Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)
Hüsnüñe magrûr olup dökmek olmış hû saña
Anuñ içün dir imiş iller delükanlu saña
Sormaduñ fikr-i miyânuñla za‘îf oldugumı
Hâlümi zülfüñ dimiş gerçi ki mû-be-mû saña
Ey perî cân nakdini yakdum kıla çeşmüm vatan
Girmege merdüm evine hod sebebdür bu saña
Bu ten-i hâkî nişân olsaydı tîr-i gamzeñe
Cân ile kurban olurdum ey kemân-ebrû saña
Gözüñe göñlüñe girdi ey Refîkî çeşm-i yâr
Gey sakın sihr itmesünler ol iki câdû saña
Günümüz Türkçesiyle
1. Güzelliğine güvenip kan dökmek senin huyun oldu; insanların sana “delikanlı” (hem genç yiğit hem deli ve kanlı) demesi bundanmış.
2. Belinin inceliğini düşünmekten zayıfladığımı hiç sormadın; gerçi zülfün hâlimi sana kıl kıl, en ince ayrıntısıyla anlatmış.
3. Ey peri, gözümü kendine yurt edinesin diye can paramı yaktım; gözbebeğinin (“merdüm”: hem gözbebeği hem insan) evine girmen için bu yeter sebeptir.
4. Bu toprak beden bakışının okuna hedef olsaydı, ey yay kaşlı, canımla sana kurban olurdum.
5. Ey Refîkî, sevgilinin gözü senin gözüne ve gönlüne girdi; çok sakın, o iki büyücü seni büyülemesin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Delikanlı Kelimesi
Matlaın nüktesi tek bir kelimede, “delükanlu”da saklıdır. Sevgili güzelliğiyle mağrur olup kan dökmeyi huy edinmiştir; halkın ona “delükanlu” demesi de bundandır. Kelime, bugünkü “delikanlı”nın eski biçimidir ve genç, gözü kara yiğit anlamına gelir; ama Refîkî onu “delü” ve “kanlu” diye iki parçaya ayırarak kan dökme huyunu doğrudan adın içine yerleştirir. Böylece sevgilinin gençliği ile zalimliği tek bir sözde birleşir.
İkinci beyitte “mû-be-mû” deyimi aynı ustalıkla kullanılır: zülüf, âşığın hâlini kıl kıl, yani en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır; kıl ile saç arasındaki bağ, deyimi gerçek anlamına da çeker. Belin incelikte kıla benzetilmesi geleneğin bilinen bir mazmunudur. Üçüncü beyit daha kapalıdır; “merdüm” kelimesinin hem gözbebeği hem insan anlamına gelmesinden yararlanarak sevgiliyi gözbebeğinin evine çağırır. Can nakdini yakmak, gözü sevgiliye yurt yapmak için ödenen bedel gibi görünür. Son beyitte sevgilinin iki gözü “iki câdû”, iki büyücüdür; Mecma‘u’n-Nezâ’ir’deki “gey” (pek, çok) Pervâne nüshasında “key” biçimindedir, anlam aynıdır.
İki Mecmua, İki Zemin
Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de gazelin bağlandığı zemin, Kâsım Paşa’nın ilk mısraı “Nice bir feryâda vara nâle vü âhum saña” olan şiiridir. Pervâne Bey Mecmuası ise onu Yenihisarlı Hızrî’nin “Ey ṣanem cevr ile cān almaḳ olupdur ḫū saña / Ben de geçdüm cān ü dilden dōstum yā hū saña” beytiyle açılan zeminin altında verir. Kafiye bakımından Refîkî’nin “hû, mû, bu, ebrû, câdû” dizisi Hızrî’nin gazeline daha yakındır; Kâsım Paşa’nın kafiyesi “âhum, mâhum” biçimindedir. Nazmî’nin şiirleri yalnız ortak redife göre gruplamış olması mümkündür, ama metin bu konuda bir açıklama vermez.
Pervâne Bey Mecmuası’nın başlığı, şair hakkında tezkirelerde geçen bilgiyi destekleyen kısa bir not taşır: “Sulṭān Selīm Ḫān muṣāḥiblerindendür mütevellī idi.” Refîkî’nin Yavuz Sultan Selim’in yakın çevresinde bulunduğu ve ömrünün sonunda vakıf yöneticiliği (tevliyet) yaptığı, Refîkî Ali Çelebi (İbrîzâde) yazısında anlatılan hayat hikâyesiyle örtüşür. Pervâne metni üçüncü beyitte “ḳovdı sızar bu saña” gibi okunması güç bir ibare taşır; bu sayfada Mecma‘ metni esas alınmıştır.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 124, şiir no. 164. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 79-80, şiir no. 84, vr. 8a. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






