Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Reh-numun ister cenâb-ı ‘İzzete
Ol seni terfi‘ ede ol vuṣlata
Bî-delîl ermek muḥâl ol ni‘mete
Ol eder vâḳıf o sırr-ı ḥikmete
Bil ‘azîz şâh-ı risâlet serveri
Oldu Cebrâ’îl aña Ḥaḳ rehberi
Dinle hem Mûsâ ‘azîz peygamberi
Ḥıżr olup ‘ilm-i ledünde perveri
Bir su’âliñ olsa tâ şâhâneden
Ṣormaḳ isterseñ ki biẕẕât kendiden
Ṭoġru varsañ bir delil sen bulmadan
Hiç seni ḳorlar mı yâ ol perdeden
Sen deseñ yoḳ şimdi mürşidü’l-cevâb
Sende göz yoḳ var velîler bî-ḥisâb
Sen deseñ görmez gözüm yâhu cevâb
Ben direm varlıḳ olup sende ḥicâb
Var velî ġāyet gözüm et i‘timâd
Sen ṣaḳın nefsiñce etme ictihâd
Çün olup nefsiñden illâ ol fesâd
Ṭurma gel bir kâmile et inḳıyâd
Çün olup kâmil ki şems âyîne yüz
Görmeye ister gözüm ḥaḳḳāni göz
Bilmege lâzım özünden ṭoġru öz
Böyledir muṭlaḳ ḳulaḳ ṭut ṭoġru söz
İḥtiyâcıñ var ‘azîz bir rehbere
Reh-numûn ister ḥużûr-ı pervere
Bî-delîl yol yoḳ cenâb-ı servere
İttiba‘ et sünnet-i Peyġamber’e
Bil olup bî‘at Resûl’üñ sünneti
Gösterip Sıddîḳ’a râh-ı vuṣlatı
Sonra Sıddîḳ’dan ki Selmân ḥazreti
Aldı Selmân’dan çü Kâsım nisbeti

Günümüz Türkçesiyle

1. İzzet sahibinin (Allah'ın) huzuruna (varmak) bir yol gösterici ister; o seni yükseltsin, o kavuşmaya erdirsin.

2. O nimete delilsiz (kılavuzsuz) ermek imkânsızdır; o (kılavuz) seni o hikmet sırrına vâkıf eder.

3. Azizim, bil ki risalet şahının, efendinin (Hz. Muhammed'in) Hak yolunda rehberi Cebrâil oldu.

4. Aziz peygamber Musa'yı da dinle; ledün ilminde onu yetiştiren Hızır oldu.

5. Bir şahtan (padişahtan) bir sorun olsa ve bunu bizzat kendisine sormak istesen,

6. bir aracı bulmadan doğruca varsan, hiç seni o perdeden (içeri) bırakırlar mı?

7. Sen “Şimdi cevabı verecek mürşid yok” dersen, sende göz yok; velîler hesapsız (pek çok)tur.

8. Sen “Gözüm görmüyor, yahu” diye cevap verirsen ben derim ki sendeki perde varlığındır (benliğindir).

9. Gözüm, velî vardır, buna güven; sen sakın nefsine göre içtihat etme.

10. Çünkü fesat ancak nefsinden olur; durma, gel, bir kâmile boyun eğ.

11. Çünkü kâmil, güneşe ayna olan yüz gibidir; onu görmek için Hakk'ı gören bir göz ister, gözüm.

12. (Onu) bilmek için özünden doğru bir öz gerekir; mutlaka böyledir, kulak ver, doğru söz budur.

13. Azizim, bir rehbere ihtiyacın var; (Allah'ın) huzuruna ermek bir kılavuz ister.

14. Efendinin (Peygamber'in) katına kılavuzsuz yol yoktur; Peygamber'in sünnetine uy.

15. Bil ki biat Resûl'ün sünnetidir; Sıddîk'a (Ebûbekir'e) kavuşma yolunu o gösterdi.

16. Sonra Sıddîk'tan Hazret-i Selmân, Selmân'dan da Kâsım nispeti (manevî bağı) aldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Biatin Gerekliliği

Kâmil bir mürşide biat şarttır ve “ḥâlâ”, yani o günlerde de Allah ehli vardır: başlıktaki bu iki iddiayı şair on altı beyit boyunca (236-251) örneklerle savunur. Önce peygamberlerin de rehberi olduğunu hatırlatır: Hz. Muhammed'in rehberi Cebrâil, Hz. Musa'nınki ledün ilminde Hızır'dır. Sonra gündelik bir benzetmeye geçer: padişaha bir soru sormak isteyen kişi aracı bulmadan perdenin ardına geçemez.

Yedinci ve sekizinci beyitler bir karşılıklı konuşma gibi kurulmuştur. Muhatap “Şimdi mürşid yok” der; şair “Sende göz yok, velîler hesapsızdır” diye cevap verir. Muhatap “Gözüm görmüyor” diye ısrar edince şair perdenin onun kendi benliği olduğunu söyler. Bu diyalog, Şensöz'ün de eserin konuları arasında saydığı, bazı taliplerin “mürşid kalmadı” demesine verilen cevaptır. On birinci beyitte kâmil, güneşe ayna olan bir yüze benzetilir; ayna imgesi bu kez mürşidin şahsında belirir.

Son iki beyit Nakşibendî silsilesinin başlangıcını verir: biat Peygamber'in sünnetidir; yol Peygamber'den Hz. Ebûbekir'e, ondan Selmân-ı Fârisî'ye, ondan da Hz. Ebûbekir'in torunu Kâsım b. Muhammed'e geçmiştir. Silsilenin tamamı kitabın sonunda Farsça bir manzume olarak yeniden verilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar