Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün (hezec-i ahreb)
Mey-hâne-i ‘ışkuñda ki evbâşlaruz biz
Eglenmege ol arada ev başlaruz biz
Bir cur‘ayı biñ câm-ı Cem’e virmezüz ey dûst
Şol müflis-i mey-hˇâre vü kallâşlaruz biz
Şîrîn ü ter olsun diyü nev-bâve-i maksûd
Şâh-ı gama şâdî varakın aşlaruz biz
Öñ vardı ise mekteb-i ‘ışka n’ola Mecnûn
Şimdi hele anuñla sebakdaşlaruz biz
Sakkâ gözümüz oldı Refîkî müje cârûb
Tâb ile işigindeki ferrâşlaruz biz
Günümüz Türkçesiyle
1. Biz senin aşkının meyhanesinde ayak takımıyız; orada oyalanmak için ev kurarız.
2. Ey dost, bir yudumu Cem’in bin kadehine vermeyiz; öyle müflis, şarap içici, beş parasız rintleriz biz.
3. Muradın turfanda meyvesi tatlı ve taze olsun diye gam dalına sevinç yaprağı aşılarız biz.
4. Mecnun aşk mektebine bizden önce gittiyse ne olur; şimdi hiç değilse onunla sınıf arkadaşıyız biz.
5. Refîkî, gözümüz saka, kirpiklerimiz süpürge oldu; biz ateşle (şevkle) onun eşiğini süpüren ferraşlarız.
Edebî ve Tarihî Yorum
Evbâş ve Ev Başlamak
Matlaı taşıyan, bir meyhane sözüyle bir ev sözünün ses ortaklığıdır. Birinci mısranın sonunda “evbâşlaruz”, ikincinin sonunda “ev başlaruz” vardır: biz aşk meyhanesinin ayak takımıyız (“evbâş”) ve orada oyalanmak için ev kurarız (“ev başlamak”). Aynı ses, iki kez ve iki ayrı anlamla redifin önünde durur. Gazelin kafiyesi bu ses oyununu sürdürür: “kallâş, aşla-, sebakdaş, ferrâş”. Hepsi rintlerin, yoksulların, işçilerin dünyasından alınmıştır: meteliksiz rint, aşı yapan bahçıvan, mektep arkadaşı ve eşik süpüren hizmetkâr.
Son beyit bir hizmet tablosudur. Göz saka olmuştur, yani su taşıyan ve eşiğe su serpen kişidir; kirpikler süpürgedir; âşıklar da sevgilinin eşiğini süpüren ferraşlardır. Gözyaşının eşiğe serpilen su, kirpiğin süpürge olması, divan şiirinde sevilen bir benzetmedir; Refîkî onu bir meslek listesine dönüştürür. Üçüncü beyit bahçıvanlık dilini kullanır: muradın turfanda meyvesi tatlı olsun diye gam dalına sevinç yaprağı aşılanır. Mecma‘ metnindeki “Şâh-ı gama” yazımı neşrin noktasız çeviriyazısından kaynaklanır; Pervâne nüshasında kelime “Şāḫ-i ġama” (gam dalı) biçimindedir.
Necâtî’nin Sebakdaşları
Mecma‘u’n-Nezâ’ir’e göre zemin Kâsım Paşa’nındır: “Şehrüñde şehâ bir nice evbâşlaruz biz / Terk eylemeşüz varlıgı kallâşlaruz biz.” Refîkî’nin “evbâş” ve “kallâş” kelimelerini bu zeminden aldığı açıktır. Pervâne Bey Mecmuası ise zemini Necâtî’nin “Gül yüzüñi gördükçe söze başlaruz biz / Bülbüller ile şimdi sebaḳdaşlaruz biz” gazeli olarak gösterir; Refîkî’nin dördüncü beytindeki “Şimdi hele anuñla sebakdaşlaruz biz” mısraı Necâtî’nin bu mısraını neredeyse aynen yankılar. Böylece şiir iki zeminin de izini taşır. Pervâne başlığı şairi bu kez de “Refīḳī-i Amāsiyyevī” diye anar (krş. Gazel 20).
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 683, şiir no. 1963. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 1110, şiir no. 3004, vr. 238a. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






