Özgün Metin

Vezin: Feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün

Ey ḫorūs ey melike’l-nefḫ-i ḳıyām-ı ṣuġrā
Mürde-i nevmi seher vaḳtü idersiñ iḥyā
Gice ötdükce sen, insān ṣanır ölmüş ḳāʾim
Evs bin Muʿīr ile ibn-i Riyāḥ İlteḳā
Dirilüp yāʿni mezārında Bilāl-i Ḥabeşī
Yeñiden ḫalḳa müʾeẕẕinlige gelmiş gūyā
Ṭāʾir-i ẕākir-i ḥaḳsıñ ki olursuñ dāʾim
ʿArş-ı raḥmānda öten dīke ʿaḳib-dār ṣadā
Ŝābiteʾl-ʿazmisiñ ey dīn-i ḳadīmiñ diregi
Beşeriyyetdeki edyān ise zilzāl-nümā
Ṭıfl idi nevʿ-i beşer sen recül-i kāmil idiñ
Baġırup kūşene her-dem dir idiñ: Ḥayyī ʿalā!
Beşer-i semti felāḥa çaġırırsıñ lākin
İtmez āẕān-ı beşer böyle eẕānı iṣġā
Sende ey dīñ-i mübārek ne ḳadar ḫaṣlet var
İdeyim ʿaḳlımıñ idrāki ḳadar istiḳṣā
Hele erkeklige enmūzec-i ekmelsiñ sen
Senden ögrense recūliyyeti lāyıḳ süfehā
Ṭavr u ṭarzıñda ʿayān heybet-i ḳuvāmiyyet
Bildirirsiñ ne ise dāʾire-i ḥadd-i nesā
Ḥaremin ḫırmen-i nā-maḥrem iden bī-ġayret
Sendeki merdliġi seyr idüp itmez mi ḥayā
Diyecek yoḳ şu seniñ ʿāʾile-perverligiñe
Başıña ṭoplamadan dāne yimezsiñ tenhā
Ḳıt ġıdā, ḳaḥt-ı ġıdā günleri bulsañ ḥabbe
Çaġırırsıñ diyerek: Ḳūt u ġıdā ḳūt u ġıdā
Dürr-i bedde degişirsiñ yine sen kārlısıñ
Seni aldandı diye lehm idemez ehl-i nühā
Ne kerem-kār ṭabīʿat, ne semāḥatdir bu
Cūd-ı mevcūd ile maḥmīlleriñe ʿarż-ı vefā
Bu ʿadāletle sezādır saña cemʿ-i zevcāt
Yoḳ müsāvāta riʿāyetde ḳuṣūruñ ḳaṭʿā
Alır eṭrāfıñı cemʿīyyet-i ensāl u ʿıyāl
Sen ara yirde vaḳūrāne hüḳūmet-fermā
Mā-kiyān taḥt-ı ḥimāyeñde faḫūrāne ider
Dürr-i yektā gibi ilḳā-yı beyūż-ı beyżā
Ortaḳ ʿavret gibi nezdiñde nizāʿ eyleseler
Baʿżı ḥiddetli bakar baʿżan idersiñ iġżā
Çeşmiñiñ lemʿası çakmaḳ ṭaşınıñ nārı gibi
Dem-i serdī-i şitāde bile sönmez aṣlā
ʿĀʾileñ ḫalḳına ḳahhār degil müşfiḳsiñ
Bu riyā-pūş iṭāʿat nitekim cümle saña
Dişi erkek müteşābih iken ecnās-ı ṭuyūr
Ṭavuġa sende teşābüh çū ŝüreyyā vü ŝerā
Yaḳışır ṭavr-ı dilīr-āne-i ceng-āverlik
Ne baḳışdır, ne ṭuruşdur, ne biçimdir ne edā
Caʿbe-i tīr-i bedum, maġfūr-i ḫūnīn bir ser
Zırh-pūşīde, ferā-çīde, müheyyā-yı veġā
Cenkde sen gibi merdāne ŝebāt eylemeyüp
Cübenā münhezim olduḳda baŝarsıñ yūhā
İtse bir ḫaṣm-ı hevāʾī üzeriñden pervāz
Aña bir “ ḳorrrrḳ” ṣadāsıyla virirsiñ pervā
Sende yoḳdur ṭavuġun ṭavrı ṭavuḳlarda seniñ
Baʿżı insānlara ṭarı olur ol ṭurfe-belā
Ḳadın erkeklenecek olsa ne tekerrüh olur
Merd zen-meşreb ise öyle ḳadından da fenā
Giyinir ʿāʾileñiz elbise-i reng-ā-reng
Ṣarı, çil, māvī, siyeh, sürḫ u sefīd-veş ḳara
Boyamış cāmeñizi ḥażreti ṣıbāġ-ı ḳadīr
Ne ṣolar rengi, ne eskir, ne geçer anda moda
İmrenir niṣaʿñıza ferve-i beyżā-yı ġazāl
Reşk ider tacıñıza hürmüz-i dīhīm-ārā
O güzel ḥulleñi çāk itmek içün ḥāżırlar
Kimi ḳaynar ṣu, kimi pençe-i vaḥşet-peymā
Tilki ṣansar gibi düşmanlarıñız düşse ele
İderim fervelerin selb ile īcāb-ı ḳażā
Diş biler ekliñ içün mufṭır u ṣāʾim herkes
Kesemem, diş bilemem, diş mi? Bıçaġım ḥattā
Seni bir seyl-i ḫurūşānda yüzer görmedeyim
Ṣu ile mīle-i ḳazanda idilirken aġla
Baña ḳalsa ne keser, ne yedirir, ne yer idim
Böyle ḳurmış nideyim bezm-i ʿuṣūr-ı ḳudemā
Saña ṣāḥib ben olaydım yalıñız ʿālemde
Tüyüñe kimse ṭokuñmazdı meger bād-ı ṣabā
Sende olsaydı eger ḳarġadaki setr-i sifād
Bu fażīlet aña düşmiş diyemem: Çūn ü çerā
Edeb ü ʿırżıña artıḳ diyecek ḳalmaz idi
ʿAdd iderdim seni serdār-ı ṭuyūr-ı dünyā
Maʿa-mā-fīh ṣayılmaz ne günāh işler iseñ
Bizim itdiklerimiz ʿadd olunur rūz-ı cezā
Sañada mey var mı aceb neşʾe-i uḫrādan ḥaẓ
Ki nebīler arasında süresiñ ẕevḳ ü ṣafā
Münḥaṣırdır o çi aḳvāl-i ṣanādīd-i ümem
Nefy ü taʿmīm ile taḫṣīṣ-i ḥayāt-ı ʿuḳbā
Biz bu ġavġāyı naṣıl bulduḳ ise öyle ḳoyup
Gideriz, ṣoñra gelenlerde de ʿaynı ġavġā
Geçen eyyām bu dehriñ açılan gülleridir
Ki olur şāhid-i eŝmār kümūn-ı ferdā
Mübtelā ḥubb-ı ḥayāt ne ise genc ü ġanī
Pīr ü müflis daḥi raġbetde degildir ednā
Neden olsa geçerim āh cihāndan geçemem
Bu ʿacūzıñ neresi cāẕib-i cān, ḳalb-i rübā
Zāl-ı dehre göz atar tā geriden necm-i sühā
Var ḳıyās it ne emānīde nücūm-ı kübrā
Ḳalbe geldikde eŝer yoḳ o vaṣiyyetlerden
Olınur ḫayr u ṣalāḥ ancak aġızdan īṣā
Sīneler ḥaḳd u ḥased toḫmına bir mezraʿadır
Öyle münbit ki filiz bitse olur ibre-resā
Dehr-i dūn bir delidir kim ṭutaraḳ ay başısı
Boynına nüsḫa ṭaḳar, ṣanma helāl ġıdā
Ḳaçacaḳ yer ararım ehl-i zamāndan bulamam
Ne ʿırāḳında selāmet, ne rehāsında rehā
Ne ḥicāz-ı müteḥaciz ne yemān-i eymen
Müteşāʾim-i şuhub şūm ile şām u şehbā
Gemi azıya alan at gibidir günlerimiz
Ya yularsız devedir diñlemez emr ü iġrā
Mest-i medhūşedir eyyām ki hep egri gider
Ḳoca gerdūn aña kūb, sufre ideyim ġabrā
Ḥaḳḳ-ı ḥüccet ṭanımaz ʿahde vefādan çaḳmaz
Vaḳte aldanma ki aldandı nice şāh u gedā
Sen gibi ben gibi biñlercesin aldı virdi
Saña bir ayrıca söz virdi mi devrān ʿacabā
Ey güzeller ki virilmiş size min ʿindallāh
Ṭabʿ-ı şīrīn ü ten-i nāzik ü laṭīf sīmā
Añı aḫlāḳ-ı ḥamīdeyle bahālandırıñız
Ki fenā ḫuylar ider ḥüsni de maḥrūm-ı bahā
Ḫūb-ı sīmalarıñ aḳ yüzlerine sürmek içün
Ḳaralar ellerini gizli ʿacūz-ı dünyā
Ḥayy u meyyit dimeyüp gizli ʿuyūbın ḫalḳıñ
Atar enẓār-ı ʿalāniyyete ānān ānā
Böyle nemmāmeliginden bilinir kim ḳārīdir
Şimdi erkekler ise raḥmet oḳutmaḳda aña
Bu ḫurūsiyeye nisbetle ḳuzı körpe ḳalır
Ḳavz-ı kim yazdı birer dāne iki ehl-i ẕekā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey horoz, ey küçük kıyametin (uykudan uyanışın) Sûr'unu üfleyen melek; uyku ölüsünü seher vaktinde diriltirsin.

2. Gece öttükçe insan sanır ki ölmüş biri kalkmış; Evs bin Mi'yer (Ebû Mahzûre) ile İbn Rabâh (Bilâl) buluşmuş.

3. Yani Habeşli Bilal mezarında dirilip yeniden halka müezzinlik etmeye gelmiş gibidir.

4. Hakkı zikreden bir kuşsun ki Rahman'ın arşında öten horoza daima ardından ses veren olursun.

5. Ey eski dinin direği, sen azmi sağlam olansın; insanlıktaki dinler ise sarsıntı gösterir.

6. İnsan türü bir çocuktu, sen olgun bir erkektin; onun kulağına bağırıp her an "Hayye alâ!" (Haydi, koşun!) derdin.

7. İnsanı kurtuluş yönüne çağırırsın; ama insanların kulakları böyle bir ezana kulak vermez.

8. Ey mübarek kuş, sende ne kadar haslet var; aklımın idraki ölçüsünde onları araştırayım.

9. Hele sen erkekliğin en kâmil örneğisin; beyinsizler erkekliği senden öğrense yaraşır.

10. Tavrında ve tarzında aileyi koruyup yönetenin (kavvâm) heybeti açıktır; kadınların sınırı neyse onu bildirirsin.

11. Haremini yabancıların harman yeri yapan gayretsiz, sendeki erkekliği görüp utanmaz mı?

12. Şu aile geçindiriciliğine diyecek yok; aileni başına toplamadan tek başına tane yemezsin.

13. Kıtlık, yiyecek darlığı günlerinde bir tane bulsan "Yiyecek, gıda! Yiyecek, gıda!" diye çağırırsın.

14. İnciyi bir taneye değişirsin, yine de kârlısın; akıl sahipleri seni "aldandı" diye kınayamaz.

15. Bu ne cömert bir tabiat, ne cömertliktir: koruduklarına elindekinin cömertliğiyle vefa sunmak.

16. Bu adaletle birden çok eşi bir araya toplamak sana yaraşır; eşitliği gözetmede hiç kusurun yoktur.

17. Etrafını nesil ve ailenin topluluğu kuşatır; sen ortada vakarla hüküm sürersin.

18. Tavuklar senin himayende övünerek, tek bir inci gibi bembeyaz yumurtalar bırakır.

19. Ortak bir kadın gibi yanında çekişseler, bazısına öfkeyle bakar, bazısını görmezden gelirsin.

20. Gözünün parıltısı çakmak taşının ateşi gibidir; kışın soğuğunda bile asla sönmez.

21. Ailenin halkına kahredici değil, şefkatlisin; nitekim hepsinin sana bu gönülden itaati bundandır.

22. Kuş türlerinde dişi ile erkek birbirine benzer iken, tavukla senin aranda Süreyya yıldızı ile toprak kadar fark vardır.

23. Yiğitçe savaşçılık tavrı sana yaraşır; ne bakıştır, ne duruştur, ne biçimdir, ne edadır.

24. Ok kılıfına benzeyen bir kuyruk, kanlı bir miğfere bürünmüş bir baş; zırh giymiş, kanatlarını germiş, savaşa hazır.

25. Savaşta senin gibi yiğitçe sebat etmeyen korkaklar bozguna uğrayınca "yuha!" diye bağırırsın.

26. Havada uçan bir düşman üstünden geçse, ona bir "korrrrk" sesiyle korku verirsin.

27. Sende tavuğun tavrı yoktur, tavuklarda da seninki; ama bazı insanlarda o tuhaf bela görülür.

28. Kadın erkekleşecek olsa ne kadar tiksindiricidir; erkek kadın tavırlıysa o, öyle bir kadından da beterdir.

29. Aileniz rengârenk elbiseler giyer: sarı, benekli, mavi, siyah, kırmızı, beyaz ve kara.

30. Elbisenizi Kadir boyacı (Allah) boyamış; ne rengi solar, ne eskir, ne de modası geçer.

31. Ceylanın beyaz kürkü desenlerinize imrenir; taç süsleyen hükümdar tacınızı kıskanır.

32. O güzel elbiseni yırtmak için hazır bekleyenler var: kimi kaynar su, kimi vahşet dolu bir pençe.

33. Tilki, sansar gibi düşmanlarınız ele geçse, kürklerini soyarak cezanın gereğini yaparım.

34. Oruçlu da oruçsuz da herkes seni yemek için diş biler; ben kesemem, diş bilemem; diş mi? Bıçağımı bile bilemem.

35. Seni kaynayan bir selde yüzer görüyorum; su ile kazanda pişirilirken ağla. (Mısra tam açık değildir.)

36. Bana kalsa ne keserdim, ne yedirirdim, ne yerdim; ne yapayım, eski çağların meclisi böyle kurulmuş.

37. Dünyada senin sahibin yalnız ben olsaydım, tüyüne kimse dokunmazdı, saba rüzgârından başka.

38. Kargada bulunan gizlenme huyu (çiftleşirken saklanma) sende de olsaydı; bu fazilet ona nasıl düşmüş, nedenini söyleyemem.

39. Edebine ve namusuna artık diyecek kalmazdı; seni dünya kuşlarının serdarı sayardım.

40. Bununla beraber ne günah işlesen sayılmaz; bizim yaptıklarımız ise ceza gününde sayılır.

41. Acaba senin de ahiret neşesinden bir payın var mı ki peygamberler arasında zevk ve safa süresin?

42. Bu konu ümmetlerin önderlerinin sözleriyle sınırlıdır: ahiret hayatının (hayvanlar için) reddi, herkese yayılması ya da bazılarına tahsisi.

43. Biz bu kavgayı nasıl bulduysak öyle bırakıp gideriz; sonra gelenlerde de aynı kavga sürer.

44. Geçen günler bu dünyanın açılmış gülleridir; yarının gizli meyvelerine tanıklık ederler.

45. Genç ve zengin hayat sevgisine ne kadar tutkunsa, yaşlı ve yoksul da hayata rağbette ondan aşağı değildir.

46. Neden geçsem geçerim, ah, cihandan geçemem; bu kocakarının neresi canı çeker, kalbi kapar?

47. Süha yıldızı ta uzaktan dünya kocakarısına göz atar; var, büyük yıldızların ne emeller içinde olduğunu sen kıyas et.

48. Vasiyetlerden kalbe ulaşan bir iz yoktur; hayır ve iyilik ancak ağızdan tavsiye edilir.

49. Göğüsler kin ve haset tohumuna bir tarladır; öyle verimlidir ki bir filiz bitse iğne gibi batar. (İkinci mısra tam açık değildir.)

50. Alçak dünya bir delidir ki ay başı tutarak boynuna muska takar; onu helal bir gıda sanma.

51. Zamane insanlarından kaçacak yer ararım, bulamam; ne Irak'ında (uzaklığında) selamet var, ne kurtuluşunda kurtuluş.

52. Ne Hicaz (insanı) alıkoyan, ne Yemen uğurludur; Şam da Şehbâ (Halep) da uğursuz yıldızlarla uğursuzdur.

53. Günlerimiz gemi azıya almış bir at gibidir; ya da yularsız bir devedir, ne emir dinler ne kışkırtma.

54. Günler sarhoş, kendinden geçmiş biri gibidir ki hep eğri gider; koca feleği ona kadeh, yeryüzünü sofra edeyim. (Mısraın son kısmı tam açık değildir.)

55. Hak ve delil tanımaz, ahde vefadan anlamaz; zamana aldanma ki nice şah da dilenci de aldandı.

56. Senin gibi, benim gibi binlercesini aldı verdi; acaba devran sana ayrıca bir söz mü verdi?

57. Ey kendilerine Allah katından tatlı bir tabiat, nazik bir beden ve latif bir yüz verilmiş güzeller!

58. Onu övülmüş ahlakla değerli kılın; çünkü kötü huylar güzelliği de değerinden yoksun bırakır.

59. Dünya kocakarısı güzel yüzlülerin ak yüzlerine sürmek için ellerini gizlice karalar.

60. Diri ölü demeden halkın gizli ayıplarını an be an açık bakışların önüne atar.

61. Böyle koğuculuğundan anlaşılır ki o bir kadındır; şimdi erkekler ise ona rahmet okutmaktadır.

62. Bu horoz kasidesine kıyasla kuzu körpe kalır; iki zeki kişi birer tane yazdı. (Beyit tezdeki okumayla açık değildir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Kör Şairin Horozu

Başlıktaki "Dîkiyye", horoz şiiri demektir ve manzume, on birinci yüzyılda Suriye'de yaşamış, kör, şüpheci ve kötümser şair-filozof Ebü'l-Alâ el-Ma'arrî'ye bağlanır. Havva Tok Yıldız, Cûdî'nin Ma'arrî'den birçok şiir çevirdiğini ve bazılarına zeyl yazdığını kaydeder. Arapça asıl tezde verilmediği için çevirinin asla ne kadar sadık kaldığı buradan denetlenemez; altmış iki beyitlik Türkçe metin, bir çeviriden çok aslın konusunu genişleten bir yeniden yazım gibi görünür.

Manzumenin ilk bölümü horozu bir müezzin olarak över. Horoz uyku ölülerini dirilten bir Sûr meleğidir; öttükçe Mekke'nin müezzini Ebû Mahzûre ile Medine'nin müezzini Bilâl buluşmuş gibidir ve Rahman'ın arşında öten horoza cevap verir. Ardından horoz bir aile reisi olarak anlatılır: tek başına tane yemez, kıtlıkta bulduğu taneyi ailesine çağırır, inciyi taneye değişir de yine kârlı sayılır, eşleri arasında adaleti korur. Bu bölümdeki aile ve kadın-erkek düzenine dair yargılar, şiirin yazıldığı dönemin ve geleneğin bakışını taşır. Horozun rengârenk elbisesini Kadir boyacının boyadığını, bu yüzden "modası geçmediğini" söyleyen otuzuncu beyit ise eski şiire gündelik bir kelime katar; yirmi altıncı beyitteki "korrrrk" sesi de klasik şiirde pek görülmeyen bir taklidî sözdür.

Kötümser Bir Kapanış

Otuz dördüncü beyitten sonra şiir kesilen horozun acısına, oradan ahiret tartışmasına geçer: hayvanların ahirette bir payı var mıdır, ümmetlerin önderleri bu konuda farklı şeyler söyler ve kavga bitmeden nesiller gelip geçer. Kırk üçüncü beyitten sonra manzume Ma'arrî'nin tanınmış kötümserliğine döner. Dünya muska takan bir deli, güzellerin yüzünü karalayan bir kocakarıdır; insanlardan kaçacak yer yoktur ve elli ikinci beyit bunu yer adlarıyla oynayarak söyler: Hicaz alıkoymaz, Yemen uğurlu değildir, Şam ve Şehbâ uğursuzdur. Son beyitler güzellere ahlakla güzelleşmelerini öğütler; kapanış beytini ise tezin okuyuşuyla çözmek mümkün olmamıştır.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 57-62 (şiir no. 45; yazma vr. 18a-19b); giriş s. 8. http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar