Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün (remel-i mahbûn)

Vahşet irgürdi ‘akıldan baña bu turfe gazâl
Düşdi Mecnûn-sıfat peykerüme hasbü’l-hâl
İtdi mûdan beni kim al ile zülf-i siyehüñ
Buldum andan berü hecrüñde nice dürlü kemâl
Âh kim itmedi bir lahza güzer hâtır ki
Gerçi ten oldı gamuñdan sanemâ mahz-ı hayâl
Oldı engüşt-nümâ halk-ı cihâna ten-i zâr
Meh-ruhuñ mihri kılaldan beni mânend-i hilâl
Hoş geçer sâyelerinde dün ü gün cân-ı za‘îf
Dikeli tîrlerüñ sahn-ı dile tâze nihâl
Tâlib-i hüsn ile vuslat dileyen bir olmaz
Nitekim bûs u kenâr ile temâşâ-yı cemâl
Çokdan eylerdi Refîkî’yi firâkuñ mürde
Tutmasa idi anı zinde ger ümmîd-i visâl

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu nadir ceylan beni akıldan ürkütüp yabanileştirdi; hâlin gereği, bedenim Mecnun gibi oldu.

2. Kara zülfün hilesiyle beni kıl gibi etti; o zamandan beri senin ayrılığında nice türlü kemal buldum.

3. Ah, bir an bile hatırdan geçmedim (beni anmadın); gerçi ey put güzeli, bedenim senin gamından katıksız bir hayal oldu.

4. Ay yüzünün sevgisi beni hilale çevirdiğinden beri inleyen bedenim dünya halkına parmakla gösterilir oldu.

5. Okların gönül meydanına taze fidan gibi dikildiğinden beri zayıf canım gece gündüz onların gölgesinde hoş geçer.

6. Güzelliği talep eden ile vuslat isteyen bir değildir; tıpkı öpüp sarılmanın güzelliği seyretmekle bir olmaması gibi.

7. Vuslat ümidi onu diri tutmasaydı ayrılığın Refîkî’yi çoktan ölü etmişti.

Edebî ve Tarihî Yorum

Parmakla Gösterilen Hilal

Yeni ayı gözetleme geleneği dördüncü beyitte bir aşk imgesine dönüşür. Ramazan ve bayram hilalini görenler onu parmaklarıyla gösterirdi; “engüşt-nümâ” (parmakla gösterilen) sıfatı bu yüzden hem hilale hem dillere düşmüş kişiye uygundur. Âşığın bedeni sevgilinin ay yüzüne duyduğu sevgiyle incelip hilale dönmüş ve herkesin parmakla gösterdiği bir şey olmuştur. Beşinci beyitte ise sevgilinin okları âşığın gönlüne taze fidanlar gibi dikilir ve can bu fidanların gölgesinde dinlenir; acı veren silah, gölge veren ağaca dönüşür.

Altıncı beyit ise bir ayrım yapar. Güzelliği arayan ile vuslatı isteyen aynı kişi değildir; öpüp sarılmak (“bûs u kenâr”) ile güzelliği seyretmek (“temâşâ-yı cemâl”) ayrı şeylerdir. Beyit, tasavvufi aşk anlayışında güzelliğin seyrine verilen değeri hatırlatır, ama bunu açık bir tasavvuf terimiyle söylemez. Matlada sevgili bir ceylandır ve âşığı akıldan “ürkütmüştür”; “vahşet” kelimesi hem ürküntü hem yabanilik anlamına gelir, böylece âşık ceylanlarla çölde yaşayan Mecnun’a benzer. İkinci beytin ilk mısraındaki “mûdan” kelimesi açık değildir; aktarım âşığın zülüf yüzünden kıl gibi incelmesi yönünde bir okuma önerir.

Kıvâmî Zemininde

Edirneli Nazmî’nin derlemesi bu şiiri Kıvâmî’nin bir gazeline bağlar: “Öpmege la‘l-i lebüñ oldı şehâ emr-i muhâl / Koçmaga ince bilüñ mümteni‘ oldı bu hayâl.” Zeminde dudağı öpmek ve beli sarmak imkânsız sayılır; Refîkî’nin altıncı beyti bu imkânsızlığa bir cevap gibidir: güzelliği seyretmek, öpüp sarılmaktan başka bir şeydir ve belki ondan üstündür. Gıynaş’ın yayımladığı Pervâne nüshası bu şiiri içermez.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar