Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Gözyaşı bilsem ne yüzden mevc urur deryâ gibi
Kim görinür anda encüm lü’lü’-i lâlâ gibi
Zerreveş çerh ile şevk ursam beni tañ eylemeñ
Sevdügüm bir dânedür mihr-i cihân-ârâ gibi
Nâfiz olsa kişver-i dillerde hükmüñ vechi var
Nâme-i hüsne çekilmişdür kaşuñ tugrâ gibi
Tîrveş ‘ışkuñ hevâsında sebükbâr olmadum
Râstî gam kaddümi ham itmeyince yâ gibi
Atlas-ı zer-befte virmem ki gil-i dîvâruñı
Ki gil olmaz çün şerefde atlas u dîbâ gibi
Cins-i hüsne nakd-i cân ile harîdâr ol ki hîç
Çıkmadı dehrüñ metâ‘ı sûret-i dünyâ gibi
Hâl-i ruhsâruñ gamından bir karâra sînede
Dâglar yakdı Refîkî lâle-i hamrâ gibi

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözyaşım neden deniz gibi dalgalanıyor bilsem; içinde yıldızlar parlak inciler gibi görünüyor.

2. Zerre gibi gökle birlikte şevkle dönsem şaşmayın; sevdiğim dünyayı süsleyen güneş gibi biricik (bir tane) birisidir.

3. Gönüller ülkesinde hükmün geçerse yeridir; güzellik fermanının başına kaşın bir tuğra gibi çekilmiştir.

4. Gam, doğrusu, boyumu yay gibi bükmedikçe aşkının havasında ok gibi hafiflemedim.

5. Duvarının çamurunu altın işlemeli atlasa vermem; çünkü şerefte atlas ve diba çamur gibi olamaz.

6. Güzellik malına can akçesiyle müşteri ol; dünyanın hiçbir malı dünyanın bu sureti gibi çıkmadı (beyit kapalıdır).

7. Ruhsarındaki benin gamından Refîkî, kırmızı lale gibi göğsünde kalıcı dağlar yaktı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kaşın Tuğrası

Üçüncü beyit bir divan kâtibinin gözüyle yazılmış gibidir. Padişahın fermanının başına çekilen tuğra, belgenin geçerliliğinin işaretidir; tuğrası olmayan ferman hüküm taşımaz. Refîkî sevgilinin kaşını “nâme-i hüsn”ün, güzellik fermanının başına çekilmiş bir tuğraya benzetir: kaşın kavisli çizgisi tuğranın kıvrımlarını andırır ve bu yüzden sevgilinin hükmü gönüller ülkesinde “nâfiz”, yürürlüktedir. Ömrünün büyük kısmını Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde divan kâtipliğiyle geçirmiş bir şairin bu imgeyi seçmesi, mesleğinin şiirine yansıması gibi görünür; ama şiir bunu kendisi söylemez.

“Gibi” redifi öteki beyitlerde bir benzetmeler dizisi kurar. Matlada gözyaşı deniz gibi dalgalanır ve içinde yansıyan yıldızlar inciye döner; Köksal neşri bu beyitte “lü’lü’” (inci) kelimesindeki hemze işaretlerini korur. Dördüncü beyitte okun hızı yayın bükülmesine bağlıdır: âşığın boyu gamla yay gibi bükülünce aşkın havasında ok gibi hafiflemiştir; “râstî” kelimesi hem doğrusu hem dümdüz anlamıyla okun düzlüğünü de çağrıştırır. Beşinci beyitte sevgilinin duvarının çamuru altın işlemeli atlastan değerlidir. Altıncı beytin ikinci mısraı kapalıdır ve aktarım yalnız bir okuma önerir. Mahlas beytinde lale, ortasındaki kara lekesiyle göğüste yakılmış bir dağa benzetilir.

Safî Zemini

Nazmî gazeli Safî’nin “Bitmedi bir verd-i ahmer ol ruh-ı zîbâ gibi / İrmedi bir serv-i ra‘nâ ol kad-i bâlâ gibi” matlalı gazeline cevap olarak sıralar. Zeminde sevgilinin yanağına ve boyuna benzer bir gül ya da servi bulunmadığı söylenir; Refîkî “gibi” redifini benzetmenin kendisini öne çıkaran bir dizi imgeyle doldurur. Gazel, Pervâne Bey’in derlemesinde yer almaz.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar