Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Ey sanem düşdüm cüdâ tâ sen büt-i tannâzdan
Murg-ı zeyrekken göñül kalmış durur pervâzdan
Nâle itmekligi kânûn eylesem ‘ayb eylemeñ
Kaddümi çeng eyledi dûr oldugum dem-sâzdan
Bend-i zülfüñden halâs olmasa murg-ı dil n’ola
Çünki kurtılmaz kebûter pençe-i şeh-bâzdan
Feth iderdüm kişver-i vasluñı cânâ bî-nizâ‘
Ger baña nusret ola âh-ı ‘alem-efrâzdan
Ey dil âheng-i ta‘alluk itme nakş-ı dil-keşe
Üns-i târân çün keser çeng-i ecel dem-sâzdan
Şîve vü reftâr ile kaddüñ nihâlin dir gören
Fi’l-mesel bir servdür mîve getürmiş nâzdan
Şâh Mahmûd olayum dirseñ bisât-ı ‘âleme
Ey Refîkî ruh getürme makdem-i Ayâz’dan

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey put güzeli, sen nazlı puttan ayrı düşeli, akıllı bir kuş iken gönlüm uçamaz oldu.

2. İnlemeyi kanun (kural; kanun sazı) edinsem ayıplamayın; dem arkadaşımdan uzak düşmem boyumu çeng (arp) gibi büktü.

3. Gönül kuşu zülfünün bağından kurtulamazsa şaşılmaz; çünkü güvercin şahinin pençesinden kurtulamaz.

4. Ey sevgili, sancak kaldıran âhımdan bana zafer gelse vuslatının ülkesini (Pervâne’de: güzelliğinin ülkesini) kavgasız fethederdim.

5. Ey gönül, gönül çeken nakşa (resme ve beste türüne) bağlılık ahengi tutturma; çünkü ecel çengi telleri dem arkadaşından koparır.

6. Senin boyunun fidanını işvesiyle ve yürüyüşüyle gören “mesela nazdan meyve vermiş bir servi” der.

7. Ey Refîkî, dünya halısının (satranç tahtasının) Sultan Mahmud’u olayım dersen Ayaz’ın ayak bastığı yerden yüz (rok) çevirme.

Edebî ve Tarihî Yorum

Saz Takımı ve Satranç Taşları

Gazelin iki beyti musiki terimleriyle yüklüdür. İkinci beyitte “kânûn” hem kural hem kanun sazıdır; “çeng” arp biçiminde bir çalgı, “dem-sâz” ise birlikte çalan sazende, dolayısıyla dert ortağıdır. Âşığın bükülmüş boyu çenge benzer ve inlemesi bu çalgının sesi gibidir. Beşinci beyitte “âheng” (akort, uyum), “nakş” (hem resim hem bir beste türü), “târ” (tel) ve “çeng-i ecel” (ölüm çengi) bir araya gelir. Beytin tam anlamı kapalıdır, ama söylenen şey aşağı yukarı şudur: gönül çekici bir nakşa bağlanmamalıdır, çünkü ecel, sazendeyi tellerinden ayırır gibi insanı sevdiklerinden ayırır.

Mahlas beyti bu kez tarihe ve satranca döner. Gazneli Sultan Mahmud ile kölesi Ayaz’ın birbirine bağlılığı, divan şiirinde aşkın ve hizmetin bilinen örneğidir. “Bisât” kelimesi hem halı hem satranç tahtasıdır; “şâh” hem sultan hem satrançta şah, “ruh” ise hem yüz hem kale taşıdır. Dünya tahtasında Mahmud olmak isteyen, Ayaz’ın ayak izinden yüzünü çevirmemelidir. Refîkî’nin satranç terimlerini mahlas beytinde kullanması Gazel 33’te de görülür. Dördüncü beyitte ise âşığın âhı sancak kaldıran bir orduya döner; aynı imge Refîkî’nin aynı zemine yazdığı öteki gazelin (Gazel 39) mahlas beytinde de tekrarlanır.

Şâmî Beg Zemini

Gazelin iki mecmuadaki zemini de Şâmî’nin “Ey meh-i nâ-mihrbânum vaz gelme nâzdan / Ben ölürsem gam degül ol gamze-i gammâzdan” gazelidir. Pervâne Bey başlıkta zemin şairini “Şāmlu-zāde Muṣṭafā Beg dirler mīr-livādur” diye tanıtır, yani bir sancakbeyidir. Pervâne’nin beş beyitlik metni ecel çengi ile meyve veren servi beyitlerini dışarıda bırakır. Pervâne’de matlada “Murġ-i zīrek”, dördüncü beyitte “kişver-i ḥüsnüñi” yazılıdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar