Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün (hezec-i ahreb)
Olmasa göñül âyinesi pâk ü mücellâ
‘Aks-i ruh-ı yârânda kaçan ola hüveydâ
İt kalbüñi sâf ister iseñ göstere rûşen
Âyîne-i imrûz saña sûret-i ferdâ
Sarsın ten-i hamîdeñi bir köhne pelâsa
Geysün meh-i nev çerhde ko atlas u dîbâ
Ebrûları ‘aksinden idin mıskala yâruñ
Tâ kalmaya jeng âyine-i kalbde aslâ
Çün döndi felek ma‘nide fânûs-ı hayâle
Sen dahı anı eyle bu sûretle temâşâ
Ey baht beni hecr ile korkutma ki zîrâ
Gam ‘âşıka şâdî görinür derd müdâvâ
Çekse saña tîg-ı sitemi yâr Refîkî
Sen kesmeyigör rişte-i peyvendüñi kat‘â
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül aynası temiz ve cilalı olmasa, sevgilinin yüzünün aksi onda ne zaman görünür?
2. Bugünün aynası sana yarının suretini aydınlık göstersin istersen kalbini saf eyle.
3. Bükülmüş bedenini eski, kaba bir abaya sar; atlas ve dibayı bırak, onları gökte yeni ay giysin.
4. Sevgilinin kaşlarının aksini kendine perdah aleti (mıskal) edin ki kalp aynasında asla pas kalmasın.
5. Felek, gerçekte dönen bir hayal fenerine döndüğüne göre, sen de onu bu suretle, geçip giden bir gösteri gibi seyret.
6. Ey baht, beni ayrılıkla korkutma; çünkü âşığa gam sevinç, dert de deva görünür.
7. Ey Refîkî, sevgili sana zulüm kılıcını çekse de sen bağlılık ipini asla kesme.
Edebî ve Tarihî Yorum
Ayna, Pas ve Perdah
Bu gazel bir aşk şiirinden çok gönül terbiyesi üzerine söylenmiş bir öğüt gibi ilerler. Merkezde tasavvufun en bilinen benzetmelerinden biri, kalbin aynaya benzetilmesi vardır: ayna cilalı değilse sevgilinin yüzünü yansıtmaz, pas tutmuşsa yarını göstermez. Dördüncü beyit bu benzetmeyi zanaat diliyle tamamlar. “Mıskal”, aynacıların ve kılıççıların pas silmekte kullandığı eğri perdah aletidir; Refîkî sevgilinin kavisli kaşlarının aksini böyle bir alet yapar. Kaşın eğriliği ile perdah demirinin biçimi arasındaki benzerlik, imgeyi rastgele olmaktan çıkarır.
Üçüncü beyitte iki bükük şekil karşı karşıya gelir: âşığın iki büklüm olmuş bedeni ve gökteki yeni ay. Bedene eski, kaba bir aba (“pelâs”, dervişlerin giydiği yün örtü) yakışır; atlas ve dibayı yeni ay giysin. Beşinci beyitteki “fânûs-ı hayâl”, içinde kâğıt figürler dönen ve duvara gölgeler düşüren bir fenerdir; dünyayı böyle bir gölge oyununa benzetmek dönemin şiirinde sık görülür. Altıncı beyit âşığın tersine dönmüş değerlerini söyler: gam ona sevinç, dert deva görünür, bu yüzden ayrılık tehdidi onu korkutmaz. Refîkî adının geçtiği son beyitte “kılıç” ile “kesmek” arasındaki ilgi, bağlılık ipini kılıç karşısında bile koparmama öğüdünü güçlendirir.
Zemin ve Nüsha Farkları
Nazmî’nin mecmuasında şiirin bağlandığı zemin, Ulvî’nin şu beyitle açılan gazelidir: “Cânâ görinelden gözüme ol ruh-ı zîbâ / Hoş gülşen-i cândur kim olur câna temâşâ.” Pervâne Bey Mecmuası’nda ise aynı vezin ve kafiyenin başında Cemâlî’nin “Açsañ n’ola rāz-i dehenüñ ġonçeye cānā” gazeli durur. Gıynaş neşrinde şiir beş beyitle kalmıştır; Mecma‘daki üçüncü (aba ile yeni ay) ve altıncı (bahta hitap) beyitler orada yoktur. İlk beyitte Mecma‘ metnindeki “yârânda” Pervâne’de “yār anda” biçimindedir; anlam ikinci okumayla daha düzgün kurulduğu için aktarımda o esas alınmıştır.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 159-160, şiir no. 277. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 141-142, şiir no. 256, vr. 21b. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






