Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Görinen sahn-ı çemende sanma gül yapragıdur
Hatt-ı sebzüñ şevk ile gögsinde tâze dâgıdur
N’ola sayd itseñ göñüller murgın ey şeh-bâz-ı cân
Çün gözüñ sayyâddur u zülf-i siyâhuñ agıdur
Yakma dil mülkin yakup kıl âb-ı çeşmümden hazer
Ki‿olda âteş gibi cânâ bir emânsuz yagıdur
Gûyiyâ bülbül şeh-i murgân olupdur bâgda
Kim anuñ gonçe zer-efşân kırmızı otagıdur
Ey Refîkî dir gören zülfinde ‘uşşâkuñ dilin
Deste deste gonçedür kim sünbül-i ter bagıdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Çimen meydanında görünenleri gül yaprağı sanma; onlar senin yeşil ayva tüyünün hasretiyle çimenin göğsünde açılmış taze yaralardır.

2. Ey can şahini, gönül kuşlarını avlasan şaşılmaz; çünkü gözün avcı, kara zülfün de onun ağıdır.

3. Gönül ülkesini yakma; yakıyorsan gözümün suyundan sakın; çünkü o da ateş gibi, ey sevgili, amansız bir düşmandır.

4. Sanki bülbül bahçede kuşların şahı olmuştur; altın saçan gonca onun kırmızı otağıdır.

5. Ey Refîkî, sevgilinin zülfünde âşıkların gönüllerini gören, “bunlar taze sümbülle bağlanmış deste deste goncalardır” der.

Edebî ve Tarihî Yorum

“Yağı” Kelimesinin Yankısı

Necâtî’nin bahar gazeli, nazire şairlerinin en çok döndüğü zeminlerden biridir: “Nev-bahâr eyyâmı geldi ‘îş u ‘işret çagıdur / Tevbelerle gül kızıl düşmen kadeh kan yagıdur.” Refîkî kafiyeyi ve redifi alırken Necâtî’nin matlaındaki “yagı” (düşman) kelimesini de üçüncü beytine taşır: gözyaşı da ateş gibi “emânsuz yagı”, amansız bir düşmandır. Bu beyitte su ile ateş, iki karşıt unsur, gönül ülkesini harap eden iki düşman olarak yan yana durur. Sevgiliye söylenen söz de bu yüzden ikiye bölünür: gönlü yakma, yakarsan gözümün suyundan çekin.

Bahar resmi öteki beyitlerde bir saray ve av sahnesine döner. Çimende görünen kırmızılıklar gül yaprağı değil, çimenin göğsüne sevgilinin yeşil ayva tüyünün hasretiyle basılmış taze dağlardır. İkinci beyitte sevgili bir şahin, gözü avcı, zülfü ağdır. Dördüncü beyitte bülbül kuşların padişahıdır ve altın tozlu ercikleriyle açılmış gonca onun kırmızı otağıdır; padişah çadırını hatırlatan bu imge bahar bahçesini bir ordugâha benzetir. Kafiyedeki “yaprağı, dâğı, ağı, yağı, otağı, bağı” dizisi, aynı ses üzerinde çeşitli anlamlar kurma becerisini gösterir.

İki Mecmuada

Gazel hem Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de hem Pervâne Bey Mecmuası’nda Necâtî zemininin nazireleri arasında yer alır; Pervâne şairi “Refīḳī Çelebi” diye anar. Beş beyit iki metinde birbirini tutar. Üçüncü beyitte Pervâne’de “Yıḳma dil mülkin” yazılıdır. Son beyitte iki nüsha sözcük sırasında ayrılır: Mecma‘ “Deste deste gonçedür kim sünbül-i ter bagıdur” (taze sümbülle bağlanmış gonca desteleri), Pervâne “Deste deste sünbül-i terdür ki ġonçe baġıdur” (gonca bağı olan sümbül desteleri) der. Her iki okumada da âşık gönülleri zülfe bağlı birer çiçek demetidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar