Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Kanda saklar hüsnüñ evsâfın dil-i nâzük-mizâc
Kim görüpdür nûr-ı şem‘i eyleye pinhân zücâc
‘Âşık-ı ser-bâza bu dünyâ serâyında hemân
Hâk-i pâyüñle işigüñ taşı besdür taht u tâc
Alma cân nakdin bu cism-i nâ-tüvânumdan şehâ
Zulmdür çün kim reh-i vîrâneden almak harâc
Kesmesün yol kârvân-ı ‘ışka zühd-i şeyh-i şehr
Kim alınmaz tâcir-i (...) den tamga vü bâc
Ey tabîb-i cân u dil sensüz Refîkî hasteñüñ
Derdi artar yañılup añılsa yanında ‘ilâc

Günümüz Türkçesiyle

1. Nazik yaratılışlı gönül senin güzelliğinin vasıflarını nerede saklasın? Kim görmüş ki cam mumun ışığını gizlesin?

2. Baş oynayan âşığa bu dünya sarayında senin ayağının toprağı ile eşiğinin taşı taht ve taç olarak yeter.

3. Ey şah, bu zayıf bedenimden can akçesini alma; çünkü harap bir yoldan haraç almak zulümdür.

4. Şehrin şeyhinin zühdü aşk kervanının yolunu kesmesin; çünkü (…) tüccarından damga vergisi ve bac alınmaz.

5. Ey can ve gönül hekimi, sensiz kalan hastan Refîkî’nin yanında yanlışlıkla ilaç adı anılsa derdi artar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Haraç, Damga ve Bac

Gazelin orta beyitleri, divan şiirinde pek sık rastlanmayan bir sözlükle yazılmıştır: haraç, damga vergisi (“tamga”), yol ve pazar resmi (“bâc”). Âşık, sevgilisine hükümdar gibi seslenir ve onu vergi koyarken adalete çağırır: zayıf bedenden can akçesini almak, harap bir yerden haraç toplamak gibidir. Ardından şehrin şeyhine döner; zühdü aşk kervanının yolunu kesmemelidir, çünkü bu kervanın tüccarından vergi alınmaz. Refîkî’nin ömrünü divan kâtipliğiyle geçirdiği düşünülürse, maliye ve gümrük terimlerine bu kadar rahat başvurması şaşırtıcı değildir; ama bu bağlantı şiirden çıkarılmış bir yorumdur, kaynaklar bu gazel hakkında bir şey söylemez.

Matla ise başka bir alandan, ışık ile camdan beslenir. Gönül, kandil camı gibi ince ve saydamdır; içine konan güzellik vasıfları mumun ışığı gibi dışarı vurur, saklanamaz. Son beyitte söz hastalığa gelir: sevgiliden uzak hasta için ilacın adı bile derdi artırır, çünkü tek ilacı sevgilinin kendisidir. Dördüncü beytin ikinci mısraında Köksal neşri bir kelimeyi okuyamamış ve “tâcir-i (...) den” diye bırakmıştır. Pervâne Bey Mecmuası’nda aynı mısra “Kim alınmaz tācir-i tercāndan bāc ü ḫarāc” biçimindedir; “tercân” kelimesinin burada neyi kastettiği açık olmadığından aktarımda boşluk korunmuştur.

İki Ayrı Zemin

Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de gazel, Ulvî’nin “Zülfüñi göz gördi vü dil oldı sevdâyî mizâc” mısraıyla açılan zemininin nazireleri arasındadır. Aynı “-âc” kafiyesi Pervâne Bey Mecmuası’nda Selmân-ı Kâdî’nin “‘Ārıżuñ pālūde-i ter leblerüñ ġarrā gülāc” gazeliyle açılır. Üçüncü beyitte Mecma‘daki “reh-i vîrâne” (harap yol) Pervâne’de “dih-i vīrāne” (harap köy) biçimindedir; vergi bağlamında ikinci okuma daha tutarlıdır. Aynı Ulvî zeminine daha kısa bir vezinle yazılmış, Mecma‘da Refîkî’ye, Pervâne’de Fakîrî’ye bağlanan bir gazel daha vardır (Gazel 9).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar