Özgün Metin
Vezin: Feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün
Yoḳdur endişe-i aġyār göñülden göñüle
Ḳurılur encümen-i yār göñülden göñüle
Ten ü men, ṣavt ü süḫan cümlesi bīgāne ḳalır
Ṣoḥbet-i cān ider aḥrār göñülden göñüle
Aṣfiyā rūḥdur ervāḥa olur mu ḥāʾil
Seyr ider seyr-i ṣafā-vār göñülden göñüle
Nitekim bād-ı ṣabāmız hireden mezhereye
Yayılır nükhet-i esrār göñülden göñüle
yāḫūd Açılır ġonçe-i gülzār seḥerden seḥere
İnkişāf eyler o esrār göñülden göñüle
Görinür levḥa-i āfāḳda puşīde-i liḳā
Gösterir vechini settār göñülden göñüle
Dār-ı dünyāda zuḥūr itse ider dārı medār
Sırr-ı manṣūr-ı pedīdār göñülden göñüle
Devr-i bünyān-ı tecellī-i ilāhīdir hep
ʿAdesāt-ı dil-i ebrār göñülden göñüle
Rāṣīd-ı aʿẓamıñ āyinesine nāzır olur
Ümmet-i Aḥmed-i muḫtār göñülden göñüle
Ufḳ-ı rūḥ-ı mükerremde ṭoġan mihr-i ezel
Döker envārını her bār göñülden göñüle
Küḥl-i "mā-zāġ" ile zāġlandıracaḳ çeşm-i dili
Nigeh-endāz olur ebṣār göñülden göñüle
ʿArş-ı aʿlā-yı tecellāya olurlar mirḳāt
Dizilir sübḥa-veş aḫyār göñülden göñüle
Cūdiyā vaḥy iniyor ṣanki felekden felege
Güzer itdikçe bu güftār göñülden göñüle
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönülden gönüle ağyar kaygısı yoktur; sevgilinin meclisi gönülden gönüle kurulur.
2. Ten ve benlik, ses ve söz, hepsi yabancı kalır; hür olanlar gönülden gönüle can sohbeti eder.
3. Saf olanlar ruhtur; ruhlara bir şey engel olur mu? Safa yolculuğu gibi gönülden gönüle gezerler.
4. Nitekim seher yelimiz mağaradan çiçek bahçesine (eser), sırların kokusu gönülden gönüle yayılır. Ya da: Gül bahçesinin goncası seherden sehere açılır; o sırlar gönülden gönüle açılır.
5. Görünmeyen yüz ufukların levhasında görünür; Settâr (örten Allah) yüzünü gönülden gönüle gösterir.
6. Dünya evinde ortaya çıkarsa darağacını eksen edinir; Mansûr'un apaçık sırrı gönülden gönüle (geçer).
7. İyilerin gönüllerinin mercekleri, gönülden gönüle hep ilahî tecellinin yapısının devridir.
8. Seçilmiş Ahmed'in ümmeti, en büyük gözlemcinin aynasına gönülden gönüle bakar.
9. Yüce ruhun ufkunda doğan ezel güneşi, nurlarını her defasında gönülden gönüle döker.
10. Gönül gözünü "Göz kaymadı" sürmesiyle cilalamak için gözler gönülden gönüle bakış atar.
11. Tecellinin yüce Arş'ına basamak olurlar; hayırlılar tesbih taneleri gibi gönülden gönüle dizilir.
12. Ey Cûdî, bu söz gönülden gönüle geçtikçe sanki felekten feleğe vahiy iniyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Başlık alçakgönüllüdür, "Ebyât-ı perîşân me'âl", anlamı dağınık beyitler; oysa gazel tek bir fikir etrafında toplanır: gönülden gönüle geçen bilgi ve sevgi. "Gönülden gönüle" redifi her beyitte aynı yolu tekrar eder ve sözü, sesi, bedeni aradan çıkaran bir iletişimi anlatır. Halk arasındaki "gönülden gönüle yol vardır" sözünün tasavvufi bir genişletmesi gibidir.
Gazelin imgeleri geniş bir alandan toplanır. Altıncı beyit Hallâc-ı Mansûr'u anar: dünya evinde açığa çıkan sır "dâr"ı, yani darağacını eksen edinir; "dâr" kelimesi hem ev hem darağacı anlamıyla oynanır. Yedinci ve sekizinci beyitlerde ise beklenmedik bir bilim imgesi vardır: iyilerin gönülleri "adesât", mercekler, Peygamber ümmeti de "râsıd-ı a'zam"ın, en büyük gözlemcinin aynasına bakan bir topluluk olarak görülür. Teleskobun mercek ve aynası, gönülden gönüle aktarılan ilahî ışığın modern bir benzetmesine dönüşür. Onuncu beyit Necm suresindeki miraç ayetine, "Göz kaymadı, sınırı da aşmadı" (53/17) sözüne dayanır. Dördüncü beyit için müstensihin verdiği ikinci söyleyiş, şairin beyti yeniden işlediğini gösterir.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 50-51 (şiir no. 206; yazma vr. 55b-56a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






