Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü mefāʿīlü mefāʿīlün faʿ (fāʿ)
Ey sūre-i “Ve’n-necm” eyā nażm-ı celīl
Ey vaḥy-i ilāhī feleginde ḳandīl
Secde ider iʿcāzıña küffār-ı ʿArab
Müʾmin yire sürmez mi cibāh-ı tebcīl
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey "Ve'n-Necm" suresi, ey yüce nazım; ey ilahî vahiy göğündeki kandil!
2. Arap kâfirleri bile senin i'câzına secde eder; mümin, saygı alnını yere sürmez mi?
Edebî ve Tarihî Yorum
Necm suresine ayrılan ikinci rubai, ilkinin hikâyesini bir sonuca bağlar. Birinci beyitte sure "nazm-ı celîl", yüce bir söz dizisi, ve vahiy göğündeki bir kandil olarak anılır; "necm" yani yıldız kelimesinin çağrışımı burada da sürer, sure gökte yanan bir ışık olur.
İkinci beyit, önceki rubaide işaret edilen rivayete açıkça dayanır: Arap kâfirleri bile bu surenin i'câzı karşısında secdeye kapanmıştır. Bundan çıkan sonuç bir soru biçiminde gelir: müşrikler secde ettiyse, mümin saygı alnını yere sürmez mi? "Cibâh-ı tebcîl", saygı alınları, terkibi secdenin bir yüceltme ve hürmet hareketi olduğunu vurgular. Müstensihin son mısraa düştüğü "likâ-yı" notu, mısraın bir başka söyleyişini gösterir.
Aynı sureye iki rubai yazılması, şairin bu sureye ve secde sahnesine özel bir ilgi duyduğunu düşündürür; iki rubai birlikte okununca biri kişisel bir deneyimi, öteki bu deneyimden çıkan ahlakî sonucu anlatır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 98 (şiir no. 78; yazma vr. ). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






