Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)
Yâra didüm kıl hazer itdükçe âh-ı sûznâk
Didi şem‘-i mâha yok durur sabâdan hîç bâk
Cân virürse baña şemşîrüñ ne tañ kim ‘âşıka
Yâr elinden âb-ı hayvân görinür tîg-ı helâk
Kanlu peykânuñ tenümden baş götürse sanuram
Gonçe-i rengîni eyler terbiyet gûyâ ki hâk
İsterem gerd-i rehüñden dil ola mugber ki‿olur
Sûret-i matlûb zâhir olıcak âyîne pâk
Ol kemân-ebrû döker tîr-i müjeyle rahm idüp
Câme-i ten olsa tîgından Refîkî çâk çâk
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgiliye “Yakıcı ahımı çektikçe sakın” dedim; “Ay mumunun sabah yelinden hiç korkusu yoktur” dedi.
2. Kılıcın bana can verirse şaşılmaz; çünkü âşığa sevgilinin elindeki öldürücü kılıç âb-ı hayat görünür.
3. Kanlı temrenin tenimden baş kaldırırsa, sanırım toprak renkli bir goncayı büyütüyor.
4. Gönlüm yolunun tozuyla tozlansın isterim; çünkü ayna temiz olunca aranan suret görünür.
5. O yay kaşlı, ten elbisem kılıcından paramparça olsa, Refîkî, acıyıp kirpik okuyla onu diker (neşirde: döker).
Edebî ve Tarihî Yorum
Kılıcın Suyu
Kılıcın “âb”ı, yani suyu, çeliğin parıltısıdır ve ikinci beyit bu kelimenin iki anlamı arasında gidip gelir. Divan şiirinde iyi bir kılıç “âbdâr”, sulu diye anılır. Refîkî bu suyu “âb-ı hayvân”a, hayat suyuna çevirir: sevgilinin elindeki öldürücü kılıç, âşığa ölüm değil, ölümsüzlük suyu sunar. Matla da benzer bir ters çevirme taşır. Âşık ahının sevgiliyi yakacağından söz eder; sevgili ise ay mumunun sabah rüzgârından korkmadığını söyleyerek ona güler. Ay söndürülemeyen bir mumdur, âşığın ahı da onu titretemez.
Üçüncü beyit, Refîkî’nin başka şiirlerinde de görülen temren-gonca benzetmesini (Gazel 3) bir toprak imgesine bağlar: bedenden baş gösteren kanlı temren, toprağın büyüttüğü renkli bir goncadır. Dördüncü beyit çelişkili görünen bir dilekle başlar: âşık gönlünün tozlanmasını ister, çünkü ayna temiz olunca suret görünür. Çelişki, aynaların eskiden kül ve tozla parlatıldığı hatırlanınca çözülür; sevgilinin yolunun tozu gönül aynasını kirletmez, cilalar. Son beytin fiili Mecma‘ metninde “döker” diye basılmıştır. Arap harfli yazıda “döker” ile “diker” aynı biçimde yazılır ve bağlam ikinciyi gerektirir: yay kaşlı sevgili, kılıcıyla parçaladığı ten elbisesini kirpik oklarıyla diker. Aktarım bu okumayı esas almıştır.
Ressam Resmî’nin Zemini
İki mecmua da gazeli Resmî’nin zeminine bağlar: “Her kaçan cân kasdına gamzeñ çeker tîg-ı helâk / Çagrışur her gûşede dil-hasteler rûhı fidâk.” Pervâne Bey Mecmuası, zemin başlığında Resmî’yi Bursalı ve ressam olarak tanıtır. Refîkî zeminin “tîg-ı helâk” ibaresini ikinci beytinin sonuna aynen taşır. Pervâne nüshasında üçüncü ve dördüncü beyitlerin yeri değişmiştir; ayna beyti orada “İsterem kim dergehüñden dil ola muġber” diye başlar, son beyitte ise “döker” yerine “eger” okunur.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 831, şiir no. 2445. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 1662, şiir no. 4546, vr. 361a [359a]. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






