Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

I. Bent

Kullanur her demde âh özge hevâ bu rûzgâr
Kim yiler her şerre turmaz yil gibi ol zûrgâr
Peykidür her şerr işün hep şerre yiltenmekdedür
Anun-içün idinüpdür kendüye ol zûrı kâr
Rûzgâr-ı zûrkârun hâlidür her demde âh
Nerd-i gamda halkı itmek zûr u âzâr-ıla zâr
Gülşen-i şâdîde gül gibi gülerken çokları
Hâr-ı gamda agladupdur sonra bülbül-veş hezâr
Rûzgâr olur muvâfık niçe demler çoklara
Sonra döner ‘aksine âh anda yokdur bir karâr
Rûzgârun şol muvâfık olmasına niçe dem
‘Âkıbet dönüp muhâlif olıcak ne i‘tibâr
Kanı ol şehzâde Sultân Mustafâ âh u dirîg
Kim ana irgürdi âhir rûzgâr özge hasâr
Rûzgârun oldı pür-zûr ana bir âzârı kim
‘Âleme ol bir ‘acebter ‘ibrete oldı medâr
Nâgehân oldı hemân-dem cân gibi gözden nihân
Gelmedüge döndi hergiz ‘âleme ol şehr-yâr
Gördi derdâ rûzgârı-ı pür-cefâdan bir cefâ
‘Âlemün mahbûbı vü matlûbı Sultân Mustafâ

II. Bent

Kanı âh ol şehr-yâr-ı kâmkâr u kâm-rân
Kanı ol asnâf-ı eltâfıyla olan dâstân
Var-ıdı insâf şol asnâf-ı eltâf anda âh
Şöyle kim olmışdı ol mahbûb u matlûb-ı cihân
Saltanat gülzârınun serv-i ser-efrâz idügin
Hükm iderdi her gören bâdî nazar anı revân
Siyyemâ şol hüsn-i sîmâ birle ol zât-ı şerîf
Hazret-i Sultân Süleymân kendü idi san hemân
Cümleten râzî idi andan re’âyâ vü sipâh
Mülk-i ‘Osmânda ‘Ömer ‘adlin iderdi ol ‘ayân
Bir melek-haslet melik dervîş-şân bir şâh-idi
Şâhidi olmışdı yekser ‘âlemün ol hûb-şâh
Her cihâtı zât-ı ferhunde-sıfâtı gibi hûb
Bir güzel şâh-iken ana kıydı çarh-ı bî-âmân
Çarh-ı gaddâr ana bir gadr-ile âh itdi sitem
‘Âkıbet irgürdi bir özge halel birle ziyân
Gül gibi özge letâfet bulmış-iken ol şehün
Nev-bahâr-ı gülşen-i ‘ömrine âh irdi hazân
Gitdi Sultân Mustafa dâr-ı bekâya tutdı râh
İtdi ‘azm-ı dergeh-i Hak ide rahmetler İlâh

III. Bent

Şeh Süleymân gibi ol bir pür-salâbet hân-ıdı
Bir kerîmü’ş-şân şâh u bir güzel sultân-ıdı
Ana cism olmışdı ‘âlem ‘âlemün cânı-y-ıdı ol
Şöyle mahbûbü’l-kulûb olmış güzel cânân-ıdı
Bir perî-mânendi âh ol oldı gözlerden nihân
Cümleten halk-ı cihâna sevgülü bir cân-ıdı
Eyle gözler nûrı gönüller sürûrı serveri
Görmemişdi çarh-ı sergerdân niçe devrân-ıdı
Mâyil idi ‘adle gâyet hayra idi niyyeti
Mülk-perver bir melik misli melek bir şân-ıdı
Mihr ü meh-veş iki gözi olmış-ıdı ‘âlemün
Tab‘ı insâniyyet üzre bir güzel insân-ıdı
Hak rızâsı gibi gözlerdi rızâ-yı vâlidi
Vâlidine ol cihetle bende-i fermân-ıdı
‘Âkıbet vâlid rızâsı üzre kurbân itdi cân
Vâlidine vakı’â ol cân-ıla kurbân-idi
Ol sa‘âdet birle ol buldı şehâdet menzilin
Ana ihsân itdi Hak hem lâyık-ı ihsân-idi
‘İzz-ile ol olmagın hâl-i hayâtında sa‘îd
Âhirü’l-emr oldı pes vakt-i memâtında şehîd

IV. Bent

Rıhlet idüp itdi ol şeh mülk-i fânîden güzer
Eyledi rûhına rahmet dâr-ı bâkîye sefer
Cümleten cân u cânâna rıhleti derdi anun
Şöyle açık kodı kim ol tâ dem-i haşre sürer
Ana olan hâdise bir ‘ibret oldı halka kim
Mekr-i dünyâdan anunla geldi her kalbe hazer
Virdi mecmû’-ı kulûba mâ-hasal ol hâdise
Bir keder kim tâ kıyâmet ol degül herkes gider
Anun içün aglayup yas eyledi mecmû‘-ı nâs
Tag u taşdan kopdı anun-çün figânlar ser-be-ser
Kef geçüp deryâlar anun-çün firâvân açdı
Dögünüp taşlarla yekser agladı ırmaglar
Ra‘d anun-çün nâle idüp eyledi bâd âh-ı serd
Ebr anun-çün girye idüp yaşını itdi matar
Böyle olınca o Sultân Mustafâ mânend-i zât
Bir kişi pes devlet-i dehre heves idüp nider
Gâfil olmaz ‘âkil olan mekr-i dünyâdan ebed
Dâr-ı dünyâ cây-ı şûr u şer-durur bir pür-hatar
Yâd-ı hayrı-ıla du’âlar idelüm ol şâh içün
Hayra idi niyyeti çünkim anun Allâh içün

V. Bent

Rahmet idüp ana rahmân ide ihsânı tamâm
Nazmiyâ budur du‘âmuz ana her dem subh u şâm
Zî-sa‘âdet kim şehâdet birle oldı rıhleti
Ol sa’âdet birle dâ‘îdür ana cümle enâm
Görmedi Hak ana lâyık dehr-i fânî şehligin
Âhiret sultânı oldı buldı bâkî ‘izz-i tâm
Lutf-ı Hak birle olup cennet kusûrında mukîm
Ola murg-ı rûhına cennet gülistânı makâm
Cennet-i firdevsi me’vâ eyleyüp Mevlâ ana
Hûr u gılmân-ıla anda seyr idüp ide hırâm
Rahmet-i Rahmân-ıla oldukça ol âsûde-hâl
Şâh-ı ‘âlem ‘izz ü devlet birle ola müstedâm
Burc-ı şâhînün kemâhî mihr ü mâhı oluban
Ola dâyim dâyir ü sâyir cihânı şâd-kâm
Ana Hak bagışlayup hem ol iki şehzâdesin
Anlarunla bula ‘âlem hoş nizâm u intizâm
Devlet ü ikbâl-ile Şeh Bâyezîd ü Hân Selîm
Süreler ‘ömr-i tavîl ü olalar sag u selâm
Yâ İlâhî ola dâyim ‘izz-ile sultânumuz
Şeh Süleymân ol Süleymân satvet olan hânumuz

Günümüz Türkçesiyle

I. Bent

1. Ah, bu zaman her an başka bir havadan eser; o zorba her kötülüğe yel gibi koşar, hiç durmaz ("rûzgâr" hem zaman hem rüzgâr demektir).

2. Her kötü işin ulağıdır, hep kötülüğe doğru esmektedir; bu yüzden o zorbalığı kendine iş edinmiştir.

3. Ah, zorba zamanın hâli her an halkı gam tavlasında zorla ve eziyetle inletmektir.

4. Sevinç gül bahçesinde gül gibi gülerken pek çoklarını gam dikeninde bülbül gibi binlerce kez ağlatmıştır ("hezâr" hem bülbül hem bin demektir).

5. Zaman nice demler nicelerine uygun gider; sonra tersine döner, ah, onda hiç karar yoktur.

6. Zamanın bir süre uygun gitmesine ne itibar edilir; sonunda dönüp muhalif olacaktır.

7. Ah ve yazık, nerede o şehzade Sultan Mustafa; zaman sonunda ona başka türlü bir zarar eriştirdi.

8. Zamanın ona öyle zorbaca bir eziyeti oldu ki bu, dünyaya en tuhaf bir ibret oldu.

9. Ansızın o an can gibi gözden kayboldu; o hükümdar bir daha hiç dünyaya gelmeyecekmiş gibi gitti.

10. Dünyanın sevgilisi ve aranılanı Sultan Mustafa, ne yazık, cefa dolu zamanın bir cefasını gördü.

II. Bent

11. Ah, nerede o muradına ermiş, bahtiyar hükümdar; nerede o lütuf çeşitleriyle dillere destan olan kişi.

12. Ah, onda o lütuf çeşitleriyle birlikte insaf da vardı; öyle ki dünyanın sevgilisi ve aranılanı olmuştu.

13. Her gören ilk bakışta onun saltanat gül bahçesinin baş kaldırmış servisi olduğuna hükmederdi.

14. Hele o güzel yüzüyle o şerefli zat, sanki Hazret-i Sultan Süleyman'ın kendisiydi.

15. Reaya da asker de ondan hep razıydı; Osmanlı ülkesinde Ömer adaletini açıkça gösterirdi.

16. Melek huylu bir melik, derviş tavırlı bir şahtı; o güzel şaha bütün dünya şahit olmuştu.

17. Her yönü, kutlu sıfatlı zatı gibi güzeldi; güzel bir şahken amansız felek ona kıydı.

18. Ah, gaddar felek bir hıyanetle ona zulmetti; sonunda ona başka türlü bir bozgun ve ziyan eriştirdi.

19. O şah gül gibi eşsiz bir letafete ermişken, ah, ömür gül bahçesinin ilkbaharına güz erişti.

20. Sultan Mustafa beka yurduna gitti, yola koyuldu; Hakk'ın dergâhına yöneldi, Allah rahmetler etsin.

III. Bent

21. Şah Süleyman gibi metanetli bir handı; kerem sahibi bir şah ve güzel bir sultandı.

22. Dünya ona beden olmuştu, o dünyanın canıydı; öyle gönüllerin sevgilisi olmuş güzel bir canandı.

23. Ah, peri gibiydi, gözlerden gizlendi; bütün dünya halkına sevgili bir candı.

24. Öyle gözlerin nuru, gönüllerin sevinci bir önderi dönen felek nice devirler boyunca görmemişti.

25. Adalete pek meyilliydi, niyeti hayırdı; ülkesini gözeten, melek gibi şanlı bir melikti.

26. Güneş ve ay gibi dünyanın iki gözü olmuştu; tabiatı insanlık üzerine kurulmuş güzel bir insandı.

27. Babasının rızasını Hakk'ın rızası gibi gözetirdi; bu yüzden babasının fermanına bağlı bir kuldu.

28. Sonunda baba rızası üzere canını kurban etti; gerçekten de babasına canıyla kurbandı.

29. O saadetle şehitlik menziline vardı; Hak ona ihsan etti, o da bu ihsana layıktı.

30. Hayatında izzetle mutlu yaşadığı için, sonunda ölüm vaktinde şehit oldu.

IV. Bent

31. O şah göçüp fani mülkten geçti; ruhuna rahmet, baki yurda sefer etti.

32. Onun göçüşünün derdini bütün canlarda ve sevgililerde öyle açık bir yara olarak bıraktı ki kıyamete dek sürer.

33. Ona olan hadise halka öyle bir ibret oldu ki onunla her kalbe dünyanın hilesinden sakınma duygusu geldi.

34. O hadise bütün gönüllere öyle bir keder verdi ki herkes gider, o keder kıyamete dek gitmez.

35. Bu yüzden bütün insanlar ağlayıp yas tuttu; onun için dağdan taştan baştan başa figanlar koptu.

36. Denizler onun için köpürüp bolca coştu; ırmaklar kendilerini taşlara vurup hep birlikte ağladı.

37. Gök gürültüsü onun için inledi, rüzgâr soğuk bir ah çekti; bulut onun için ağlayıp gözyaşını yağmur etti.

38. Sultan Mustafa gibi bir zat böyle olunca, bir kişi dünya devletine heves edip ne yapar?

39. Akıllı olan dünyanın hilesinden asla gafil olmaz; dünya yurdu kargaşa ve kötülük yeri, tehlike dolu bir yerdir.

40. O şah için hayırla anıp dualar edelim; madem onun niyeti Allah için hayırdı.

V. Bent

41. Rahman ona rahmet edip ihsanını tamamlasın; ey Nazmî, ona sabah akşam her an duamız budur.

42. Ne mutlu ki göçü şehitlikle oldu; o saadetle bütün insanlar ona dua etmektedir.

43. Hak ona fani dünyanın şahlığını layık görmedi; ahiretin sultanı oldu, baki ve tam bir izzet buldu.

44. Hakk'ın lütfuyla cennet köşklerinde yerleşsin; ruhunun kuşuna cennet gül bahçesi makam olsun.

45. Mevla ona Firdevs cennetini mesken edip, huri ve gılmanla orada salınarak gezsin.

46. O, Rahman'ın rahmetiyle huzur içinde oldukça, dünya şahı izzet ve devletle daim olsun.

47. (Şehzadeler) şahın burcunun tam anlamıyla güneşi ve ayı olarak, dünyayı sevindirerek daima dönüp dolaşsınlar (beytin öznesi bir sonraki beyitte anılan iki şehzadedir).

48. Hak, o iki şehzadesini de ona bağışlasın; dünya onlarla güzel bir düzene kavuşsun.

49. Şah Bayezid ile Han Selim devlet ve ikbal içinde uzun ömür sürsün, sağ ve esen olsunlar.

50. Allah'ım, sultanımız, Süleyman heybetli hanımız Şah Süleyman izzetle daim olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" vezniyle yazılmış beş bentlik bir terkib-i benddir. Her bent dokuz beyitlik bir hane ile ayrı kafiyeli bir vasıta beytinden oluşur; şiir böylece elli beyittir. Hanelerde bütün ikinci mısralar aynı kafiyeyle biter: birinci bentte "-âr", ikincide "-ân", üçüncüde "-ân-ıdı", dördüncüde "-er", beşincide "-âm" sesi sürer. Mahlas son bendin ilk beytinde "Nazmiyâ budur du‘âmuz" söyleyişiyle geçer. Metin Nazmî'nin divanının İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi T920 numaralı nüshasında ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yayımladığı divan neşrinde yer alır; burada Recep Hasar'ın tezindeki aktarımıyla verilmiştir. İkinci bendin altıncı beytinde ikinci mısra ("Şâhidi olmışdı yekser ‘âlemün ol hûb-şâh") kafiyeye uymaz; metin kaynaktaki biçimiyle bırakılmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Birinci bent, "rûzgâr" kelimesinin iki anlamı, zaman ve rüzgâr üzerine kurulmuş uzun bir sitemdir. Zaman her an başka bir yönden esen, her kötülüğe yel gibi koşan bir zorbadır; "rûzgâr" ile "zûrgâr" (zorba) arasında ses benzerliği vardır. Dördüncü beyitteki "bülbül-veş hezâr" söyleyişinde "hezâr" kelimesi hem bülbül hem bin anlamında kullanılmıştır. Bendin son beyitlerinde şehzadenin adı ilk kez anılır ve dünyanın sevgilisi olarak tanıtılır. İkinci ve üçüncü bentler övgüdür: şehzade saltanat bahçesinin servisi, yüzüyle babasının ta kendisi, Ömer adaletini gösteren, derviş tavırlı bir şahtır. Üçüncü bentte "ân-ıdı" redifi geçmiş zamanın hüznünü taşır.

Üçüncü bendin son beyitleri şiirin ana fikrini taşır: şehzade babasının rızasını Hakk'ın rızası gibi gözetmiş, onun fermanına bağlı bir kul olarak canını kurban etmiştir. Bu söyleyiş, şehzadenin isyan etmediğini vurgulayan mersiyelerin ortak savunmasıdır, fakat Nazmî'de hiçbir sitem içermez. Dördüncü bent evrenin yasını ve dünyanın hilesine karşı öğüdü, beşinci bent duayı getirir. Dua bölümü şiirin en dikkat çekici yeridir. Şair önce şehzade için cennet diler, ardından padişahın izzetle daim olmasını, "iki şehzadesinin", Bayezid ile Selim'in uzun ömür sürmesini ister. Recep Hasar, bu dua bendini, Mustafa için yazılmış bir mersiyede Hürrem Sultan'ın oğullarına uzun ömür dilenmesi bakımından dikkat çekici bulur.

Tarihî Bağlam

Hasar'a göre Nazmî'nin divanında Şehzade Mustafa'ya yazılmış iki kaside ve bir arz-ı hâl bulunur; şair bu arz-ı hâlde daha önce şehzadenin hizmetinde bulunduğunu söyleyip yeniden kabul edilmek ister. Ziya Avşar, bu hizmetin büyük ihtimalle Manisa sancağında geçtiğini düşünür. Nazmî'nin hamisi Nakşibendî şeyhi Baba Efendi Rüstem Paşa'nın da mürşididir ve şairin paşa ile yakın ilişkisi kendi şiirlerinden anlaşılır. Fuad Köprülü, buna rağmen şehzadeye mersiye yazmasını dikkat çekici bulur; Mehmet Fatih Köksal ise mersiyede Rüstem Paşa'ya doğrudan ya da dolaylı bir suçlamanın bulunmadığını belirtir. Şiirdeki dikkatli ton, padişaha ve Hürrem Sultan'ın oğullarına yönelen dualar bu ilişkiler içinde anlam kazanır. Şairin hayatı bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 117-121, 454-458. https://hdl.handle.net/11352/2746
  • Ziya Avşar, 16. yy Divan Edebiyatında Edirneli Nazmî ve Türkî-i Basit, Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 1998, s. 21 (Hasar'daki aktarımla).

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar