Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün (hezec)

Yiter ‘ışk ehline ey dil mey ü mey-hâne vü sâkî
Vusûl-ı ‘akl u pend ile muhalât oldı mâ-bâkî
Cihân mey-hânesinden çün şarâb-ı şevkdür maksûd
Edir ke’sen ve nâvilhâ elâ yâ eyyühe’s-sâkî
Yazagör safha-i cânda rumûz-ı ‘ilm ü ‘irfânı
Yile mecmû‘a-i ten virmedin nâ-gâh evrâkı
Çıkargıl penbe-ı pindârı sa‘y it gûş-ı hûşuñdan
Sadâ-yı sad kala sît-ı safâ çün tutdı âfâkı
Mücidd ol tâ tecerrüd kebkini düşüresin dâma
Mukayyed ol ola kim olmayasın sayd-ı ıtlâkî
Refîkî hâk-i pây ol başlara tâc olmak isterseñ
Koma elden anı bulmak dilerseñ hüsn-i ahlâkı

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, aşk ehline şarap, meyhane ve saki yeter; akıl ve öğütle (Hakk’a) ulaşmak, gerisi, imkânsızlar arasına girdi.

2. Dünya meyhanesinden maksat şevk şarabı olduğuna göre: “Ey saki, bir kadeh döndür ve onu sun.”

3. Ten mecmuası yapraklarını ansızın yele vermeden can sayfasına ilim ve irfanın remizlerini yazmaya bak.

4. Akıl kulağından vehim pamuğunu çıkar ve çalış; çünkü safanın şöhretinin sesi (“sad kala”, anlamı açık değil) ufukları tuttu.

5. Gayretli ol ki tecerrüt kekliğini tuzağa düşüresin; bağlı (mukayyet) ol ki başıboşluğun (ıtlak) avı olmayasın.

6. Refîkî, başlara taç olmak istersen ayak toprağı ol; güzel ahlakı bulmak dilersen onu (alçakgönüllülüğü) elden bırakma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Ten Mecmuasının Yaprakları

Üçüncü beyit, nazire mecmualarının dünyasında okunduğunda ayrı bir anlam kazanır. Beden bir “mecmû‘a”dır, yani yaprakları bir araya getirilmiş bir defter; rüzgâr bir gün bu yaprakları dağıtacaktır. Şair, o vakit gelmeden can sayfasına ilmin ve irfanın işaretlerinin yazılmasını öğütler. Zeminde Nizâmî “yile virdi gül evrâkı”, sabah yeli gülün yapraklarını savurdu der; Refîkî gül yapraklarını bir mecmuanın yapraklarına çevirir. Şiirlerinin bugüne yalnız mecmualarda ulaştığı bir şairin ağzından bu söz, ister istemez dikkat çeker; ama beyitte kastedilen açıkça insanın bedenidir.

Gazel, Refîkî’nin bilinen şiirleri arasında en açık öğüt tonunu taşıyanlardan biridir. İkinci beyitte Arapça bir mısra yer alır: “Edir ke’sen ve nâvilhâ elâ yâ eyyühe’s-sâkî”, yani bir kadeh döndür ve onu sun, ey saki. Bu söz, Hâfız-ı Şîrâzî’nin divanını açan meşhur mısraın (“Elâ yâ eyyühe’s-sâkî edir ke’sen ve nâvilhâ”) iki yarısının yer değiştirmiş biçimidir. Beşinci beyit tasavvuf terimleriyle oynar: “tecerrüd” (dünyadan soyutlanma) bir keklik gibi tuzağa düşürülecek bir avdır; “mukayyed” (bağlı) ile “ıtlâk” (başıboşluk, mutlaklık) karşıtlığı, kendini bağlamayanın başıboşluğa av olacağını söyler. Dördüncü beytin ikinci mısraındaki “sad kala” ifadesi açık değildir; aktarım bu kısmı boş bırakır.

Konyalı Nizâmî’nin Zemini

Nizâmî’nin “Sabâ zülfüñ kohusından mu‘attar kıldı âfâkı / Cemâlüñ nüshasın gördi yile virdi gül evrâkı” gazeli iki derlemede de bu şiirin karşısında, zemin olarak durur; Pervâne başlığı Nizâmî’yi Konyalı ve bir şeyhzade olarak tanıtır. Pervâne’de beş beyit vardır; eksik olan, vehim pamuğu beytidir. Pervâne’de matla “Vüṣūl-i ‘aḳl-i bend ile muḥālāt ü mā-bāḳī” biçimindedir; ikinci beyitte “şarāb-i nābdur”, beşinci beyitte “Becidd ol” geçer.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar