Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)
Kaşlaruñ mihrâbı tâ kim secdegâhumdur benüm
Dilde virdüm nâlişüm tesbîhüm âhumdur benüm
Başum üzre sanma dûd-ı âteşînümdür turan
Ben dilîr-i ‘ışkam ol perr-i külâhumdur benüm
Togdugına burc ayından sirişküm kevkebi
Her şeb ey meh çerh ile encüm güvâhumdur benüm
Şâdi-i düşmen gam-ı zülfin didügümden degül
Güldüren halkı baña baht-ı siyâhumdur benüm
Atı öñinde piyâde ol ki hoş mansûbdur
Ey Refîkî ol ruh-ı gül-gûn çü şâhumdur benüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Kaşlarının mihrabı secde yerim olalı gönlümdeki virdim iniltim, tespihim âhımdır.
2. Başımın üstünde duranı ateşli dumanım sanma; ben aşkın yiğidiyim, o benim külahımın sorgucudur.
3. Ey ay, her gece felek ve yıldızlar şahidimdir ki gözyaşımın yıldızı ay burcundan (Pervâne’de: su burcundan) doğar.
4. Düşmanın sevinci, zülfünün gamından söz etmemden değildir; halkı bana güldüren kara bahtımdır.
5. Onun atının önünde piyade ol, ki güzel bir hamledir; ey Refîkî, o gül renkli yanak (rok) benim şahımdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Satranç Tahtasında Âşık
Gazel bir satranç hamlesiyle kapanır. “At”, “piyâde”, “mansûb”, “ruh” ve “şâh” kelimelerinin hepsi satranç terimidir: at, piyon, hazırlanmış oyun konumu (mansûbe), kale (rok) ve şah. Refîkî kendine sevgilinin atının önünde yaya, yani piyon olmayı öğütler; bu iyi bir konumdur, çünkü sevgilinin gül renkli yanağı (“ruh”, satrançta kale taşı) onun şahıdır. Beyit, sevgilinin atı önünde yürüyen hizmetkâr ile satranç tahtasındaki taşları aynı cümlede yan yana koyar. Pervâne nüshası “Atı öñince piyāde ol ki ḫoş manṣūbedür” okur ve satranç terimini daha açık verir.
Önceki beyitlerde dinî ve askerî imgeler birbirine karışır. Matlada kaş mihrap, inilti vird, âh tespih olur; ibadet, sevgilinin kaşına yönelmiştir. İkinci beyitte âşığın başından yükselen ateşli duman, savaşçının külahındaki tüy sorguca dönüşür: âşık aşkın yiğididir. Üçüncü beyitte gözyaşı bir yıldızdır ve göğün burçlarından birinden doğar; felek ve yıldızlar buna her gece tanıklık eder. Dördüncü beyitte düşmanların gülmesi, âşığın kara bahtına bağlanır.
Cem Sultan Zemini
Nazmî de Pervâne Bey de gazeli Cem Sultan’ın “Görinen çerh-i mu‘allak dûd-ı âhumdur benüm / Hem firâz-ı ‘arş-ı a‘zam tekyegâhumdur benüm” matlalı gazeline bağlar; Refîkî zeminin “dûd-ı âh” (âhın dumanı) imgesini ikinci beytinde külah sorgucuna çevirir. Pervâne nüshasında dördüncü beytin ilk mısraı eksiktir: “Şādī düşmen didigümden (...) degül”; Gıynaş dipnotta bu kısmın yazmada boş bırakıldığını belirtir. Mecma‘ metni aynı yeri “gam-ı zülfin” diye tamamlar.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 1052, şiir no. 3157. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 1781, şiir no. 4880, vr. 387b [385b]. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar



![Gazel 32 — Beli yâdına dilâ kâni‘ ol[a] fârig-i bâl](https://amasya05.com/storage/gallery/27c494483e81982443c22b2b8c6023b3.jpg)


