Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün (remel-i mahbûn); neşirde şiir muzâri‘ bölümünde yer alır
Beli yâdına dilâ kâni‘ ol[a] fârig-i bâl
Yârdan saña nasîb olmadı çün gayr-ı hayâl
Bir varak kâgıd ile yâr beni yâd itmez
Kanlar aglarsam eger şâm u seher hâme-misâl
Cennet-i kûyuña uçmaga bulımazdı mecâl
Dile peykânuñ eger olmasa idi ter ü bâl
Bükeliden yâr ‘ışkı baña zülfüñdür
İtmege lâm-elif kâmetümi oldur dâl
Kâkülüñden ki nümâyân olur ebrûñ ey meh
Sanasın ebr-i siyehden görinür şekl-i hilâl
Ruhlaruñ şevkile rengîn kelimât itmek olur
Dile hâl-i siyehüñ gibi müjeñ geçmese al
Düşeli zülf ü ruhuñ fikrine ey dûst Refîk
Nice geçdügini fehm itmez olupdur meh ü sâl
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, sevgilinin belinin hatırasıyla yetin, gönlün rahat olsun; çünkü sevgiliden sana hayalden başka pay düşmedi.
2. Ben akşam sabah kalem gibi kan ağlasam da sevgili beni bir yaprak kâğıtla bile anmaz.
3. Temrenin gönle kanat ve tüy (neşirde: “ter ü bâl”) olmasaydı, gönül senin cennet sokağına uçmaya güç bulamazdı.
4. Sevgilinin aşkı beni büktüğünden beri (sebep) senin zülfündür; lam-elif gibi boyumu dala çeviren odur (mısra eksik ve kapalıdır).
5. Ey ay, kâkülünün altından kaşın göründükçe kara buluttan hilal şekli görünüyor sanırsın.
6. Kirpiğin de kara benin gibi gönle bir hile geçirmeseydi, yanaklarının hasretiyle renkli sözler söylemek mümkün olurdu.
7. Ey dost, Refîk zülfünün ve yanağının düşüncesine düştüğünden beri ayların, yılların nasıl geçtiğini anlamaz oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gece ile Gündüzün Karıştığı Takvim
Zülfün geceye, yanağın gündüze benzetilmesi bilinen bir eşleşmedir; Refîkî’nin adını andığı son beyit onu zaman duygusuna bağlar. Zülüf ile yanağın düşüncesine dalan âşık için gece ile gündüz birbirine karışır ve “ay ile yıl”ın nasıl geçtiği anlaşılmaz olur. Beşinci beyit de bir gök olayı taşır: kâkülün altından görünen kaş, kara bulutun ardından beliren hilaldir. “Ebrû” (kaş) ile “ebr” (bulut) arasındaki ses benzerliği beyitte kendiliğinden işler. Ad burada vezin gereği “Refîk”e kısalmıştır; şair bu kısa biçime başka gazellerinde de başvurur.
İkinci beyit kalem ehlinin dünyasından bir imge verir: kalem mürekkep akıtır, âşık da kalem gibi akşam sabah kan ağlar, ama sevgili ona bir yaprak kâğıtla, bir mektupla bile cevap vermez. Üçüncü beyitte ok temreni gönül kuşunun kanadı olur; aynı buluş Gazel 30’un üçüncü beytinde de vardır. Neşirdeki “ter ü bâl” muhtemelen “per ü bâl” (tüy ve kanat) olarak okunmalıdır. Dördüncü beytin ilk mısraı vezne oturmaz; birkaç hecenin düşmüş olabileceği anlaşılır ve beyit kapalı kalır. Lam-elif harfi ile dal harfinin karşılaştırılması, Refîkî’nin harf şekilleriyle kurduğu başka beyitleri hatırlatır.
Vezin ve Zemin
Nazmî bu nazireyi muzâri‘ bahrinin bölümünde, Ahmedî’nin “Nakşa getüreyin dise bu sûreti hayâl / Bu vehm aña tasavvur-ı bâtıl durur hayâl” beytiyle açılan zeminine bağlar. Oysa şiirin mısraları remel-i mahbûn kalıbına uyar; bu, Nazmî’nin şiirleri yalnız kafiye ortaklığına göre gruplamış olabileceğini düşündürür. Kafiye zeminle aynıdır (“-âl”), ama Ahmedî’nin “hayâl” redifi Refîkî’de yalnız matlada kafiye olarak kalır. Pervâne Bey’in derlemesinde bu gazelin karşılığı yoktur.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 980, şiir no. 2926. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
Çevrimiçi kaynaklar
![Gazel 32 — Beli yâdına dilâ kâni‘ ol[a] fârig-i bâl](https://amasya05.com/storage/gallery/27c494483e81982443c22b2b8c6023b3.jpg)





