Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün

Bir (dağ) ki dameninde (Hıdırlık) niyaz eder
Orman bülendi zirvesi üstünde naz eder.
Sürmüş öne hıdırlığı gûya imam edüp
Saf tutmuş arkasında edayu namaz eder.
Bir neyli gûni gışaye bürünmüş rekıyku saf
Göstermeden şikâfilerin ihtizaz eder.
Bir şehr öper ayağını ol kuku dilberin
Sahra neşatı zemzemden ihtizaz eder.
Bir şehri kim cevanibin almış hezarı bağ
Köhne arusa nev be nev arzı cihaz eyler.
Zanusi üstünde oturan bir cemel gibi
Âli cebel o hey’et ile imtiyaz eder.
Kaldırmış asumane senaimü sevdiğimi
Sırtına çifte zerve ne hoş irtikaz eder.
Kahı beyaz pamuk gibi hurde sahabeler
Bir fırsatı temas arayup intihas eder.
İlanı aşk eder dağa ebri havanişin
Yoktur sebatı ışkı meşkı mecaz eder.
Maşukasın açıkta uyur zannedüp
Şemsiyesin açar serine saye saz eder.
Üstünde pare pare olur ebri nev bahar
Çıplak periyi tiyneti came gübaz eder.
Açmış kanad gelir nazarı şairaneye
Çeşmim nasıl ki perrini ol şuha baz eder.
Tavşan dağı ile, ak dağın endamı dilberi
Şehrin şimalı şarlını dide nuvaz eder.
Ey muhterem vatan sılayi rahm eder iken
CUDİ sanırki kendini azmi hicaz eder.

Zeyl

Ey dağ senin suyunla başlar şehri bağu rağ
Hatta bütün mezaria bağın diraz eder.
Şehre getirmiş (Mustafa paşa) anı heman
İçtikçe teşne ruhuna rahmet niyaz eder.
Başsız bedenle gitti bu dünyadan ol şehit
Ukbanda rahmetiyle huda ser firaz eder.
Şehrin tam orta yerinde o cami
Şirin minaresiyle ne hoş ihtizaz eder.
CUDİ gelir hayalime ol cami’l latif
Hala şebabım anda edayi namaz eder.

Günümüz Türkçesiyle

1. Öyle bir dağ ki eteğinde Hıdırlık yakarışta durur; ormanı yüce zirvesinin üstünde naz eder.

2. Hıdırlık'ı sanki imam yapıp öne sürmüş; arkasında saf tutmuş, namaz kılar.

3. Mavimsi (nîlî-gûn) bir örtüye bürünmüş, ince ve duru; yarıklarını göstermeden titreşir.

4. Bir şehir o dilber dağın (kûh-ı dilber) ayağını öper; ovanın neşesi bu ezgiyle (zemzeme) titreşir.

5. Bir şehir ki çevresini bin bağ almış; o eski geline yeni yeni çeyizler sunar.

6. Dizleri üstüne çökmüş bir deve gibi, yüce dağ o duruşuyla seçkinleşir.

7. Hörgüçlerini (senâm) göğe kaldırmış; sırtında çifte zirve ne hoş yükselir. ("Sevdiğimi" kelimesinin bu mısradaki yeri anlaşılamadı.)

8. Bazen beyaz pamuk gibi ufak bulutlar, ona dokunmak için fırsat kollar.

9. Havada oturan bulut dağa aşkını ilan eder; ama sebatı yoktur, aşkı ve sevdası mecazdır (geçicidir).

10. Sevgilisini açıkta uyuyor sanıp şemsiyesini açar, başına gölge yapar.

11. Bahar bulutu üstünde parça parça olur; çıplak periyi bir örtüyle sarar. (İkinci mısra bozuk aktarılmıştır; anlam tahminîdir.)

12. Kanatlarını açmış gibi şairane bakışa görünür; gözüm de o şuha doğru, bir doğan (bâz) gibi kanat açar.

13. Tavşan Dağı ile Akdağ'ın dilber endamı, şehrin kuzeyini ve doğusunu göz okşayıcı kılar.

14. Ey muhterem vatan, seni sıla-i rahim için ziyaret ederken Cûdî kendini Hicaz'a (hacca) gidiyor sanır.

15. Ey dağ, şehir, bağ ve çayır senin suyunla başlar (yeşerir); hatta bütün ekinlikleri senin suyun büyütür.

16. (Kara) Mustafa Paşa onu (suyu) şehre getirmiş; susuz kalan içtikçe onun ruhuna rahmet diler.

17. O şehit bu dünyadan başsız bir bedenle gitti; Allah ahirette rahmetiyle onun başını yüce kılar.

18. Şehrin tam ortasında o cami, şirin minaresiyle ne hoş salınır.

19. Ey Cûdî, o latif cami hayalime gelir; gençliğim hâlâ orada namaz kılar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir, Havva Tok Yıldız'ın tezinde "Merzifonda (Tavşan Dağı ve Hıdırlık hakkında)" başlığıyla verilen on dört beyitlik bir kaside ile ona "Zeyil" başlığıyla eklenen beş beyitten oluşur; tez ikisini ayrı numaralarla (8 ve 9) yayımlar. Burada ikisi tek metin olarak verilmiş, zeylin başladığı yer özgün metinde işaretlenmiştir. Vezin muzâri bahrinin "mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün" kalıbıdır; tespit bizimdir. Redif "eder", kafiye "-âz" sesidir: niyâz, nâz, namâz, ihtizâz, imtiyâz, mecâz, sâye-sâz, bâz, nüvâz, Hicâz, dırâz ve ser-firâz bu sesle biter. Beşinci beyitte redif "eyler" olarak geçer; bu da aktarımdaki bozuklukların bir örneği olabilir. Mahlas "Cûdî" asıl kasidenin son beytinde ve zeylin son beytinde iki kez geçer.

Tez, ekteki şiirleri İnal, Aşkun ve Eldem'in eserlerinden kaynaklarındaki imlâya dokunmadan aldığını belirtir; aktarımda birçok kelime bozuk okunmuştur. Üçüncü beyitteki "neyli gûni gışaye" sözü "nîlî-gûn gışâya", dördüncü beyitteki "kuku dilberin" sözü "kûh-ı dilberin", altıncı beyitteki "zanusi" ise "zânûsı" (dizi) olarak anlaşılabilir. Yedinci ve on birinci beyitlerde birer mısra güvenle okunamamıştır. Özgün metin kaynaktaki biçimiyle bırakılmış, okuma önerileri ve belirsizlikler günümüz Türkçesi bölümünde işaretlenmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin asıl konusu Merzifon'un kuzeyinde yükselen Tavşan Dağı'dır. Şair dağı önce bir namaz sahnesi içinde gösterir: eteğindeki Hıdırlık imamdır, dağ ise arkasında saf tutan cemaattir. Ardından dağ bir dilbere dönüşür; şehir onun ayağını öper, bağlarla çevrili kasaba o "eski geline" her yıl yeni çeyizler sunar. Altıncı ve yedinci beyitlerde benzetme değişir ve dağ, dizleri üstüne çökmüş, hörgüçlerini göğe kaldırmış bir deve olur; çifte zirve iki hörgüçtür. Sekizinci beyitten on ikinci beyte kadar bulutlar sahneye girer. Pamuk gibi küçük bulutlar dağa dokunmak için fırsat kollar, havada oturan bulut ona aşkını ilan eder ama sebatsızdır; şair burada tasavvufun hakiki aşk ile mecazi aşk ayrımını anarak bulutun aşkını "mecaz" sayar. Bulut, açıkta uyuyan sevgilisine şemsiye açan bir âşık gibi dağın başına gölge yapar. On ikinci beyitteki "bâz" kelimesi hem doğan kuşu hem de Farsçada "açık" anlamına gelir; şairin gözü o güzele doğru bir doğan gibi kanat açar.

On dördüncü beyit asıl kasideyi kişisel bir duyguyla kapatır. Memleketi ziyaret etmek, şair için Hicaz yolculuğuna, yani hacca benzer. Zeyl ise dağın suyuna ve bu suyu şehre getiren Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya döner. On yedinci beyitte "başsız beden" ile "ser-firâz", yani başı yüce olmak arasında bir tezat vardır: bu dünyadan başsız giden paşanın başını ahirette Allah yüceltecektir. Son beyitte şair şehrin ortasındaki camiyi hatırlar ve gençliğinin hâlâ orada namaz kıldığını söyler; bu, hatıranın bir mekâna bağlanarak yaşamaya devam ettiğini anlatan güzel bir mübalağadır.

Tarihî Bağlam

Kasidedeki yer adları ve olaylar kaynaklarla uyuşur. Hüsameddin Amasya Tarihi'nin birinci cildinde Merzifon kasabasının Taşan Dağı'nın güney eteklerinde, çevresi bağlarla kaplı bir tepe üzerinde kurulduğunu, bu dağın Amasya sancağında Akdağ'dan sonra en büyük dağ olduğunu ve onun zamanında "Tavşan Dağı" denildiğini yazar. Aynı ciltte Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın 1090'da [1679] kasabanın ortasında kârgir bir cami yaptırdığını, Taşan Dağı'ndan iki kilometrelik yeraltı yollarıyla kasabaya su getirip otuz kadar kârgir çeşme kurdurduğunu kaydeder. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Kara Mustafa Paşa 25 Aralık 1683'te Belgrad'da idam edilmiş, bedeni Belgrad'da gömülmüş, başı ya da yüzülen kafa derisi Edirne'ye götürülmüştür. Zeyldeki "başsız bedenle gitti" sözü bu olaya işaret eder; şiirde şehrin ortasındaki cami olarak anılan yapının Kara Mustafa Paşa Camii olması kuvvetle muhtemeldir, ama şiir caminin adını vermez.

Şiirin yazıldığı tarih bilinmiyor. Son beyit şairin gençliğini Merzifon'da, o camide geçirdiğini hatırlattığına göre, kaside İstanbul'a gittikten yıllar sonra memleketi ziyaret ettiği bir sırada ya da onu özlemle andığı bir zamanda yazılmış olmalıdır; bu bir çıkarımdır. Merzifon'un su yapıları için Merzifon'un Tarihi Su Yapıları ve Çeşmeleri, paşanın hayatı için Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, şairin hayatı için Merzifonlu Muallim İbrâhim Cûdî yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar