Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Göreyin odlara yansun vâ‘izâ mey-hâneler
Tûb tokınmış gibi sarsar zühd evin peymâneler
Hîç bilmem n’eyleyin sûfî ki nâsıh sözlerin
Gûşuma girmege komaz na‘re-i mestâneler
Ey perî ‘âkil nice cem‘iyyet-i hâtır umar
Kâkülüñden kim kabûl itmez anı dîvâneler
Bezm-i dünyâdan garaz şem‘-i cemâl-i yârdur
Tâ ki ol şevk ile diller olalar pervâneler
İtme ısgâ ‘ışk destânından özge kıssayı
Ey Refîkî gerçi çokdur dünyede efsâneler

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey vaiz, meyhaneler ateşlere yansın, göreyim (dersin); kadehler yine de zühd evini top güllesi değmiş gibi sarsar.

2. Ey sofu, ne yapayım bilmem; sarhoşların naraları nasihatçinin sözlerinin kulağıma girmesine izin vermiyor.

3. Ey peri, akıllı kişi senin kâkülünden gönül derlitoplulu (cem‘iyyet) nasıl umar, divaneler bile onu kabul etmezken?

4. Dünya meclisinden maksat sevgilinin güzelliğinin mumudur; ta ki gönüller o arzuyla pervane olsunlar.

5. Ey Refîkî, aşk destanından başka hikâyeye kulak verme; gerçi dünyada masal çoktur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Top Güllesi Gibi Kadeh

İlk beyitteki “tûb tokınmış gibi” benzetmesi, gazeli XVI. yüzyılın dünyasına bağlar. “Tûb”, top, yani ateşli silahtır; kadehler zühd evini top güllesi isabet etmiş bir kale duvarı gibi sarsar. Kuşatma ve top atışı Osmanlı okurunun tanıdığı bir sahneydi ve Refîkî bu sahneyi zahit ile rint arasındaki çekişmenin içine yerleştirir. Matlaın ilk mısraı iki türlü okunabilir. “Göreyin odlara yansun vâ‘izâ mey-hâneler” bir ileniş kalıbıdır; ya vaizin dileği alaycı bir dille aktarılmaktadır (meyhaneler yansın dersin), ya da şair bu yanışı istemektedir. İkinci mısra kadehlerin gücünü söylediği için birinci okuma beytin bütününe daha uygundur.

Çekişme sonraki beyitlerde kulağa ve sese taşınır. Sofuya ve nasihatçiye karşı rindin özrü, sarhoşların naralarının nasihat sözlerinin kulağa girmesine izin vermemesidir. Üçüncü beyit dağınık kâkül ile toplu gönül (“cem‘iyyet-i hâtır”) arasında bir karşıtlık kurar: kâkülün kendisi perişandır, ondan huzur umulmaz, divaneler bile bunu kabul etmez. Dördüncü beyitte dünya bir meclis, sevgilinin güzelliği o meclisin mumudur. Mahlas beyti ise “destân” ile “efsâne”yi karşılaştırır; dünyada hikâye çoktur, ama dinlenmeye değer olan aşkın destanıdır.

Kemalpaşazâde ve Revânî Zeminleri

Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de bu gazelin zemini Kemalpaşazâde’ye aittir: “Şol kadar ma‘mûr olur ‘îd olıcak mey-hâneler / Elden ayak basmaga yir mi bulur peymâneler.” Pervâne Bey Mecmuası’nda aynı kafiyenin başında duran gazel ise Revânî’nin “Rūz-i ‘īd oldı yine güm güm öter mey-ḫāneler” beytiyle açılır. Pervâne, Mecma‘da Kemalpaşazâde’nin zemini olarak geçen gazeli Refîkî’ye bağlar; bu aidiyet sorunu Gazel 61’de ele alınmıştır. Refîkî’nin aynı zemindeki öteki nazîresi Gazel 16’dır. İki nüsha arasında fark azdır: Pervâne ikinci beyitte “n’eylesem”, üçüncüde “nite” okur.

Kaynakça

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar