Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün (hezec-i mahzûf)

Aduñ olmaya dirseñ şâh-ı bî-dâd
Kul olmakdan beni kıl gayra âzâd
Güler miydi yüzi bâg-ı cihânuñ
Gamuñdan olmasa ‘aşıklaruñ şâd
Reh-i ‘ışk içre kat‘ olmaz menâzil
Cigerden olmayınca tûşe vü zâd
Harîm-i vasla olmaz kimse mahrem
Belâ-yı hecre olmayınca mu‘tâd
Virilmiş Husrev-i şîrîn-makale
Sunılmış nitekim Ferhâd’a feryâd
Kiminüñ mülki ser-tâ-ser harâbe
Kiminüñ kasrı ucdan uca âbâd
Refîkî kîl u kâli ko sen âhir
Çün evvel böyle dirmiş bunı üstâd

Günümüz Türkçesiyle

1. Adının “zalim şah” olmasını istemiyorsan beni başkasına kul olmaktan azat et.

2. Âşıklar senin gamından memnun olmasaydı, dünya bahçesinin yüzü güler miydi?

3. Aşk yolunda menziller, azık ve yol yiyeceği insanın kendi ciğerinden çıkmadıkça aşılmaz.

4. Ayrılık belasına alışmayan kimse vuslatın harem dairesine mahrem olamaz.

5. Tatlı söz (ve Şîrîn) Hüsrev’e verilmiş, tıpkı Ferhad’ın eline de feryadın tutuşturulduğu gibi.

6. Kiminin ülkesi baştan başa yıkıktır, kiminin köşkü bir uçtan bir uca bayındır.

7. Refîkî, artık dedikoduyu bırak; çünkü bunu önce üstat böyle söylemiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Üstada Saygı

Gazelin son mısraı, nazire geleneğinin kendisi hakkında bir cümle gibidir: “Çün evvel böyle dirmiş bunı üstâd.” Şair kendine söz uzatmayı bırakmasını söyler, çünkü aynı söz daha önce “üstat” tarafından söylenmiştir. Nazirede “üstat” kelimesi büyük ihtimalle zemin şiirinin sahibini işaret eder; Pervâne Bey Mecmuası’ndaki okuyuş (“Çün evvel [böyle] düzmiş bunı üstād”, önce üstat bunu düzmüş) bu anlamı daha da belirginleştirir. Pervâne’de zemin olarak gösterilen Kâdirî Çelebi gazelinin matlaı “Benem ‘ışḳ ehline ‘ālemde üstād” diye başladığı için Refîkî’nin kelimeyi bilerek seçtiği düşünülebilir; ama Mecma‘u’n-Nezâ’ir zemini Ahmedî’ye bağlar ve bu iki kaydı birleştirecek bir bilgi yoktur.

Kısa vezin orta beyitleri birer hüküm cümlesine çevirir. Aşk yolunun menzilleri ancak ciğerden azıkla aşılır; vuslatın haremine girmek için önce ayrılık belasına alışmak gerekir. Beşinci beyit Hüsrev ile Ferhad hikâyesini tek bir “şîrîn” kelimesine sığdırır: Hüsrev’e tatlı söz, yani Şîrîn verilmiş, Ferhad’a ise yalnız feryat kalmıştır. Ardından gelen beyit aynı adaletsizliği genelleştirir; kiminin mülkü harap, kiminin köşkü bayındırdır. İlk beyitteki “bî-dâd” (zalim) sıfatı, Refîkî’nin aynı zemine yazdığı öteki gazelin (Gazel 10) ikinci beytindeki “harf-i bî-dâd” ile bağ kurar; iki şiir aynı kafiyenin iki yüzünü işler.

Nüshalar

Mecma‘u’n-Nezâ’ir gazeli “Velehû eyzen” (yine onundur) başlığıyla, Ahmedî’nin “Meger zülfüñe irdi subh-dem bâd” zemininde Refîkî’nin ilk nazîresinin ardından verir. Pervâne Bey de aynı sırayı izler, başlığı “Ve lehu keẕā” olarak koyar ve yedi beytin yedisini de verir. Farklar küçüktür: üçüncü beyitte “ḳaṭ‘ ola menāzil” ve “tūşe-i zād”, beşinci beyitte “Ḫusrev’e şīrīn maḳāle”, son beyitte “ḳosun” okunur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar