Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Olmadı madame kim şiyri senin, Leylâ benim
Haydi ey ferhadı aşık dağ senin, sahra benim.
Işkı zen dağ deldirir, merdane sahra ölçtürür
Yar içün dağlar yaran sen, badiye peyma benim.
Karı gahi ışkı naklettik bu ıssız yerlere
Dağda huyu ha senin, sahrada vaveylâ benim.
Aklı verdin evvelâ mehri muaccel namına
Nevbeti mehri müeccel ya senindir, ya benim.
Zehri hicranı bir az tatlı ile bastırmak içün
Vasla mahsuben gelen helva senin, belva benim.
Gitti dünadan denür Leylâ bana eş kalmadı
Yoksa ma fihası boştur çeşmime dnya benim.
Isrimizdir hurmet eyler silmez elbet
Bi sütunda el senin, bi dade nefsipa benim.
Işkdan kam almadık nam aldık amma CUDİ ya
Kûhiken meşhur matrubilmesel şeyda benim.

Günümüz Türkçesiyle

1. Mademki Şirin senin, Leylâ da benim olmadı; haydi ey âşık Ferhad, dağ senin, çöl benim. ("Şiyri" kelimesi, neşirdeki bozuk okumadan anlaşıldığı kadarıyla Şîrîn'dir.)

2. Aşk (birine) dağ deldirir, (ötekine) mertçe çöl ölçtürür; yâr için dağları yaran sensin, çölleri arşınlayan (bâdiye-peymâ) benim.

3. Aşkın işliğini (kâr-gâh) bu ıssız yerlere taşıdık; dağdaki gürültü patırtı senin, çöldeki feryat figan benim.

4. Önce aklını peşin mehir (mehr-i muaccel) olarak verdin; sıra şimdi sonraya bırakılan mehirde (mehr-i müeccel, yani candadır): o ya senindir ya benim.

5. Ayrılık zehrini biraz tatlıyla bastırmak için, kavuşmaya sayılarak gelen helva senin, belâ benim.

6. Leylâ dünyadan gitti derler, bana eş kalmadı; yoksa dünya ve içindekiler (mâ-fîhâ) gözümde boştur.

7. (İlk mısra neşirde eksik ve bozuk aktarılmıştır; kabaca: izlerimize hürmet edilir, elbette silinmez.) Bîsütun dağında el izi senin, çölde ayak izi (nakş-ı pâ) benim. (Okuma ve anlam bizimdir.)

8. Ey Cûdî, aşktan murat almadık ama ad aldık; dağ delen (sen) meşhursun, dillere destan olmuş (mazrûbü'l-mesel) divane ise benim.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir sekiz beyitlik bir gazeldir. Remel bahrinin "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbına uyar; vezin bizim tespitimizdir. Redif "benim", kafiye "-â" sesidir: Leylâ, sahrâ, peymâ, vâveylâ, belvâ, dünyâ ve şeydâ bu sesle biter. Son beyitte mahlas "Cûdî" geçer. Gazelin başlığı "Amasyada Ferhad Dağı, Mecnun dilinden olmak üzre"dir; yani şair Amasya'daki Ferhad Dağı'nı görünce Mecnun'un ağzından Ferhad'a seslenen bir şiir söylemiştir. Her beyit "senin" ve "benim" karşıtlığı üzerine kurulur ve Ferhad ile Mecnun'un aşk acısını birbirine denk düşen iki pay gibi bölüştürür.

Metin Havva Tok Yıldız'ın tezinin ekler bölümünden alınmıştır. Tez, ekteki şiirleri İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın Son Asır Türk Şâirleri'nden, Vehbi Cem Aşkun'un Merzifon Şâirleri'nden ve İsmail Hakkı Eldem'in Muasır Şâirlerimiz'inden, kaynaklarındaki imlâya dokunmadan aldığını belirtir; bu şiirin hangisinden alındığı ayrıca gösterilmez. Aktarımda bozuk okunmuş kelimeler vardır. İlk beyitteki "madame kim şiyri" sözü "mâdem ki Şîrîn", dördüncü beyitteki "mehri muaccel" ve "mehri müeccel" sözleri "mehr-i muaccel" ve "mehr-i müeccel", son beyitteki "matrubilmesel" ise "mazrûbü'l-mesel" olarak anlaşılabilir. Yedinci beyitte ilk mısra eksiktir ve güvenle okunamamıştır. Özgün metin kaynaktaki biçimiyle bırakılmış, okuma önerileri günümüz Türkçesi bölümünde işaretlenmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, Doğu edebiyatlarının iki büyük âşığını karşı karşıya getirir. Ferhad, Şirin'e kavuşmak için dağ delen nakkaştır; Mecnun ise Leylâ'nın aşkıyla çöllere düşen divanedir. Şair ikisinin de sevgilisine kavuşamadığını söyleyerek söze başlar ve dünyayı aralarında paylaştırır: dağ Ferhad'ın, çöl Mecnun'undur. İkinci ve üçüncü beyitler bu paylaşımı sürdürür; aşk birine dağ deldirir, ötekine çöl ölçtürür, dağda gürültü Ferhad'a, çölde feryat Mecnun'a düşer. Dördüncü beyit, İslam aile hukukundan alınmış bir benzetmeyle dikkat çeker. Evlilikte kadına verilen mehrin peşin ödenen kısmına "mehr-i muaccel", ölüm ya da boşanmaya bırakılan kısmına "mehr-i müeccel" denir. Âşıklar aklı peşin mehir olarak çoktan vermiştir; şimdi sıra sonraya bırakılan mehre, yani cana gelmiştir. Bu payın hangisine düşeceğini soran mısra, iki âşığın da ölümle biten hikâyesine işaret eder.

Beşinci beyitteki "helva" ile "belva" (belâ) arasındaki ses oyunu, tatlı ile acıyı yan yana getirir. Yedinci beyitteki "Bîsütun", Fars edebiyatında Ferhad'ın deldiği dağın adıdır. Hüsameddin, Amasya'daki Ferhad Dağı'nın Pont dağlarının batı başı sayıldığını, bu sıradağların İran'a geçip Bîsütun dağıyla birleştiğini ve bazı Arap coğrafya kitaplarında hepsine "Kûh-ı Bîsütûn" dendiğini yazar. Cûdî'nin Amasya'daki dağı anarken Bîsütun adını kullanması bu inançla uyuşur. Beyitte Ferhad'ın dağda bıraktığı el izi ile Mecnun'un çölde bıraktığı ayak izi karşılaştırılır. Son beyitte şair, iki âşığın da aşktan murat almadığını ama ad aldığını söyler; dağ delen meşhurdur, ama dillere destan olan divane Mecnun'dur. Mahlasın bu beyitte Mecnun'un sözüne karışması, şairin kendini çölün divanesiyle bir tuttuğunu düşündürür.

Tarihî Bağlam

Şiirin ne zaman yazıldığı bilinmiyor. Başlığı onu Amasya'ya ve Ferhad Dağı'na bağlar. Hüsameddin Amasya Tarihi'nin birinci cildinde, Karakaya'nın güneybatısındaki yalçın kayaya "Ferhad Kayası", onun doğuya uzanan sırtına da "Ferhad Dağı" dendiğini, halk arasında Şirin'e âşık Ferhad'ın bu kayayı delerek şehre su getirdiğinin anlatıldığını yazar. Hüsameddin bu rivayete inanmaz ve su yollarının çok daha eski olduğunu söyler; ama dağın ve kayanın adı şehirde yaşamaya devam etmiştir. Cûdî'nin gazeli, Merzifonlu bir şairin Amasya'daki bu efsaneye Mecnun'un sesiyle verdiği bir karşılıktır. Efsanenin Amasya'daki biçimleri için Ferhat ile Şirin Efsanesi, şairin hayatı için Merzifonlu Muallim İbrâhim Cûdî yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar