Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel-i mahzûf)

Ey gül-i ra‘nâ gibi nâzük-mizâc
Kimdür iden vasluñı añup lecâc
Şevkden eflâke atardum külâh
Başuma hâk-i rehüñ olsaydı tâc
Bulsa idi hâk-i rehüñ gözlerüm
Sürmeye çekdürmez idi ihtiyâc
Saklayın mı dilde gam-ı ‘ışk çün
Fâş ider râz-ı derûnını zücâc
Olma tabîbüm sahîhin didüñ
Hecr sakîmine bulınmaz çün ‘ilâc
Başuma dil itdügi ragbet bu kim
Yirde bulur bahr metâ‘ı revâc
Hüsn dükkânını Refîkî’ye vir
Bir dahı yokdur çün anuñ gibi aç

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey alımlı gül gibi nazik yaratılışlı sevgili, vuslatını anıp inat eden, tartışan kimdir?

2. Yolunun toprağı başıma taç olsaydı, sevinçten külahımı göklere atardım.

3. Gözlerim yolunun toprağını bulsaydı, ihtiyaç onlara sürme çektirmezdi.

4. Aşk gamını gönlümde saklayayım mı? Cam, içindeki sırrı zaten açığa vurur.

5. “Hekimin olmam” dedin ve doğru söyledin; çünkü ayrılık hastasına ilaç bulunmaz.

6. Gönlün başıma (Pervâne nüshasında: gözyaşıma) gösterdiği rağbetin sebebi şudur: denizin malı karada revaç bulur.

7. Güzellik dükkânını Refîkî’ye ver; çünkü onun gibi aç (yoksul, istekli) bir başkası yoktur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Gazel, İki Mahlas

Bu kısa vezinli gazel iki nazire mecmuasında iki ayrı şairin adıyla geçer. Edirneli Nazmî’nin Mecma‘u’n-Nezâ’ir’inde “Nazîre-i Refîkî” başlığını taşır ve son beyti “Hüsn dükkânını Refîkî’ye vir / Bir dahı yokdur çün anuñ gibi aç” diye biter. Pervâne Bey Mecmuası’nda ise aynı şiir beş beyit olarak Fakîrî’nin adıyla kayıtlıdır; son beyit orada “Vir Faḳīrī’ye zekāt-i ḥüsnüñi / Bir daḫi yoḳdur çün anuñ gibi aç” biçimindedir. İlk üç beyit iki mecmuada hemen hemen aynıdır, mahlas beyti ise mahlasla birlikte değişmiştir. Hangi kaydın doğru olduğuna karar verdirecek bir tanık elimizde yoktur; bu sayfa şiiri, Refîkî’ye ait gösteren Mecma‘ metniyle verir ve aidiyetin tartışmalı olduğunu kaydeder.

İki mahlas beytinin karşılaştırılması anlamlıdır. Fakîrî’nin adı “yoksul” demektir ve ona güzelliğin zekâtını istetmek, adla anlam arasında doğal bir bağ kurar; “aç” kelimesi de bu bağlamda yoksulluğu güçlendirir. Refîkî’nin beytinde ise zekât yerine “hüsn dükkânı” vardır ve “aç” kelimesi hem açlığı hem “aç” emrini çağrıştırır. Mahlas oyununun Fakîrî beytinde daha sıkı oturduğu söylenebilir, ama bu tek başına aidiyeti çözmez; nazire mecmualarında aynı şiirin farklı şairlere bağlandığı başka örnekler de vardır.

Taç, Sürme ve Cam

Kısa vezin beyitlere atasözü sıkılığı verir. Sevinçten külah atmak deyimin kendisidir; yolun toprağının taç olması ise yücelik ölçüsünü tersine çevirir. Üçüncü beyitte yol toprağı en iyi sürmedir ve onu bulan göz sürme ihtiyacı “çekmez”; fiil hem sürme çekmeyi hem sıkıntı çekmeyi karşılar. Dördüncü beyitte cam, içindeki sırrı ele veren saydam bir nesnedir. Altıncı beyit Mecma‘ metninde “Başuma” diye başlar ve kapalı kalır; Pervâne nüshasındaki “Yaşuma dil itdügi raġbet bu kim” okuyuşu anlamı açar: gönül gözyaşlarına rağbet eder, çünkü denizin malı olan inci karada revaç bulur. Gözyaşının inciye benzetilmesi geleneğin bilinen mazmunudur. Şiir, Ulvî’nin “Zülfüñi göz gördi vü dil oldı sevdâyî mizâc” zemininin remel-i mahzûf vezinli nazireleri arasındadır; Refîkî’nin aynı zemine uzun vezinle yazdığı gazel için Gazel 8’e bakılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar