Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün (hezec-i mahzûf)
Elüñden dil-berâ feryâd feryâd
Ki bir lahza gamuñdan olmadum şâd
Hudâ-dâd olsun ol üstâda çün kim
Saña ta‘lîm itmiş harf-i bî-dâd
Gidüp raht-ı hıred dîvâne oldum
Yolum urduñ bugün çün ey perî-zâd
Fakîh-i ‘ışk kavli mûcebince
Kul oldum saña düşdüm gamdan âzâd
Elif kaddüñçün oldı kâmetüm dâl
Ki maksûd âdemîden addur ad
Süvâr-ı ‘arsa-i ‘ışk ol durur kim
Piyâde kat‘-ı menzil ide bî-zâd
Hilâl ebrûñ görüp bayram idelden
Refîkî rûz-ı ‘îdı eylemez yâd
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül alan, elinden feryat, feryat; senin gamından bir an bile sevinmedim.
2. Sana zulüm harfini (bî-dâd) öğreten o hocaya Allah hakkını versin.
3. Akıl yükü gidip divane oldum; çünkü ey peri soylu, bugün yolumu kestin.
4. Aşk fakihinin hükmü gereğince sana kul oldum ve gamdan azat düştüm.
5. Elif boyun yüzünden boyum dal gibi büküldü; çünkü insandan istenen ad bırakmaktır (elif ile dal yan yana gelince “ad” olur).
6. Aşk meydanının süvarisi odur ki yaya olarak, azıksız menzilleri aşar.
7. Hilal kaşını görüp bayram ettiğinden beri Refîkî bayram gününü anmaz olmuştur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Elif, Dal ve Ad
Elif ile dal harfleri beşinci beyitte yan yana gelip bir kelime yazar. Sevgilinin boyu Arap alfabesinin ilk harfi elif gibi dimdik, âşığınki ise dal harfi gibi bükülmüştür. İkinci mısra bu iki harfi yan yana koyar: elif ile dal birleşince “ad” kelimesi yazılır, ve “insandan istenen addur ad”, yani insanın asıl amacı geride bir ad, bir ün bırakmaktır. Âşığın bükülmüş boyu böylece sevgilinin elif boyuyla birleşip bir isim oluşturur. Harf şekillerinden anlam devşiren bu tür oyunlar, hattat olarak da tanınan Refîkî’nin yazıyla kurduğu yakınlığı düşündürür; ama bu, kaynakların söylediği bir şey değil, şiirden çıkan bir izlenimdir.
Hukuk ve yol dili öteki beyitlere de sinmiştir. İkinci beyitte “dâd” (adalet) ile “bî-dâd” (zulüm) karşı karşıya gelir: “Hudâ-dâd olsun” duası, sevgiliye zulüm harfini öğreten hocaya Tanrı’nın hak ettiği karşılığı vermesi dileğidir. Üçüncü beyitte sevgili yol kesen bir haramidir; akıl yükü (“raht-ı hıred”) gitmiş, âşık divane kalmıştır. Dördüncü beyitte aşk bir fıkıh meselesi gibi ele alınır ve fakihin hükmüne göre kulluk, gamdan azat olmanın yoludur. Refîkî’nin kendine seslendiği son beyit, hilal kaş ile bayram arasındaki bilinen ilişkiyi kurar: sevgilinin kaşını görmek, bayram hilalini görmek gibidir, bu yüzden âşık takvimdeki bayramı unutur.
Ahmedî ve Kâdirî Zeminleri
Nazmî bu gazeli, Ahmedî’nin “Meger zülfüñe irdi subh-dem bâd / Ki kıldı yir yüzini cennet-âbâd” diye başlayan şiirine nazire olarak verir. Pervâne Bey Mecmuası bu vezin ve kafiyenin öncüsü olarak Kâdirî Çelebi’nin “Benem ‘ışḳ ehline ‘ālemde üstād / Ne Mecnūn’dur benüm yanumda Ferhād” gazelini anar. Oradaki metin beş beyitten ibarettir; Mecma‘daki dördüncü ve beşinci beyitler, yani aşk fakihi ve elif-dal oyunu orada bulunmaz. İkinci beyit Pervâne’de “üstāddan kim / Saña ta‘līm ḳılmış” biçimindedir. Aynı kafiyeyi Refîkî bir kez daha, Gazel 11’de dener.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 323, şiir no. 796. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 545, şiir no. 1409, vr. 112a. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






