıyamet kopsa bir şey kaybetmez, hiçbir zarar görmez. Öyle bir derinliğe sahiptir ki akıl ermez, göz görmez; onu kuşatanı Hak görür, cin ve melek görmez, insan görmez. Varlıkların özünü Hak'tan başkası bilmez. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
4. Tesadüf (kördür), böyle düzenli bir nizam bilmez; tesadüf nur olup yokluğun yüzündeki karanlığı silemez. Âlemler onun âhının içinde boğulmuş tozlarıdır, sesleri duyulmaz (mısra tam açık değildir). Ezel bir sermayedir; ondan bir zerre bile artmaz, eksilmez. Ne gidişi ve duruşu ruhu artırır, ne dönüşü ve kıpırtısı can verir. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
5. Binlerce yıldız onun yastığının altındaki uyku yerinde uyur; milyonlarca çağ ve yüzyıl onun gölgesinin hayalinde söner. Dünya onun celâli önünde başı dönmüş ve hayran döner; kıyametler kopar, o ise kendi hâlinde sakin görünür. Varlığının terazisinde dağ ile bir saman çöpü eşittir. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
6. Ürkütücü örtüsünden binlerce fanilik gölgesi düşer; ama sonsuzluk ridası omzunun üstünden düşmez. Âhının sessizliğinden nağmeli şiirler gelir; coşkun ruhundan kalbinde anlamlar dalgalanır. O anlamlar ikiz doğar, hem sevinç hem feryat yeri olur. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
7. Ebedî mavilik, her an içinde yüzdüğüm derin denizimdir; geçen çağlar hep yolumdaki ayak izlerinin dalgalarıdır. Bu mavi kubbede gömülü olan, bakışımın nurudur; yanan yıldız kandilleri türbemin gece lambalarıdır. (Yolum) Allah'a varan, sonsuz, mekânsız bir şah yoldur. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
8. Yıldızların ışınları hep nurun keskin dilleridir; Hakk'ı birleyen uzanmış şehadet parmaklarıdır. Ya da her an hayrete dalmış meleklerin gözleridir; bu, nurdan ipliği bir soru işaretine çeviren uzanmış bir işarettir. Yer "Lâ ilâhe" (yoktur ilah) der, gökler "illallah" (ancak Allah vardır) der. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
9. Meleklerin, insanların ve cinlerin şevk ve yakarış nağmesi; canlı cansız bütün varlıkların ihtiyaçlarını arz eden sesi; ışığın kırılması, rüzgârın ve suyun kıvrılışları; bitkinin titreyişi, parlak yıldızların kıpırtısı, hepsi bir ahenk içinde en kutsal dergâhın çevresinde döner. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
10. Yıldızların hayret dolu bakışı masum dudağı öptükçe, küçük bir çocuğun sevinci gönle incelik verdikçe, aşk ve güzellik bilinmeyen kaynaklardan tek bir surette çıkıp bu dostluk meclisine birlik feyzini bağışladıkça, benim ruhum yaşar; onun içinde Allah ile kalıcılığı (bekâ) bulmuştur. Nedir bu kâinatın düzeni, aman Allah'ım, aman Allah'ım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gök Bilimiyle Tasavvuf Arasında
Divanın üçüncü manzumesi, başlığıyla bile okuru hazırlar: "Hey'et-i Âlem yâhud Abd-i Dâ'im", yani kâinatın düzeni ya da ebedî kul. "Hey'et" kelimesi Osmanlıcada astronominin de adıydı; şiirde Samanyolu, "manzûme-i şemsiyye" denen güneş sistemleri, ışığın kırılması ve yıldızların kıpırtısı gibi yeni gök biliminden gelen sözler, tespih, zikir, tavaf ve kelime-i tevhid gibi dinî imgelerle yan yana durur. Cûdî evreni hem ölçülemeyecek kadar büyük, hem de Allah'ın önünde secdeye kapanmış bir kul olarak görür; başlıktaki "Abd-i Dâ'im" bu ikinci yüzü anlatır.
Şiir altı mısralı on bentten kurulu nakaratlı bir müseddestir. Her bendin ilk dört mısraı kendi arasında kafiyelenir, beşinci mısra "-âh" sesiyle nakarata bağlanır, altıncı mısra her bentte aynen tekrarlanır: "Nedir bu hey'et-i âlem amân Allâh amân Allâh." Vezin hezecin dört "mefâîlün"lü kalıbıdır. Nakarattaki soru bir cevap beklemez; şaşkınlık ve hayranlığın kendisidir.
Tesadüfe Karşı Nizam
Dördüncü bent, şiirin çağına ait bir tartışmaya dokunur. Kâinatın kendiliğinden, tesadüfle oluştuğunu savunan maddeci görüşler on dokuzuncu yüzyılın sonunda Osmanlı aydınları arasında da konuşuluyordu; Cûdî tesadüfün böyle bir düzen kuramayacağını, yokluğun karanlığını silen bir nur olamayacağını söyler. Tezde bu bentte "göredir" diye okunan kelime bağlamdan "kördür" anlamını verir gibidir, ama kesin değildir. Sekizinci bentte şiirin en çarpıcı imgesi yer alır: yıldız ışınları Hakk'ı birleyen şehadet parmaklarıdır ve kelime-i tevhid ikiye bölünür, yer "Lâ ilâhe", gökler "illallah" der.
Yedinci bentte ses birden birinci şahsa geçer. Ebedî mavilik şairin içinde yüzdüğü deniz, geçen çağlar ayak izlerinin dalgaları, yıldızlar türbesinin kandilleri olur. Son bentte büyük gök manzarası küçük bir sahneye iner: yıldızların bakışı bir çocuğun masum dudağını öper, çocuğun sevinci gönle incelik verir. Şair ruhunun asıl hayatını bu sevgi ve birlik anlarında bulduğunu, orada "bekâ-billâh"a, Allah'la kalıcılığa eriştiğini söyleyerek kapanır. Birkaç kelime tezdeki okuyuşla çözülemiyor; o yerlerde aktarım, anlamın gittiği yönü göstermekle yetinir.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 14-16 (şiir no. 3; yazma vr. 2a-3a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






