Özgün Metin

Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün

Şevḳ-i ḥamdıñ ḫāmemi evrāḳa itmiş cebhe-sā
Ḥamd-ı şevkıñdir ṣarīr-i ḥāme-i şīrīn-nevā
Cūşiş-i deryā-yı ḥamdıñdır ki taḥrīk itse de
Ḳalbi, nabżı, encümi, eflāki, arżı cā-be-cā
Lemʿa lemʿa āsumān envār-ı şükrān neşr ider
Mevce mevce ʿarż-ı ḥamd eyler saña deryā hevā
Bir vesīle ḥamdiñi tekrar içün kerreʾn-nehār
Bir bahāne şükrüñi tecdīd içün mürreʿn-nesāʿ
Devr-i arż u āsumān u vāreste vü āşūbdur
Merkez-i ḥamdıñda pā-bercā-yı istiḳrār tā
Ḥamdıñ olmuşdur ki miʿrācüʿl-kemāle şāh-per
Olmuş ey Maḥmūd-ı ʿālī-ḥāmidiñ ʿarş-ı aʿlā
Eñ muḳaddes ḥamdım Allāhım saña ḥayrānlıġım
Ḥamdım artar ḥayretim artdıḳca Allāhım saña
Dilde cūş-ı ceẕbeden destimde kilk-i ter-zebān
Baḥr-ı mevvāc üzre bir ney-pāre-i cünbiş nümā
Her mü’eŝŝir nāle-i nażmım firāḳıñdan ḥaber
Her müheyyic naġme-i şevḳim viṣāliñden binā
İḳtirān-ı merd ü zen būs u kenār u ḫandeler
Tāzesin ḥüsn ü niyāz ʿaşḳ u şevḳ u hūy u hā
Her ne varsa hāṣıl-ı ervāḥa leẕẕet-baḫş olan
Cilve-i āŝār-ı maḥmūdiyyetiñdir muṭlaḳā
Maʿrifet-bābın güşād itdüm mevtüñ ḥamd ile
Oldı Cūdī her sözüm bir maṭlaʾ-ı nūrü’l-hüdā

Günümüz Türkçesiyle

1. Sana hamdetmenin şevki, kalemimi kâğıtların üstünde alnını yere koyan bir secdeye döndürmüş; tatlı sesli kalemimin cızırtısı da senin şevkinin hamdıdır.

2. Kalbi, nabzı, yıldızları, felekleri ve yeryüzünü yer yer harekete getiren şey, senin hamd denizinin coşmasıdır.

3. Gök parıltı parıltı şükran ışıkları saçar; deniz ve hava dalga dalga sana hamd sunar.

4. Gündüzlerin dönüp gelmesi hamdini tekrarlamak için bir vesile, günlerin geçip gitmesi şükrünü tazelemek için bir bahanedir.

5. Yerin ve göğün dönüşü başıboş ve karışık bir hâldir; senin hamdinin merkezinde ise her şey ayağı yerinde, sağlamca durur. (Beyit tezdeki okumayla tam açık değildir; anlam bu yöndedir.)

6. Kemâle doğru yükselişin (mi'rac) en güçlü kanadı senin hamdin olmuştur; ey övülmüş olan (Mahmûd), seni yücelterek övenin yeri en yüce arş olmuştur.

7. Allah'ım, en kutsal hamdim sana duyduğum hayranlıktır; Allah'ım, sana karşı hayretim arttıkça hamdim de artar.

8. Gönlümdeki cezbe coşkusundan, elimdeki taze dilli kalem dalgalı bir denizin üstünde sallanan bir kamış parçasına benzer.

9. Şiirimin içe işleyen her iniltisi senden ayrılığın haberini verir; şevkimin heyecan veren her nağmesi ise sana kavuşmanın üzerine kurulmuştur.

10. Erkekle kadının birleşmesi, öpüşmeler, kucaklaşmalar, gülüşler; güzellik ve yalvarış, aşk, şevk, "hû" ve "hâ" nidaları,

11. Kısacası ruhlara lezzet veren ne varsa, hepsi mutlaka senin övülmüşlüğünün eserlerinden bir cilvedir.

12. Marifet kapısını hamd ile açtım; Cûdî, her sözüm hidayet nurunun doğduğu bir yer (matla) oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Divanın Açılışı

Tek nüsha divanın ilk sayfasındaki bu manzume, eski divanların tevhid ve münacatla açılma geleneğini sürdürür; ancak Cûdî Allah'ın birliğini kanıtlamaya girişmez, hamdin kendisini konu edinir. On iki beyitlik şiirin hemen her beytinde "hamd" kelimesi ya da onun kökünden bir söz geçer: hamd, hâmid, Mahmûd, mahmûdiyyet. Remelin dört ayaklı kalıbında akan beyitler cebhe-sâ, şîrîn-nevâ, câ-be-câ, hevâ gibi uzun "â" ile biten kelimelerde kafiyelenir. Mahlas son beyitte gelir ve şair sözünün "nûrü'l-hüdâ", yani hidayet nurunun doğduğu yer olduğunu söyleyerek kapanır.

Açılış beyti, yazı aletinden bir ibadet sahnesi kurar. Kalemin kâğıda eğilişi bir secdeye, ucunun cızırtısı bir hamd sesine benzetilir. Sekizinci beyitte aynı kalem bu kez cezbe denizinde sallanan bir "ney-pâre", kamış parçası olur; kamış hem kalemin hem neyin malzemesidir ve bu ikili anlam şiirin söz ile musikiyi aynı yerden gören bakışına uygundur.

Kâinatın Hamdi

İkinci ve üçüncü beyitler hamdi insanın dilinden alıp bütün varlığa yayar. Kalbin atışı, nabzın vuruşu, yıldızların ve feleklerin dönüşü aynı denizin coşkusudur; gök ışık ışık, deniz dalga dalga hamd eder. "Lem'a lem'a" ve "mevce mevce" ikilemeleri bu sürekliliği sesle de duyurur. Onuncu ve on birinci beyitler ise şaşırtıcı bir genişlik gösterir: kadınla erkeğin birleşmesi, öpüşme, kucaklaşma ve gülüş de, ruha lezzet veren her şey gibi, ilahî övgünün bir cilvesi sayılır. Tasavvufun sevgiyi ve güzelliği Allah'ın tecellisi olarak gören anlayışı, Cûdî'de dünyevî sevinçleri dışlamayan bir hamd anlayışına dönüşmüştür.

Yedinci beyit, şiirin özünü söyler: en kutsal hamd hayranlıktır ve hayret arttıkça hamd de artar. Son mısradaki "nûrü'l-hüdâ" terkibi, şairin küçük yaşta ölen ilk oğlu Mehmed Nurülhüdâ'nın adını da hatırlatır; divanın sonundaki mersiye bu oğul içindir. İki söz arasında bilinçli bir bağ kurulup kurulmadığını metin göstermez. Son beyitte tezin "mevtüñ" diye okuduğu kelimeye gelince, bağlamda yerini bulamaz ve mısraı belirsiz bırakır.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 12-13 (şiir no. 1; yazma vr. 1b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar