Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Gam degül dûd-ı siyâhumdan eger tolsa cihân
Yâr tek agyâr çeşminden nihân olsun nihân
Hâl idindüm şol kadar fikr-i miyân-ı yârı kim
Kanda olursam hayâl alur beni ey dil hemân
Zevrak-ı dîdem olurdı gark mevc-i dîdeden
Dökmeseydi merdüm-i çeşmüm anı taşra revân
Kaddüñe beñzer sanavber râst cânân gerçi kim
Kametüñ servi gibi lâkin degüldür ol revân
Güft u gû itmezse tañ mıdur Refîkî ile yâr
Söylemege bende dil yok nitekim anda dehân

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünya âhımın kara dumanıyla dolsa da dert değil; yeter ki sevgili rakiplerin gözünden gizli kalsın, gizli.

2. Sevgilinin belinin düşüncesini kendime öyle hâl edindim ki, ey gönül, nerede olsam hayal beni hemen alıp götürür.

3. Gözbebeğim (göz insanı) onları hızla dışarı boşaltmasaydı, gözümün kayığı gözyaşı dalgalarında batardı.

4. Ey sevgili, çam ağacı gerçekten boyuna benzer; ama boyunun servisi gibi yürüyen (revân) değildir.

5. Sevgili Refîkî ile konuşmazsa şaşılır mı? Bende söyleyecek dil (gönül) yok, onda da nasıl ağız yoksa.

Edebî ve Tarihî Yorum

Duman Perdesi

Matlaın düşüncesi beklenmedik bir yöne döner. Âşığın âhı karadır ve dünyayı dumanıyla doldurabilir; bu, divan şiirinde çoğu zaman bir felaket olarak anlatılır. Refîkî ise bu dumanı bir perde gibi kullanır: dünya kararsa da dert değildir, yeter ki sevgili bu karanlığın içinde rakiplerin gözünden gizlensin. Mısra sonundaki “nihân olsun nihân” tekrarı dileğin ısrarını taşır. İkinci beyitte “hâl” ile “hayâl” arasında bir ses ilişkisi kurulur: sevgilinin belini düşünmek âşığın hâli olmuştur; bel ise gelenekte yalnız hayalde var olan bir şeydir, bu yüzden âşık nerede olsa hayal onu alıp götürür.

Üçüncü beyit küçük bir deniz sahnesidir. Göz bir kayıktır, gözyaşları dalga; gözbebeği, kelime anlamıyla “gözün insanı” (merdüm-i çeşm), kayığa dolan suyu dışarı atan bir tayfa gibi çalışır. Gözyaşının dökülmesi böylece kayığı batmaktan kurtaran bir iş olarak anlatılır. Dördüncü beyitte çam ile servi karşılaştırılır: çam boyca sevgiliye benzeyebilir, ama yerinden kımıldamaz, oysa sevgili “serv-i revân”, yürüyen servidir. Son beyitte “dil” kelimesi hem gönül hem dildir; âşığın gönlü elden gittiği için konuşacak dili yoktur, sevgilinin ağzı ise yokluk derecesinde küçüktür. Sevgilinin susmasının sebebi böylece iki taraftaki bu ortak eksikliğe bağlanır.

Ulvî ve Nizâmî

Edirneli Nazmî’nin derlemesinde gazel Ulvî’ye yazılmış bir cevaptır; zemin “Tutdı çün dil murgı zülfüñüñ hamında âşiyân / Bu hümâ-yı devlete ‘arş olsa tañ mı âşiyân” beytiyle açılır. Pervâne Bey Mecmuası aynı kafiyeyi Nizâmî Çelebi’nin “Ger idersem ḳadd ü ruḫsāruñ yolında cān revān” gazeliyle açar. İki nüshanın beş beyti arasındaki farklar birkaç kelimeyi geçmez; örneğin dördüncü beyitte Pervâne’de “cānā” ve “līkin” geçer.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar