Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Koymasun evbâşlar zâhidleri mey-hâneye
Yir virilmez âşinâ bezminde çün bîgâneye
Genc-i vasl-ı yârdur dünyâya gelmekden murâd
Yoksa bir dîvâne girmez bu asıl vîrâneye
Hâlüñüñ dâmına düşdüm şimdi cânâ gerçi kim
Kendüm âdem olalı meyl itmemişdüm dâneye
Râstî el yur gözinden sâkiyâ devrân ile
Bakmayan dogrı nazarla sen gözi mestâneye
Var imiş başında devlet kim irişdi zülfüñe
Yoksa kılca i‘tibâr itmezdi kimse şâneye
Leb nedür bilmek dilerseñ düş zekan çâhına kim
Bâde esrârını tuymaz düşmeyen peymâneye
Gelmeyüp ortaya kalurdı Refîkî şöyle hâm
İtmesem ta‘lîm eger yanmagı ben pervâneye

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayak takımı zahitleri meyhaneye sokmasın; çünkü tanışlar meclisinde yabancıya yer verilmez.

2. Dünyaya gelmekten maksat sevgilinin vuslat hazinesidir; yoksa hiçbir divane bu köklü (asıl) viraneye girmez.

3. Ey sevgili, şimdi beninin tuzağına düştüm; gerçi kendim âdem (insan; Âdem) olalı taneye hiç meyletmemiştim.

4. Ey saki, senin mahmur gözüne doğru bakışla bakmayan, doğrusu, devran içinde gözünden el yusun.

5. Saçının başında devlet varmış ki zülfüne erişti; yoksa kimse tarağa kıl kadar değer vermezdi.

6. Dudağın ne olduğunu bilmek istersen çene çukurunun kuyusuna düş; çünkü kadehe düşmeyen şarabın sırlarını sezemez.

7. Ben pervaneye yanmayı öğretmeseydim, Refîkî, o ortaya çıkamaz, öylece ham kalırdı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Âdem ve Tane

Üçüncü beyit bir kıssaya göz kırpar. Âşık şimdi sevgilinin beninin tuzağına düşmüştür; ben, tuzağın ortasına konan tane gibidir. Oysa şair “âdem olalı”, yani insan olalı hiç taneye meyletmemiştir. Bu söz, cennette yasak taneye uzanıp oradan çıkarılan Hz. Âdem’i hatırlatır: “Âdem” hem ilk insanın adı hem insan demektir, “dâne” de hem tane hem buğday tanesidir. Âşığın tuzağa düşüşü böylece insanlığın ilk düşüşüyle yan yana konur. Gazelin son beyti başka bir ters çevirme taşır: pervaneye yanmayı âşık öğretmiştir; Refîkî olmasa pervane ortaya çıkmaz, ham kalırdı.

Dördüncü beyitte şairin tanıdık bedduası yine karşımıza çıkar: sevgiliye “doğru nazarla” bakmayan, gözünden el yusun (krş. Gazel 42 ve 43). Beşinci beyitte tarağın “başında devlet” vardır, çünkü sevgilinin zülfüne erişmiştir; “baş” kelimesi hem tarağın üst kısmını hem talih deyimini karşılar. İkinci beyitte dünya bir viranedir; divanenin bu viraneye girmesinin tek sebebi orada saklı olan vuslat hazinesidir. Altıncı beyit dudak ile kadeh, çene çukuru ile kuyu arasında bir bağ kurar; şarabın sırrını ancak kadehe düşen bilir.

Pabuççu Hafî’nin Zemini

Gazelin zemini, iki derlemede de, Hafî’nin şu beyitle başlayan gazelidir: “Diñ iñen yüz virmesün âyîneyi cânâneye / Âşinâlık sûretin göstermesün bîgâneye.” Pervâne Bey başlıkta Edirneli Hafî’yi “ḫaffāf ṭāifesinden ümmī kimesne”, yani okuması yazması olmayan bir pabuççu olarak tanıtır. Refîkî’nin matlaındaki “âşinâ” ve “bîgâne” kelimeleri zeminin ikinci mısraından alınmıştır. Pervâne nüshasının beş beyti arasında tarak ve kuyu beyitleri yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar