Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)
Leblerüñ zevkini çeşmümde unutmaz merdümek
Zâyi‘ itmez dûstum insân olan hakk-ı nemek
Menzil almakdan kalurdı gün-be-gün ey mâh-rû
Dûd-ı âhumdan ‘asâ idinmese yiri felek
Vaslın isterseñ ayagı topragın tâc eyle kim
Bir gedâ şâh olmaga başında gey devlet gerek
Beñler olmaga dehânuñ üzre cânâ sır bu kim
Nokta korlar[dı] mahalde zerrece olsaydı şek
Kıymetin dil nakdinüñ göñüldür iden âşkâr
Kim ‘ayâr eylerdi kalbi olmasa seng-i mehek
Gam degül dâm-ı belâda murg-ı dil pâ-bend ise
Tek safâ bâgında sen her lahza keklik gibi sek
Behrmend olmak dilerseñ hırmen-i maksûddan
Ey Refîkî murg-ı dilde [gel] vefâ tohmını ek
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözümün bebeği (küçük insan) dudaklarının tadını unutmaz; dostum, insan olan tuz ekmek hakkını zayi etmez.
2. Ey ay yüzlü, felek (Pervâne’de: ihtiyar felek) âhımın dumanından kendine bir değnek edinmeseydi, günden güne menzil almaktan geri kalırdı.
3. Vuslatını istersen ayağının toprağını taç et; çünkü bir dilencinin şah olması için başında büyük bir devlet (talih kuşu) bulunmalıdır.
4. Ey sevgili, ağzının üstünde benlerin bulunmasının sırrı şudur: zerre kadar şüphe olsaydı oraya nokta koyarlardı.
5. Gönül akçesinin değerini ortaya koyan (senin) gönlündür; mihenk taşı olmasa kalpı (hem sahte akçeyi hem kalbi) kim ayar ederdi?
6. Gönül kuşu bela tuzağında ayağı bağlı kalsa üzülmeye değmez; sen safa bahçesinde her an keklik gibi sekip yürü.
7. Ey Refîkî, murat harmanından nasip almak istersen gönül kuşuna (Pervâne’de: gönül tarlasına) vefa tohumu ek.
Edebî ve Tarihî Yorum
Mihenk Taşı
Gazelin beşinci beyti okuru bir sarraf dükkânına götürür. Akçenin ayarı mihenk taşına sürtülerek anlaşılır; sahte akçeye “kalp” denir. Refîkî bu kelimenin iki anlamını, sahte para ile yüreği, bir araya getirir: âşığın gönül akçesinin değeri sevgilinin gönlüyle ortaya çıkar, çünkü o gönül taştandır ve taş olmasa kalbi kimse ayar edemezdi. Sevgilinin katı yüreği, bu benzetmede bir kusur olmaktan çıkıp ölçü aletine dönüşür. Pervâne nüshasındaki “göñlüñdür” okuyuşu, bu gönlün sevgiliye ait olduğunu açıkça gösterir.
Matla da bir kelime çiftine dayanır. “Merdümek”, gözbebeği demektir, kelime anlamı ise “küçük insan”dır; ikinci mısradaki “insân” da hem insan hem gözbebeği anlamına gelir. Gözbebeği sevgilinin dudaklarının tadını unutmaz, çünkü insan olan tuz ekmek hakkını, yani “hakk-ı nemek”i bilir; dudak gelenekte hem tatlı hem tuzludur. Dördüncü beyit ise yazı geleneğinden yararlanır: sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki varlığından şüphe edilir. Ağzın üstündeki benler, şüpheli yerlere konan noktalar gibidir. Beytin bu okuması kesin değildir, ama ben ile nokta arasındaki benzerlik divan şiirinde çok yaygındır. Altıncı beyitte sevgili, sekerek yürüyen keklik gibidir; ağır ve nazlı yürüyüşün kekliğe benzetilmesi eski bir benzetmedir.
Revânî ve Nişancı Vefâyî
Nazmî’nin zemin olarak gösterdiği şiir Revânî’nindir: “Didüm ey meh beni hecrüñde çog aglatdı felek / Didi nâz ile geçen yagmura tutma kepenek.” Pervâne Bey Mecmuası aynı kafiyenin başında, başlıkta Fatih Sultan Mehmed’in nişancısı olarak anılan Vefâyî’nin “Bir naẓarda ‘aḳl ü ṣabrum aldı gitdi ol melek” gazelini gösterir. Pervâne’nin beş beyitlik sürümünde ben-nokta ve keklik beyitleri bulunmaz. Mecma‘ metnindeki iki zayıf yer Pervâne ile düzelir: ikinci beyitte “yiri felek” yerine “pīr-i felek” (ihtiyar felek, değnek tutan yaşlı), son beyitte “murg-ı dilde” yerine “mezra‘-i dilde” (gönül tarlasında). Tohum ekme fiili ikinci okumayı gerektirir.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 881-882, şiir no. 2611. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 1600, şiir no. 4372, vr. 347a [345a]. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






