Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâ’ilün

Nev-heves bî-çâre ṭâlib dervîşân oldum ṣanır
‘İlm-i esrâr-ı ṭarîḳde ‘ârifân oldum ṣanır
Baḥr-i ‘ummân ẓan eder gördükde feyżiñ ḳatresiñ
Tâ nihâyet feyżine ben vâṣılân oldum ṣanır
Bir iki kez ṣohbet-i pîrânı menḳūş eyleyip
Ḫıżmet-i pîrâne maẓhar-ı kâmilân oldum ṣanır
Cezbe-i aḳdemle itmâm oldu ẓann eyler sülûk
Rütbe-i bâṭınla fevḳ-i âsumân oldum ṣanır
Varṭe-i nefsi geçip maḳbûl dergâh olmadın
Nefse istiḥvâẕ olup Ḥaḳ’da nihân oldum ṣanır
İbtilâ-yı nefse dû-çâr oldıġından bi-ḫaber
İhtimâm oldu sülûkum imtiḥân oldum ṣanır
Mâsivâyı terk edip dilden ġubârı silmeden
Bir muṣaffâ ḳalb-i ṭâhir ṣâfiyân oldum ṣanur
Nev-civân-veş ḳahramanlıḳ iddi‘asın ‘arż eder
Ḳuvvet-i bâzûda Rüstem Pehlivân oldum ṣanır
Olsa elfâẓ-ı ‘ibâretden eger dânâlıġı
‘Âlem içre bir müdbir-i muḫbirân oldum ṣanır
Ḥırḳa ger bir tâc ile olmaz velî Mir’ât-nümâ
Çoḳ kişi ṣûretde böyle mürşidân oldum ṣanır

Günümüz Türkçesiyle

1. Yeni heveslenmiş zavallı talip, “Dervişlerden oldum” sanır; “Tarikat sırlarının ilminde ârif oldum” sanır.

2. Feyzinin bir damlasını görünce onu ummanın denizi zanneder; “Feyzinin sonuna kadar eriştim” sanır.

3. Pîrlerin sohbetini bir iki kez kendine nakşedip “Pîrlere hizmetle kâmillerin mazharı oldum” sanır.

4. İlk cezbe ile sülûkun tamamlandığını zanneder; “Bâtın rütbesiyle göklerin üstüne çıktım” sanır.

5. Nefsin uçurumunu geçip dergâha makbul olmadan, “Nefse galip gelip Hak'ta gizlendim” sanır.

6. Nefsin belasına uğradığından habersiz, “Sülûkum tamamlandı, imtihanı geçtim” sanır.

7. Mâsivâyı terk edip gönülden tozu silmeden, “Arınmış, temiz kalpli saflardan oldum” sanır.

8. Yeni yetme bir genç gibi kahramanlık iddiasını sergiler; “Bilek gücünde Rüstem Pehlivan oldum” sanır.

9. Eğer söz ve ibarelerden bilgisi olsa, “Âlemde haber verenlerin yöneticisi oldum” sanır.

10. Mir'ât-nümâ, bir hırka ve bir tac ile velî olunmaz; çok kişi suretten (bakıp) böylece “Mürşid oldum” sanır.

Edebî ve Tarihî Yorum

“Oldum Ṣanır”

Kitabın acemi taliplere yönelik eleştirisi bu gazelde tek bir redife sığar: “oldum ṣanır”, oldum sanır. On beyit de dört tef'ileli remelle söylenmiştir ve her biri, kendini bir mertebeye ermiş sanan “nev-heves”, yeni heveslenmiş talibin bir yanılgısını anlatır: dervişlerden oldum, ârif oldum, feyzin sonuna erdim, kâmillerin mazharı oldum, göklerin üstüne çıktım. Kafiye kelimeleri “dervîşân, ‘ârifân, vâṣılân, kâmilân, âsumân, nihân, imtiḥân, ṣâfiyân, pehlivân, muḫbirân, mürşidân” bu yanılgıların sıralı bir listesidir.

İkinci beyit gazelin en güzel imgesini taşır: talip feyzin bir damlasını görünce onu umman sanır. Dördüncü beyitteki “cezbe-i aḳdem”, sülûkun başındaki ilk cezbe, Nakşibendî terbiyesinde yolun tamamı değil başlangıcıdır; acemi talip onu yolun sonu sanır. Sekizinci beyit halk anlatılarının kahramanı Rüstem Pehlivan'ı anarak bu iddiaları gülünç bir abartıya taşır.

Mahlas beyti gazeli kitabın sık tekrarladığı bir ilkeye bağlar: hırka ve tac ile velî olunmaz. Kerametle keşfe itibar edilmemesini söyleyen bâbın hemen ardından gelen gazel, aynı uyarıyı hâl iddiaları için tekrarlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar