Özgün Metin

Vezin: Mefʿūlü mefāʿīlü mefāʿīlü feʿīlün

Bu vechile dāʾim atılup sürmedesin rū
Ey rūd-ı ḥayātım yeni sāḥillere doġru
Yeldā-yı ezelde ne gidişdir ki dönüş yoḳ
Bir munṣaba gizlenmedesin kim görünüş yoḳ
ʿUmmān-ı zamān üzre yürür ʿömr-i hevā-per
Ḳādir degiliz atmaġa bir ŝāniye lenger
Ey göl sene bir devre hemān ḫātime çekdi
Cānān yine emvācıñı seyre gelecekdi
Böyle yine iñlerdiñ urup pā-yı ṣuḫūre
Emvācıñ uşup sāḥile uġrardı fütūre
Esdikce ṣabā mevce-kef efşān oluyordı
Ol pā-yı perestīdeye pūyān oluyordı
Yādıñda mıdır bir gice bir zevraḳa bindiñ
Mehtāb idi ol māhile saṭḥıñda gezindiñ
Gök ḳubbeniñ altında ṣu üstinde hem āġūş
Āheste kürek çekmedeyiz, leyl ise ḫāmūş
Ancaḳ uzacıḳlarda kürek sesleri gāhī
Mesmūʿ idi āheng ile döñdükce miyāhı
Birdenbire ʿaks-āver olup sāḥil-i şādān
Reyzān oluyordı yire mechūl olan elḥān
Ammā ne güzel ses ki aḳan ṣu bile ṭurdı
Yaʿnī o melek şevḳe gelüp şöyle oḳurdı:
Taʿlīḳ-i cenāḥ it amān ey ṭāʾir-i ezmān!
Sāʿāt-ı ṣafā! Olmayıñız siz de şitābān
Bir kām alalım, fāʾide yoḳ dünlerimizden
Sürʿatle geçen şöyle güzel günlerimizden
Sizden ṭaleb-i sürʿat iden ġam-zedeler var
Lāyıḳdır o bī-çārelere sürʿat-ı edvār
Dön! Anlar içün istedigiñ rütbe çabuḳ dön
Bed bezm-i belādan gideler tā bir-ayaḳ öñ
Hem anları hem rūz-ı felāketlerini yut!
Mesʿūd olan eşḥāṣı unut anları ḫoş ṭut
Lākin ne de beyhūde ṭaleb kim iderim ben
Ben vakte didim: Ṭur! Didi ṭurmam giderim ben
Sürʿatle geçüp gitdi baḳ işte şeb-i mesʿūd
Fecr eyledi şarḳda küşād-ı der-i mesdūd
Bildiñ ki zamān seyl-i serīʿü’l-cereyāndır
İmdi sevelim ẕevḳ idelim anı bu andır
Bir kere aḳan seyl gibi bir daha aḳmaz
Şemŝiñ parlar silinir izde bıraḳmaz
Yoḳ sāḥil-i maḥdūdı ḥayātıñ vü zamānıñ
Ḫas-pāre gibi tābiʿiyiz bir cereyānıñ
Ey devr-i saʿādet-şiken ey düşmen-i ārām
Bilmem ne içündür bu ḳadar sürʿate iḳdām
Olsa ne olur rūz-ı ṣafā-rīz-i saʿādet
-Hiç olmasa- hem sürʿat-i eyyām-ı felāket
Hem virmede hem almadadır neşʾemiz ezmān
Gūyā olur iḥsānına çūn ṭıfl-ı peşīmān
Güller gibi bu sevgili günler ṣolacaḳ mı?
Hiç gelmemişe beñzeyecek maḥv olacaḳ mı?
Hiç itmeyecek mi bize artıḳ bu fenāde
Bir kerre daha ol güzel eyyām-ı iʿāde
Bir çāre bulunmaz mı ʿaceb ḥıfżına anıñ
Tā pençesine düşmiye taḫrīb-i zamānıñ
Buldum güzelim çāre aña eylemem şīven
Ḫıfẓ eyler anı ḫāme-i şiʿrim ebediyyen
Ey baḥr-ı ezel, lücce-i mażī, ʿadem-i ābād
Ey ʿumḳın-ı ʿaḳlı ölçemeyen ebʿād
Bizden ḳaparaḳ yutduġıñız günleri āyā
Neylersiñiz inṣāfa gelüp söyleseñiz ya
Ey seyrine göz ṭoymıyan āyīne-i şengūl
Mehtāba, ṣabāya, güneşe sīne açan gül
Sākit ḳayalar, vaḥşī ḳovuḳlar, ḳorucuḳlar
İḥrām-ı ṭabīʿiyye herem-dīde çocuḳlar
Ey fıṭrat-ı peyveste-beḳā, zāde-i sermed
Ey manẓara-i dāʾime, ey ḥüsn-i mücedded
Bizden bu cihānda ḳalamaz gerçi nişāne
Ammā sizi oḳşar vü ḳorur dest-i zamāne
Bir sofrası oldıḳca bu ʿālem ġam u şevḳiñ
Ḥıfẓ eyleyiñiz ḫāṭırasın bu şeb-i ẕevḳiñ
Sert fırtınalarda vü mülāyim havalarda
Āb üstine māʾil, ḳuru, vaḥşī ḳayalarda
Ormanlar içinde, ḳara çamlar arasında
Sāḥilleriñiñ ʿaşḳ-ı fezā manẓarasında
Ḥıfẓ eyleyiñiz, yād idiñiz bu şebi her-dem
Bir neşʾe sezinsün buralardan geçen ādem
Vaḳtā ki ṣabā rıfḳile başlar ḥarekāta
Emvāc ṭaşın altında ider ḫızlı şamata
Vaḳtā ki döker sīneñe envārını meh-tāb
Başdan başa eyler seni bir lücce-i sīm-āb
Vaḳtā ki düşer velvele ṣarṣarla zemīne
Neyler gibi başlar şu ḳamışlar da enīne
Vaḳtā ki çiçekler göz açar nevr-i bahāra
Eṭrāfa güzel rāyiḥalar eyler iṭāre
El-ḳıṣṣa bu yirde ne ise merʾī vü maḥsūs
Hepsi düyūna: Anlar sevişüp geçdiler efsūs

Günümüz Türkçesiyle

1. Böylece durmadan sürüklenip yüzünü sürerek akmaktasın, ey hayatımın ırmağı, yeni kıyılara doğru.

2. Ezelin uzun gecesinde (yeldâ) bu ne gidiştir ki dönüşü yok; bir döküldüğü yerde (munsab) gizlenmektesin ki bir daha görünüşü yok.

3. Rüzgâr gibi uçup giden ömür zaman okyanusu üzerinde yürür; bir saniye bile demir atmaya gücümüz yetmez.

4. Ey göl, yıl bir devrini daha henüz tamamladı; sevgili yine dalgalarını seyre gelecekti.

5. Yine böyle kayaların ayağına vurup inlerdin; dalgaların uçuşup kıyıya varınca durulurdu.

6. Saba rüzgârı estikçe dalga köpükler saçardı; o tapılası ayağa doğru koşardı.

7. Hatırlıyor musun, bir gece bir kayığa binmiştin; mehtap vardı, o ay yüzlüyle yüzeyinde gezinmiştin.

8. Gök kubbenin altında, suyun üstünde, kucak kucağa ağır ağır kürek çekiyoruz; gece ise sessiz.

9. Yalnız uzaklarda ara sıra kürek sesleri, suları döndürdükçe ahenkle duyuluyordu.

10. Birden sevinçli kıyıda yankılanarak, yeryüzünün bilmediği nağmeler yere saçılıyordu.

11. Ama ne güzel bir ses ki akan su bile durdu; yani o melek coşkuya gelip şöyle okurdu:

12. "Ey zamanların kuşu, aman kanadını durdur! Ey safa saatleri, siz de acele etmeyin.

13. "Dünlerimizden fayda yok; hızla geçen şu güzel günlerimizden bir murat alalım.

14. "Sizden hız dileyen gamlılar var; devirlerin hızı o çaresizlere yakışır.

15. "Dön! Onlar için istediğin kadar çabuk dön; o kötü bela meclisinden bir an önce gitsinler.

16. "Hem onları hem felaket günlerini yut! Mutlu olanları unut, onları hoş tut."

17. Lâkin ne de boş bir dilekte bulunuyorum; ben vakte "Dur!" dedim, "Durmam, giderim ben" dedi.

18. Bak işte mutlu gece hızla geçip gitti; şafak doğuda kapalı kapıyı açtı.

19. Bildin ki zaman hızla akan bir seldir; öyleyse sevelim, zevk edelim, an bu andır.

20. Bir kere akan sel gibi bir daha akmaz; güneşi parlar, silinir, ardında iz bırakmaz.

21. Hayatın ve zamanın sınırlı bir kıyısı yok; bir akıntıya kapılmış çöp parçası gibiyiz.

22. Ey saadeti kıran, ey huzurun düşmanı (zaman), bilmem neden bu kadar hıza girişirsin.

23. Ne olurdu, saadet saçan safa günleri hiç olmazsa felaket günlerinin hızıyla geçse.

24. Zaman neşemizi hem veriyor hem alıyor; sanki ihsanından pişman olan bir çocuk gibi.

25. Bu sevgili günler güller gibi solacak mı? Hiç gelmemiş gibi yok olacak mı?

26. Bu fani dünyada o güzel günleri bize bir kere daha geri vermeyecek mi?

27. Acaba onu korumak için bir çare bulunmaz mı, zamanın yıkıcı pençesine düşmesin diye?

28. Buldum güzelim, onun çaresini, artık feryat etmem: şiirimin kalemi onu ebediyen korur.

29. Ey ezel denizi, geçmişin derin suyu, yokluk diyarı; ey derinliğini aklın ölçemediği boyutlar.

30. Bizden kapıp yuttuğunuz günleri acaba ne yapıyorsunuz? İnsafa gelip söyleseniz ya.

31. Ey seyrine doyulmayan neşeli ayna; mehtaba, sabaya, güneşe göğsünü açan gül.

32. Sessiz kayalar, vahşi kovuklar, küçük korular; tabiatın ihramına bürünmüş, kutsal yeri görmüş çocuklar.

33. Ey bekaya ulaşmış yaratılış, sonsuzluğun çocuğu; ey daimi manzara, ey hep yenilenen güzellik.

34. Bizden bu dünyada gerçi bir nişan kalmaz; ama zamanın eli sizi okşar ve korur.

35. Bu âlem gamın ve şevkin bir sofrası oldukça, bu zevk gecesinin hatırasını koruyun.

36. Sert fırtınalarda ve yumuşak havalarda, suyun üstüne eğilmiş kuru, vahşi kayalarda,

37. Ormanların içinde, kara çamların arasında, kıyılarının aşkı artıran (aşk-efzâ okunabilir) manzarasında,

38. Bu geceyi koruyun, her an anın; buralardan geçen insan bir neşe sezsin.

39. Saba rüzgârı yumuşaklıkla esmeye başladığında, dalgalar taşın altında hızlı bir şamata ettiğinde,

40. Mehtap ışıklarını göğsüne döktüğünde ve seni baştan başa bir gümüş deniz yaptığında,

41. Kasırgayla yere bir velvele düştüğünde ve şu kamışlar da neyler gibi inlemeye başladığında,

42. Çiçekler bahar ışığına göz açtığında ve etrafa güzel kokular saçtığında,

43. Kısacası bu yerde görülen ve duyulan ne varsa, hepsi (desin): "Onlar sevişip geçtiler", ne yazık.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu şiir, Fransız şairi Alphonse de Lamartine'in "Le Lac" (Göl) adlı şiirinin manzum çevirisidir. Divandaki başlığı "Lamartine"niñ Laḳ ʿunvânlı manẓûmesiniñ tercemesi: Göl"dür. Lamartine'in şiiri ilk kez 1820'de Méditations poétiques kitabında "Le Lac de B***" başlığıyla yayımlanmıştır ve on altı dörtlükten oluşur; dörtlüklerde uzun mısralar kısa mısralarla değişir. Cûdî bu yapıyı korumamış, şiiri aruzun hezec bahrinden "mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fe'ûlün" kalıbıyla (tezde son tef'ile "fe'îlün" diye yazılmıştır), her beyti kendi içinde kafiyeli 43 beyitlik bir mesnevi biçiminde Türkçeye aktarmıştır: rû ile doğru, yok ile yok, per ile lenger, çekdi ile gelecekdi gibi. Fransızcada 64 mısra olan şiir, Türkçede 86 mısraya ulaşmıştır.

Havva Tok Yıldız'ın tezi, divan nüshasındaki müstensih notlarını dipnotlarda verir. Bu notlara göre 28. beyit ile 32, 35 ve 38. beyitlerdeki birer mısra çeviriye eklenmiştir; 31. beyitte aslında yalnızca "ey göl" sözü, 33. beyitte ise yalnızca "ey güzel tabiat" sözü vardır; 40. beyit de "aslında tercüme kadar zengin değildir". 36. beyitteki "havalarda" kelimesinin ise halk telaffuzuna göre okunması istenmiştir. Bu notlar, nüshayı yazan kişinin Fransızca aslı bildiğini ve çeviriyi onunla karşılaştırdığını gösterir; notların Cûdî'ye mi, müstensihe mi ait olduğu belli değildir.

Anlam ve Söz Sanatları

Lamartine'in şiiri, bir yıl önce sevgilisiyle birlikte geldiği göle tek başına dönen bir adamın zamana karşı isyanıdır. Cûdî'nin çevirisi bu konuyu adım adım izler. Açılıştaki "Ainsi, toujours poussés vers de nouveaux rivages" (Böylece, hep yeni kıyılara itilerek) mısraı Cûdî'de "ey rûd-ı hayâtım", yani ey hayatımın ırmağı diye başlayan bir hitaba dönüşür; zaman okyanusunda "bir saniye demir atamamak" imgesi ise aslına sadıktır. Şiirin en tanınmış mısraı olan "Ô temps, suspends ton vol" (Ey zaman, uçuşunu durdur) on ikinci beyitte "Ta'lîk-i cenâh it amân ey tâ'ir-i ezmân", yani ey zamanların kuşu, kanadını durdur diye verilmiştir. On yedinci beyitte Lamartine'in "Geceye 'daha yavaş ol' diyorum, şafak ise geceyi dağıtacak" sözü, Cûdî'de zamanla konuşan kısa bir diyaloğa dönüşür: "Ben vakte didim: Tur! Didi turmam giderim ben." Yirmi birinci beyitteki "Hayatın ve zamanın sınırlı bir kıyısı yok" sözü de Fransızcadaki "İnsanın limanı yok, zamanın kıyısı yok" mısraını karşılar.

Çeviri, Fransız romantizminin imgelerini divan şiirinin diliyle söyler. Gölün suyuna vuran ay ışığı "lücce-i sîm-âb", yani gümüş deniz olur; rüzgâr "sabâ", sevgili "cânân" ve "mâh", kamışların iniltisi "neyler gibi" bir inleyiştir. Otuz ikinci beyitteki "ihrâm-ı tabîʿiyye herem-dîde çocuklar" sözü, kayaları ve koruları tabiatın ihramına bürünüp kutsal yeri görmüş çocuklara benzeterek göl manzarasına hac imgeleri katar. Son beyitteki "Anlar sevişüp geçdiler efsûs" mısraı, Lamartine'in "Tout dise : Ils ont aimé" (Her şey desin: Onlar sevdiler) sözünü karşılar; Cûdî'nin eklediği "geçdiler" ve "efsûs" (ne yazık) kelimeleri, şiirin geçicilik duygusunu kapanışta bir kez daha vurgular. Tezdeki metinde bu mısraın başında "düyûna" diye okunmuş bir kelime vardır; bağlamdan "desin" anlamında bir fiil olması gerektiği anlaşılır, okuma bizimdir.

Tarihî Bağlam

İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şâirleri'nde Cûdî'nin Fransızcaya aşina olduğunu ve Lamartine'in bu manzumesini nazmen tercüme ettiğini özellikle belirtir. Hüsameddin'in aynı sözleri aktardığı metinde şiirin adı "Gül" diye geçer; ama Tok Yıldız'ın alıntısında ve divanın kendisinde ad "Göl"dür ve Osmanlı harfleriyle iki kelime aynı yazıldığı için "Gül" okumasının bir yanlışlık olduğu anlaşılır. Tok Yıldız'a göre Cûdî, Arapça ve Farsçayı iyi bilen bir şair olarak Fransızcayı İstanbul'da hocalık yaptığı dönemde öğrenmiş, Lamartine'i çok beğendiğini söylemiştir; "Amele Şarkısı" adlı bir şiiri de Fransızcadan çevirmiştir. Çevirinin ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Divan şiirinin biçimlerini sürdüren bir şairin Fransız romantizminin en tanınmış şiirlerinden birini aruzla Türkçeye aktarması, Cûdî'nin eski ile yeni arasında duran yerini iyi gösterir. Şairin hayatı ve divanı için Merzifonlu Muallim İbrâhim Cûdî yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 4, 8, 92-96 (şiir no. 68; yazma vr. 31a-33b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar