Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)
Derd-i ‘ışkuñla etibbâ bulmadı dermân aña
Görmedi sıhhat yüzin irişmeyince ân aña
Gâyet-i ‘ışkuñ hemân öldürmek imiş hecr ile
Çün bulınmaz buña gâyet nitekim pâyân aña
Şöyle hayrân oldı dil şevk-i hat-ı sebzüñle kim
Görüben halk-ı cihân oldı kamu hayrân aña
Sâkiyâ sâgar lebüñ öpdüginüñ vechi bu kim
Bir iki dem yüz görüpdür gerdiş-i devrân aña
‘Ömr bâgında Refîkî gam degül gül dirmese
Kanlu peykânuñ yiter çün gonçe-i handân aña
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin aşkının derdine hekimler çare bulamadı; o gönül, kendisine o “ân” (sevgilinin tarifsiz güzelliği; ayrıca “an”, son dakika) erişmedikçe sağlık yüzü görmedi.
2. Aşkının varacağı yer ayrılıkla öldürmekten başka bir şey değilmiş; çünkü ona bir uç bulunmaz, tıpkı sonu bulunmadığı gibi.
3. Gönül, yeni çıkan yeşil ayvazının (yüzdeki ince tüylerin) hasretiyle öyle şaşkına döndü ki onu gören bütün dünya halkı da ona hayran kaldı.
4. Ey saki, kadehin senin dudağını öpmesinin sebebi şudur: devranın dönüşü (ve meclisteki kadeh devri) ona bir iki an yüz göstermiştir.
5. Ey Refîkî, ömür bahçesinde gül derememek dert değil; senin kanlı okunun temreni ona gülen bir gonca olarak yeter.
Edebî ve Tarihî Yorum
Temrenden Gonca
Gazelin en akılda kalan imgesi son beyittedir: âşığın bedenine saplanıp kanla kızaran ok temreni, ömür bahçesinde koparamadığı gülün yerini tutar, hatta ona “gülen bir gonca” olur. Divan şiirinde temren ile gonca arasındaki benzerlik bilinir; ikisi de sivri uçlu, kapalı ve kırmızıdır. Refîkî bu benzerliği bir teselliye çevirir: gül derememek kayıp sayılmaz, çünkü sevgilinin attığı ok zaten bir gül gibi açmıştır. “Handân” (gülen) sıfatı da goncanın açılmasıyla yaranın ağız açmasını aynı kelimede buluşturur.
İlk beyitteki “ân” kelimesi iki türlü okunabilir. Bir anlamıyla zamanın en küçük parçasıdır; o zaman mısra, gönlün ancak son anı gelince, yani ölümle iyileşeceğini söyler. Öteki anlamıyla “ân”, güzellikte tarif edilemeyen o çekici şeydir; bu okumada gönül, sevgilinin o tarifsiz cazibesi kendisine ulaşmadan şifa bulmaz. İkinci beyit aynı düşünceyi aşkın “gâyet”i ile “pâyân”ı üzerinden sürdürür: sonu olmayan bir aşkın varacağı tek yer ayrılığın öldürmesidir. Dördüncü beyitteki “gerdiş-i devrân” da çift yönlüdür; hem feleğin dönüşü hem de mecliste elden ele dolaşan kadehin devridir. Kadehin dudağa kavuşması, bu devrin ona kısa bir süre yüz göstermesine bağlanır.
Ahmed Paşa Zemininde
Şiir, Edirneli Nazmî’nin derlediği Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de Ahmed Paşa’nın “Yakdı çeşmüm ‘ışk odın didi dile gir yan aña / Âh kim rahm itmedi bu dîde-i giryân aña” matlalı gazeline yazılmış nazireler arasında yer alır. Redif (“aña”) ve “-ân” kafiyesi zeminden aynen alınmıştır. Ahmed Paşa’da ağlayan göz ile aşk ateşi konuşurken Refîkî, gazelini hekim, tedavi ve yara üzerine kurar; ortak redif, iki şairin aynı kalıba bambaşka bir içerik yerleştirmesine imkân verir. Pervâne Bey’in derlemesi bu gazeli içermez.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 104, şiir no. 100. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
Çevrimiçi kaynaklar






