Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

İtmege rûşen-nazar hatt-ı leb-i cânânuma
Âb-ı çeşmüm ‘aynuñ oldı dîde-i giryânuma
Fitnedür gûyâ zuhûr itdi şarâb-ı nâbdan
‘Ârız oldı şol hat kim leb-i cânânuma
Cennet olmışken bahâr ile cihân senden cüdâ
Bâg u bend ü tâze gül nâr-ı cezâdur cânuma
Sâyebânum olsa dergâhuñ eger ben günlüge
Reşk iderdi bu yidi hayme benüm eyvânuma
Şol kadar yandum Refîkî hecr tennûrında kim
Dönebilsem bir yanumdan cehd idüp bir yanuma

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilimin dudağındaki ayva tüyünü görmek için gözüm aydın olsun diye, gözyaşım ağlayan gözüme göz suyu (ilacı) oldu.

2. Sevgilimin dudağı üzerinde beliren o ayva tüyü, saf şaraptan çıkmış bir fitne gibidir.

3. Dünya baharla cennete dönmüşken senden ayrı olunca bağ, çardak ve taze gül canıma ceza ateşi olur.

4. Güneşe karşı senin dergâhın gölgeliğim olsaydı, şu yedi çadır (yedi gök) benim eyvanımı kıskanırdı.

5. Ey Refîkî, ayrılık tandırında öyle yandım ki çabalasam da bir yanımdan öbür yanıma dönebilsem (Pervâne’de: dönemem).

Edebî ve Tarihî Yorum

Tandırda Dönen Âşık

Son beyit bir ocak başında geçer. Âşık ayrılığın tandırında yanmaktadır; tandırdaki et nasıl çevrilirse o da bir yanından öbür yanına dönmeye çabalar. “Yandum” (yandım) ile “yanum” (yanım, böğrüm) arasındaki ses ilişkisi beyti taşır. Mecma‘ metni “Dönebilsem” (keşke dönebilsem) diye bir dilek kurar; Pervâne nüshası “Dönebilmem” (dönemem) okur ve âşığın çaresizliğini daha sert söyler. Refîkî kebap ve ocak imgesini başka gazellerinde de kullanır (Gazel 22’nin son beyti).

Gazelin ilk iki beyti sevgilinin dudağındaki ayva tüyü üzerinedir ve ikisi de kapalı söyleyişler taşır. Matlada gözyaşı, göze sürülen bir ilaç gibi düşünülür; “âb-ı çeşm” hem gözyaşı hem göz suyudur ve ağlayan göz bu suyla aydınlanır. İkinci beyitte “‘ârız” kelimesi hem yanak hem “ârız olmak”, yani beliren, ortaya çıkan anlamına gelir; dudağın üstünde beliren tüy, saf şaraptan doğmuş bir fitneye benzetilir. Mecma‘ metninde bu mısra vezne tam oturmaz; Pervâne “‘Ārıż oldı ya‘nī ş’ol ḫaṭ kim” diye tamamlar. Dördüncü beyitte dergâh bir gölgelik, yedi gök de yedi çadır olur; sevgilinin kapısında gölgelenen âşığın eyvanı gökleri kıskandırır.

Şâmî ve Vasfî

Nazmî gazeli Şâmî’nin “Yüz suyıyla vardugumca cânib-i cânânuma / La‘l toldurur yaşum îsâr içün dâmânuma” beytine yazılan cevaplar arasında verir. Pervâne Bey Mecmuası aynı redifte kadılar zümresinden Vasfî Çelebi’nin “Ḫāl kim ḳonmış-durur la‘l-i leb-i cānānuma” gazelini zemin gösterir. Beş beyit iki nüshada da bulunur; dördüncü beyitte Pervâne’de “göynüge” vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar