Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün (remel-i mahbûn)

İdemez kimse revân makdem-i cânâna güzer
Yaşumuñ gayrı oda degmek ile hûn-ı ciger
Kıl gibi geldügine yüzine her hâruñ âh
Dilümüñ gonçe-sıfat içine od düşdi yanar
Nergise beñzedile dîde-i hˇâb-âlûdın
Bî-basardur dise ger ehl-i nazar egri nazar
Ruhınuñ nakşı nigâruñ olalı dilde rakam
Zerre deñlü de görinmez gözüme şems ü kamer
Ne ‘acebdür ki miyânını bulup itdi kenâr
‘İlm-i gayb okımış imiş meger evvelde kemer
Yaşumuñ adını bârân kosa yârân ne ‘aceb
Bu meseldür ki lakab her kişiye gökden iner
Korkmaya kaddine di serv Refîkî yâruñ
Râst-gû olana yokdur çü bilürsin ki hazer

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözyaşımla, ateşe değmiş ciğer kanından başka hiç kimse sevgilinin ayak bastığı yere akıp geçemez.

2. Ah, onun yüzüne her diken bir kıl gibi gelip çıktığı için gonca gibi kapalı gönlümün içine ateş düştü, yanıyor.

3. Uykulu gözünü nergise benzeten basiret ehli, nergis kör (gözsüz) derse, onunki eğri bakıştır.

4. Sevgilinin yanağının nakşı gönlüme yazılalı güneş de ay da gözüme zerre kadar görünmez oldu.

5. Ne tuhaf ki kemer onun belini bulup kucakladı; meğer kemer önceden gayb ilmi okumuş.

6. Dostlar gözyaşımın adını yağmur koysa şaşılmaz; “herkesin lakabı gökten iner” diye bir söz vardır.

7. Refîkî, sevgilinin boyuna korkmadan servi de; doğru (düz) söyleyene korku yoktur, bilirsin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kemerin Gayb İlmi

Görünmeyen beli bulan kemer, beşinci beytin nüktesidir. Sevgilinin beli o kadar incedir ki geleneğe göre yok sayılır; görünmeyen, var olduğu bilinmeyen bir şeydir. Kemer ise bu beli bulmuş ve sarmıştır. Şair bu başarıyı kemerin önceden “ilm-i gayb”, yani görünmeyeni bilme ilmi okumuş olmasına bağlar. “Kenâr itmek” deyimi de iki yönlüdür: hem kucaklamak hem bir yana çekilmek anlamına gelir. Aynı oyun altıncı beyitte bir atasözüyle sürer: halk arasında “lakap gökten iner” denir, gözyaşına “yağmur” adının verilmesi de bu yüzden yerindedir, çünkü yağmur gökten iner.

Son beyit doğruluk ile düzlüğü birleştiren “râst” kelimesine dayanır. Sevgilinin boyunu serviye benzetmek bir cesaret işidir, ama servi “râst”, yani dümdüzdür; “râst-gû”, doğru sözlü olana ise korku yoktur. Üçüncü beyit daha karmaşıktır: sevgilinin uykulu gözü nergise benzetilir, nergis ise gelenekte “gözü olup görmeyen” bir çiçektir. Mısra, bu benzetmeyi yapanların kendi bakışlarının “eğri” olduğunu söyler gibi görünür; yine de beytin iki mısraı arasındaki bağ kesin değildir ve aktarım bir okuma önerir. İkinci beytin anlamı da tam açık değildir: “her dikenin yüze kıl gibi gelmesi”, sevgilinin yüzünde beliren ayva tüyüne işaret ediyor olabilir; âşığın gonca gibi kapalı gönlü bu yüzden içten yanar.

Şeyhî Zemininde, Farklı Bir Vezinle

Gazelin Mecma‘u’n-Nezâ’ir’deki zemini Şeyhî’nin bir şiiridir: “Ey sabâ ger menzil-i cânâna kılursañ güzer / Gülşen-i cândur gözümden gözle rûşen kıl nazar.” Nazmî bu diziyi remel bölümünde verir. Refîkî’nin mısraları ise remel-i mahbûn kalıbına (fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün) oturur; metnin başındaki vezin bu okumaya dayanır. Kafiye zeminle aynıdır: güzer, ciger, nazar, kamer, kemer, hazer. Pervâne Bey’in mecmuasında bu gazele rastlanmaz.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar