Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)
Pür olalı eşkden çeşmüm tehîdür hˇâbdan
Ey perî merdümlik it kurtar beni gird-âbdan
‘Ârızuñda hat görüp şâd oldugum vechi bu kim
Açılur gam-gîn göñüller sebze-i sîr-âbdan
Hamdü li’llah mesken olmışdur saña dil hânesi
Dergehüñden gerçi dûr itdüñ beni her bâbdan
Buldı dil zülf-i siyâhuñ içre yol ruhsâruña
Gerçi ‘âşık behrmend olmaz şeb-i meh-tâbdan
Cân u dil olsa hevâdâruñ ‘aceb mi ey güneş
Zerreler ser-geştedür çün mihr-i ‘âlem-tâbdan
Pâre pâre eylesün ko tîg-i hicrân sîneñi
Çün Refîkî çâk olur yir yir zemîn seyl-âbdan
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözüm gözyaşıyla dolalı uykudan boştur; ey peri, insanlık (gözbebekliği) et de beni bu girdaptan kurtar.
2. Yanağında ayva tüyünü görüp sevinmemin sebebi şudur: gamlı gönüller taze yeşillikle açılır.
3. Elhamdülillah gönül evi sana mesken olmuştur; gerçi beni kapından her bakımdan (her kapıdan) uzaklaştırdın.
4. Gönül, kara zülfünün içinden yanağına yol buldu; gerçi âşık mehtaplı geceden fayda görmez.
5. Ey güneş, can ve gönül senin hevesinle dolsa şaşılır mı; zerreler, dünyayı aydınlatan güneşten başı dönmüş olarak dolaşır.
6. Ayrılık kılıcı bağrını paramparça etsin, bırak; çünkü ey Refîkî, toprak sellerden yer yer yarılır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Mehtapsız Gecede Yol Bulmak
Gizli buluşmaya çıkan âşığa mehtaplı gece yaramaz, çünkü ay ışığında görünür olur, rakibe yakalanır; dördüncü beyit bu bilgiye dayanır. Refîkî’nin gönlü ise sevgilinin yanağına kara zülfün içinden, yani karanlık bir yoldan ulaşmıştır; zülüf gecedir, yanak aydır ve gönül bu yolculukta ay ışığına muhtaç olmaz. Üçüncü beyit de iki yönlü bir kelime taşır: “bâb” hem kapı hem bakım, konu demektir. Sevgili âşığı kapısından “her bâbdan”, hem her kapıdan hem her bakımdan uzaklaştırmıştır, ama kendisi âşığın gönül evine yerleşmiştir.
Matlada “merdümlik” kelimesi “merdüm”ün iki anlamından yararlanır: insanlık etmek ve gözbebeği olmak. Gözü gözyaşıyla dolu âşık, sevgiliden insanlık bekler; gözbebeği de zaten gözün içindeki “insan”dır ve girdaba düşen âşığı kurtarmak onun işidir. Beşinci beyitte güneş ile zerreler arasındaki ilişki bir kez daha görülür: güneş ışığında dönen tozlar gibi can ile gönül sevgilinin çevresinde baş döndürerek dolaşır. Son beyit bir doğa gözlemiyle teselli verir: toprak sellerle yarılır, gözyaşı selleri de bağrı parçalar; ayrılık kılıcının yaptığı yalnızca bunun bir başka biçimidir.
Necâtî Zemininde
Gazelin her iki nüshada gösterilen zemini Necâtî’nin “Alınupdur lâle rengi ol gül-i sîr-âbdan / Kuruyupdur la‘l kanı ol iki ‘unnâbdan” matlalı gazelidir. Pervâne Bey bu zeminin başlığına Necâtî hakkında ilginç bir not düşmüştür: “bunlar ẓuhūr itmeyince diyār-i ‘Acem’de Türkī şi‘r oḳınmadı”, yani bunlar ortaya çıkmadan önce Acem diyarında Türkçe şiir okunmazdı. Güneş ve zerre beytini Pervâne nüshası vermez; orada gazel beş beyittir.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 1166, şiir no. 3506. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 2036, şiir no. 5582, vr. 442b [440b]. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar






