Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Olımaz dîvâne göñlüm sen perî-ruhsârsuz
Bülbül-i şeydâdur ârâm eylemez gülzârsuz
Ey tabîb-i cân kapuñdan sürme ben dil-hasteñi
Nice kânûndur ki‿ola dârü’ş-şifâ bîmârsuz
Yârı gayr ile görüp dil-teng olma gonçeveş
Bu cihân bâgında çün bir gül bulınmaz hârsuz
Alımaz çeşm ü kad ü ebrû-yı cânândan haber
Terk-i nâmûs itmeyüp olmasa ‘aşık ‘ârsuz
Eşkümüñ katrâtını sürme derüñden ey kamer
Çün sipihr olmaz bilürsin kevkeb-i seyyârsuz
Cân u tenden geçdügüm yoluñda bu kim ehl-i ‘ışk
Dîn ü dünyâsuz olurlar olımazlar yârsuz
Bûstân-ı dehr içinde söylenen bî-hâr gül
Yârı görmekdür Refîkî var ise agyârsuz

Günümüz Türkçesiyle

1. Divane gönlüm sensiz duramaz, ey peri yüzlü; gül bahçesi olmadan rahat etmeyen çılgın bir bülbüldür.

2. Ey can hekimi, ben gönül hastanı kapından kovma; hastasız darüşşifa olur mu, bu nasıl kanun?

3. Sevgiliyi başkasıyla görüp gonca gibi gönlü daralma; çünkü bu dünya bahçesinde dikensiz gül bulunmaz.

4. Âşık namusu bırakıp utanmaz olmadıkça sevgilinin gözünden, boyundan, kaşından haber alamaz.

5. Ey ay, gözyaşı damlalarımı kapından kovma; bilirsin, gök gezen yıldızlardan hiç boş kalmaz.

6. Senin yolunda candan, tenden geçmemin sebebi şu: aşk ehli dinsiz, dünyasız olur da sevgilisiz olamaz.

7. Refîkî, zaman bahçesinde dillere düşen o dikensiz gül, sevgiliyi rakipsiz görmektir, eğer olursa.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dikensiz Gül

Gazel, zemin şiirinin iddiasına sonunda bir cevap verir. Hafî’nin matlaı bir kuralı söyler: “Yâr bulınmaz cihânda ey göñül agyârsuz / Kim ‘ayıbsuz yâr isteyen kalurmış yârsuz”, yani dünyada rakipsiz sevgili bulunmaz, kusursuz sevgili arayan sevgilisiz kalır. Refîkî üçüncü beyitte bu kuralı kabul eder: dünya bahçesinde dikensiz gül bulunmaz, sevgiliyi başkasıyla görünce gonca gibi daralmamak gerekir. Mahlas beytinde ise o imkânsız şeyin adını koyar: dillerde dolaşan dikensiz gül, sevgiliyi rakipsiz görmektir; sondaki “var ise” kaydı bunun pek mümkün olmadığını ima eder.

İkinci beyit hekimlik dilini kullanır. Sevgili can hekimidir, âşık da onun hastası; kapıdan kovulmamak için ileri sürülen gerekçe bir kural sorusudur: hastasız darüşşifa olur mu? “Kânûn” kelimesi burada hem kural hem de İbn Sînâ’nın tıp kitabı el-Kânûn’u hatırlatır; hekimin kitabı bile hastayı kovmayı öngörmez. Beşinci beyitte gözyaşı damlaları gezegenlere (“kevkeb-i seyyâr”) benzetilir; ay gibi sevgilinin kapısı, gezegenlerle dolu gök gibi gözyaşlarından boş kalmamalıdır. Altıncı beyit aşkın ölçüsünü verir: âşık dini de dünyayı da bırakabilir, ama sevgiliden vazgeçemez.

Hafî ve Visâlî

Mecma‘u’n-Nezâ’ir zemin olarak Edirneli Hafî’nin yukarıdaki gazelini gösterir. Pervâne Bey Mecmuası’nda aynı redifteki zemin, başlıkta Aydın ilinden, sarayın hocası olarak tanıtılan Visâlî’nin “Āh kim seyr eylemez ol şūḫ yār aġyārsuz” gazelidir. Gözyaşı-gezegen ve din-dünya beyitleri Pervâne metninde eksiktir. Matlada Pervâne “melek-ruḫsārsuz”, ikinci beyitte “dil-ḫasteyi” okur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar