Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Çeng kaddüm mugnidür bezm-i belâda sâzdan
Nitekim virür ferâgat nâlişüm dem-sâzdan
Zâhidâ mey içmesek te’sîri olmaz nâlenüñ
Çün bilürsin hazz olınmaz rengsüz âvâzdan
Bilegör meyden çeküp keyfiyyet-i esrârı gel
Gerçi perhîz eylemek lâzım durur gammâzdan
Sözde yüksekden uçarsın bülbül-i ‘arşam diyü
Mâkiyân deñlü nasîbüñ yog iken pervâzdan
Bilmedüñ yâruñ dehânından haber çün zâhidâ
Yok yire bu dâniş ile geçme ehl-i râzdan
Ay u yılduzlar degüldür görinen eflâkde
Göklere od düdi yir yir âh-ı âteş-bâzdan
Kişver-i ‘ışkı Refîkî kimse feth itmez eger
Aña nusret olmasa âh-ı ‘alem-efrâzdan

Günümüz Türkçesiyle

1. Çeng gibi bükülmüş boyum, bela meclisinde saza ihtiyaç bırakmaz; tıpkı iniltimin dem arkadaşına ihtiyaç bırakmaması gibi.

2. Ey zahit, şarap içmezsek inleyişinin etkisi olmaz; bilirsin, renksiz (makamsız) sesten zevk alınmaz.

3. Gel, sırların keyfiyetini şaraptan çekip öğren; gerçi koğucudan (gammazdan) sakınmak gerekir.

4. Sözde “Arş’ın bülbülüyüm” diye yükseklerden uçarsın; oysa uçmaktan tavuk kadar payın yok.

5. Ey zahit, sevgilinin ağzından haberin olmadığına göre bu bilgiyle boş yere (yokluk yüzünden) sır ehlinin önüne geçme.

6. Göklerde görünenler ay ve yıldızlar değil; ateş oyunu yapan âhımdan göklere yer yer ateş düştü.

7. Refîkî, sancak kaldıran âhtan yardım gelmedikçe kimse aşk ülkesini fethedemez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Zahide Takılmalar

Bu ikinci nazire, aynı zeminin musiki havasını sürdürür ama hedefini değiştirir: muhatap çoğu beyitte zahittir. İkinci beyitte “reng” kelimesi hem renk hem musikide ezgiye kişilik veren makam rengi anlamına gelir; şarap içmeyen zahidin inleyişi renksiz bir ses gibidir, insana zevk vermez. Dördüncü beyit alaycıdır: zahit kendini Arş’ın bülbülü sayar ve sözde yükseklerden uçar, ama uçma payı tavuğunkinden fazla değildir. Beşinci beyitte ise sevgilinin ağzının yokluğu bir nükteye dönüşür: ağızdan haberi olmayan zahit, sır ehlinin önüne “yok yire”, hem boş yere hem yokluk uğruna geçmemelidir.

Altıncı beyit bir şenlik manzarası çizer. Gökte görünen ay ve yıldızlar değildir; âşığın “âteş-bâz” âhından, yani havai fişek gibi göğe ateş saçan iniltisinden yer yer göklere ateş düşmüştür. “Âteş-bâz”, ateşle oyun gösterilerini yapan ustaya verilen addır; XVI. yüzyıl şenliklerinde bu gösteriler halkın sevdiği eğlencelerdendi. Mecma‘ metnindeki “od düdi”, Pervâne nüshasında “od düşdi” biçimindedir ve aktarımda bu okuma esas alınmıştır. Mahlas beyti, Refîkî’nin aynı zemine yazdığı ilk gazelin (Gazel 38) dördüncü beytindeki imgeyi tekrarlar: aşk ülkesi ancak sancak kaldıran âhın yardımıyla fethedilir.

“Ve Lehu” Başlığıyla

Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de “Velehû Eyzen”, Pervâne Bey Mecmuası’nda “Naẓīre-i mezbūr Refīḳī” başlığıyla, Refîkî’nin Şâmî zeminine yazdığı ilk nazîrenin hemen ardından gelir. Bu sefer iki nüsha da yedi beyti tam verir. İkinci beyitte Pervâne “Zāhidā mey içmeseñ sūzuñ da sūz olmaz senüñ” okur; son beyitte “fetḥ itmez iken / Aña nuṣret irmese” der.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar