Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Dûdlar kim zâhir olur sîne-i sad-çâkden
San buhâr-ı ‘arzdur yir yir belürür hâkden
Dikdi san‘atla şükûfe nahl-bend-i rûzgâr
Sanma encümdür görinen sîne-i eflâkden
Aglamazam tûtiyâ içün ki gerd-i râh-ı dûst
Bir nazar eksük degüldür dîde-i nemnâkden
Öldürürdi bini hecrüñ irmeseydüm vuslata
Zehr içün kânûn budur bulur şifâ tiryâkden
Yâra kâr itse ‘aceb midür Refîkî nâlişüñ
Her ne iş dirseñ gelür çün ‘âşık-ı bî-bâkden

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüz yerinden yırtılmış göğsümden görünen dumanlar, topraktan yer yer yükselen yer buğusu sanılır.

2. Zamanın nahıl ustası ustalıkla çiçekler dikti; göğün göğsünde görünenleri yıldız sanma.

3. Sürme için ağlamam; çünkü dostun yolunun tozu nemli gözümden bir an bile eksik değildir.

4. Vuslata ermeseydim ayrılığın beni öldürürdü; zehir için kural budur: şifayı panzehirde bulur.

5. Ey Refîkî, inleyişin sevgiliye işlese şaşılır mı; çünkü ne iş dersen pervasız âşıktan gelir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Nahılcı Felek

Osmanlı şenliklerinin nahılcısı ikinci beyitte göğe çıkar. “Nahl-bend”, düğün ve sünnet şenliklerinde taşınan, mumdan ve renkli kâğıttan yapılmış süslü ağaçları, nahılları hazırlayan ustadır. Refîkî feleği böyle bir usta olarak görür: gökte parlayan şeyler yıldız değildir, zamanın nahılcısının ustalıkla diktiği çiçeklerdir. Matla da yer ile göğü birbirine bağlar: yırtık göğüsten yükselen dumanlar, topraktan çıkan buğu gibi görünür. Böylece âşığın içindeki ateş hem yeryüzünde buğu, hem gökyüzünde çiçek olarak görünür bir manzaraya dönüşür.

Üçüncü ve dördüncü beyitler göz ve hekimlik dünyasından imgeler kullanır. Sürme göz ilacıdır, ama âşık onun için ağlamaz, çünkü sevgilinin yolunun tozu zaten gözündedir; gelenekte yol tozu en değerli sürmedir. Dördüncü beyitte ayrılık zehir, vuslat panzehirdir; “kânûn” yine hem kural hem İbn Sînâ’nın tıp kitabını çağrıştırır (krş. Gazel 21). Mecma‘ metnindeki “bini” ve “Zehr içün” okuyuşları Pervâne’de “beni” ve “Zehr içen” biçimindedir; ikinci mısra Pervâne’ye göre “zehir içen, şifayı panzehirde bulur” diye anlaşılır. Son beyit aşkta korkusuzluğu över: pervasız âşık her işi yapabilir, inlemesi sevgiliye de işler.

Kemalpaşazâde ve Hilâlî

Nazmî’nin mecmuasında gazelin zemini Kemalpaşazâde’nin “Zâhir oldı gün yüzüñ âyîne-i eflâkden / Gitdi eşküm şeb-nemi bu dîde-i nemnâkden” gazelidir; Refîkî’nin bu zemine bir gazel daha vardır (Gazel 41). Pervâne Bey Mecmuası ise aynı kafiyede zemin olarak İstanbullu Hilâlî’nin “Cān virürsem ey göñül ol tīġ-i āteşnākden” gazelini gösterir. İki nüshada aynı beş beyit vardır, yalnız Pervâne sürme beytini sona alır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar